Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kitap İçinde Kitap




Toplam oy: 6
Yazma, yayımlama ve baskı ile ilgili birçok meseleye çocuksu bir üslupla değinen Gelmiş Geçmiş En Kötü Kitabım, kitabın oluşum süreciyle bir yazarın yazma serüvenini gerçekten iyi ve eğlenceli bir kurguyla çocuk okuruna sunuyor. Ayrıntılara boğmadan ana hatlarıyla süreci özetleyen eser aynı zamanda yazarın gündelik hayatından da kesitler aktararak bir yazarın kendi gibi bir insan olduğu fikrini de çocuğa veriyor. Talihsiz bir kitabın başına gelenleri eğlenceli kurgu, dil ve iyi bir illüstrasyonla anlatan bu kitap sanırım çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekecektir.

Çocuklar okumayı sever evet ama kitabı yazan kişinin nasıl yazdığını, nelerden etkilendiğini de acayip merak ederler. Konferans ve imza günlerimde sıkça karşılaştığım soruların başında geliyor bu: “Nasıl yazıyorsunuz, nerede yazıyorsunuz, kimden ilham alıyorsunuz, kitap nasıl yapılıyor?” Yazarın kitabının raflara çıkıncaya kadarki serüveni çocukların ilgisini çekiyor. Peki bu süreci anlatmak yerine bir masal halinde okumak eğlenceli olmaz mıydı? İşte böyle bir kitap, yazar Allan Ahlberg’in yazdığı Gelmiş Geçmiş En Kötü Kitabım isimli eser.

 

Doğrusu bir kitabın ortaya çıkma serüvenini masalsı bir atmosferle ve küçük nüansları atlamadan sunma becerisiyle dikkate değer bir kitap bu. Aklında timsah ile ilgili bir hikâye yazmak olan yazar bunu kâğıda dökmek için yazı masasına oturuyor oturmasına ama işler o zaman başlıyor işte. Sonuçta iyi bir fikir harika bir başlangıç olsa da tek başına yeterli bir şey değil. Dış müdahalelerden bağımsız değil çünkü hiçbir şey. Evin yaramaz kedisinin masadaki fincanı kâğıtların üstüne devirmesiyle başlayan aksiliklerin ardı arkası kesilmiyor. Buna bir de kâğıt yiyen salyangozları, zırt pırt odasına dalan çocuklarını ve yaz tatilini de ekleyin. Bütün bu zorlu süreçleri atlatan ve hayal ettiği kitabı bitiren yazarın işi bitiyor mu dersiniz? Bitmiyor elbette.

Yazdığı metnin resimlenmesi aşaması var bu süreçten sonra. Kendi kitabının kahramanı olan yazarımız önce hikâyesini resimlendirmek için illüstratör arkadaşına gidiyor. Timsahı çok sıkıcı bulan illüstratör timsah yerine bir suaygırı çiziyor ve bunun daha iyi olduğunu söylüyor. Çizerini timsah yapmaya ikna eden yazar bir hafta sonra çizerle beraber yayınevine gidiyorlar. Yayınevindeki editör yazara timsahı dinozorla değiştirmesini öneriyor. Tasarımcısı süslü yazı tiplerinden bir kitap fikri sunuyor vesaire… Bütün bu fikirlere karşı mücadelesini sürdüren yazar hepsini ikna ediyor ve kitap baskıya gidiyor.
Ama olay burada bitmiyor tabii. Matbaada kitap basılırken matbaacının dört yaşındaki kızının çikolatalı el izleri kitaba basılıyor. Bununla da kalmayıp küçük kızın o sırada sayfaların yerlerini değiştirmesiyle ortaya yazarı hayal kırıklığına uğratan kitabı çıkıyor. Yazarın ‘gelmiş geçmiş en kötü kitabım’ dediği bu kitabı onu üzüyor ama o bütün bunları unutup örümcekler hakkında bir kitap yazmaya koyuluyor.
Eğlenceli bir kurgu
Yazma, yayımlama ve baskı ile ilgili birçok meseleye çocuksu bir üslupla değinen Gelmiş Geçmiş En Kötü Kitabım, kitabın oluşum süreciyle bir yazarın yazma serüvenini gerçekten iyi ve eğlenceli bir kurguyla çocuk okuruna sunuyor. Ayrıntılara boğmadan ana hatlarıyla süreci özetleyen eser aynı zamanda yazarın gündelik hayatından da kesitler aktararak bir yazarın kendi gibi bir insan olduğu fikrini de çocuğa veriyor. Bir kitabın arkasındaki fikri ve aktörleri görünür kılan kitap, bir yazarın bakış açısıyla yazıldığı için elbette çizerin, editörün ve tasarımcının emeklerini bir müdahale olarak görme eğilimini barındırıyor. Belki de bu her yazarda olan bir şeydir: Kafasında kurduğu dünyanın ve kelimelerinin aynen aktarıldığı bir kitaba hiç ulaşamama duygusu…
Talihsiz bir kitabın başına gelenleri eğlenceli kurgu, dil ve iyi bir illüstrasyonla anlatan bu kitap sanırım çocuklar kadar büyüklerin de ilgisini çekecektir.

AYRILIK VE ÜZÜNTÜYE DAİR
Küçük çocuklar hayatta karşılaştıkları zorlukların üstesinden nasıl gelir? Bir ayrılıkla öğrendiği üzüntüyü nasıl atlatır? Herhalde onun üzüntüsünü alacak en etkili yöntem, ruh dünyasına uygun bir anlatım ve masal uydurmaktır. Çünkü bu yaştaki çocukların olaylara bakışı, yaşadığı kırgınlık ve üzüntüler biz büyüklere benzemez. Bu hikâye de tam bu konuya eğilen başarılı bir çalışma. En yakın arkadaşı olan Kuzi isimli kedisinin kaybolmasıyla büyük bir boşluğa düşen küçük bir çocuğun hikâyesini anlatıyor kitap. Kedisinin kaybolmasıyla birlikte yaşadığı acıyı annesinin söyledikleriyle katlanabilir kılıyor küçük çocuk. Arkadaşlığı, acıyı ve hüznü ele alan Kuzi, dokulu siyah beyaz çizim tekniğiyle de ayrıcalıklı bir yerde duruyor. 4 yaş ve üzeri çocukların seveceği bir eser.
BEN ÇOCUK OLSAM…
.Bu kitabın içinde anlatılan kitabın oluşum hikayesini keyifle okurdum. Okuduğum kitapların aslında ne kadar büyük bir emekle hazırlanmış olduklarını fark eder ve kitaplara başka bir gözle bakardım.
• Kitabın dili kadar eğlenceli bulacağım şey de resimlenmesi olurdu. Kitaptaki metnin ruhunu çok iyi aksettiren bu çizimlere de bayılırdım.
• Kitabın baskı kalitesi ve kare şeklindeki ebadı da ilgimi çekerdi.

BEN ÇOCUK OLSAM…
• Kedinin kaybolmasına elbette üzülürdüm ama onu hayalimde ve kalbimde yaşatmanın da yollarını öğrenmiş olurdum.
• Kitabın resimlenmesini beğenirdim. Kitabın sade metinleriyle uyum sağlayan çizgiler hoşuma giderdi.
• Kitabın karton kapak cildi ve iç baskısı hoşuma giderdi. Kitaplığımın başucuna koyacağım bir kitap olurdu bu.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.