Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

''Kitaplar Bana Büyük Kararlar Almamayı Öğretti''




Toplam oy: 8
Şair, editör ve matematik öğretmeni kimlikleriyle tanıdığımız Hayriye Ünal’a ilk yayınladığı şiirinden, şiir, teori ve eleştiri dergisi Buzdokuz’un yayın hayatına başlamasına kadar birçok şey sorduk. Ünal, Buzdokuz’un yayın hayatına başlamasını “İnandığımız işi inandığımız şekilde yapmanın tek yolu” olarak ifade ederken; “Heyecanlı, sancılı, karanlık yanları da olan bir kulis dünyasıdır” sözleriyle dergiciliğe bakışını da açıkladı.

Kelimeleri hikâyeleri ile birlikte düşünürüm. Birer insan gibi yaşamları ve dönüşümleri vardır kelimelerin. Onun seyrini izlerim. Anlamları dışında görünüşleri ve tipografik hareketleri ilgimi çeker.

 

Yayımlanan ilk şiirimin adını anımsıyorum. “Gözleri Kamaşanlar İçin Üç Kısa Şarkı”. Eserlerimi yazma koşullarıyla ve başıma gelenlerle birlikte anımsarım. Bilhassa kötü muamele edilen bazı eserlerimin verdiği duyguya çok saygı duyarım. Yaydığı mesajın kaderine ettiği etkinin bilincinde olmadan güvenle iki kapak arasında sakince kalır.

 

Çok eskiden beri dergilerin mutfak tarafındayım. Heyecanlı, sancılı, karanlık yanları da olan bir kulis dünyasıdır dergi. Çok fazla sır ve bilgi kulağınıza erişir. Sizi, insanların zaaflarına yakından tanık eder. Ancak eserlerin doğuşlarına da tanık olur ve bir tür hakikat ebesi olursunuz. Bence renkli ve keyifli bir dünya bu.

 

Şiirin teorik yanı çok güçlü ve eski. Hikâye ise genç ve biraz da moda bir tür. Sosyal medyanın “story” atma, “flood” anlatma, “şimdi başıma gelen … olayı anlatmak istiyorum ++” zincirleri ile hikâye türünün kipleri çok uyum sağlıyor. Hikâye, insanın yaşayan tarafının kanıtı olarak daha mütevazı bir tür. İyi hikâyeciler nadiren Türkçeye iniyor. Şiirse atavik yönünü de anımsatarak geleceği biçimlendirecek bir güce sahip, inşacı ve iddialı bir tür. Şiir, gerçekten şiir olmuşsa tüm sözel birikimin bir çekirdeği gibi sımsıkıdır.

Okumak, bende yazmanın ön eylemi. Yan eylemi. Okuduğum sürece kilitler açılır, zihnimin koridorları birbirine bağlanır ve fikirlerle dolarım.
Kitaplar bana büyük kararlar almamayı öğretti. Tabii şu oluyor, bazen yaşamdaki bir tipi kitapta da görmüş oluyorum, çok benzerini mesela. Derhal farklara odaklanıyorum. Çünkü “başkasının gerçeği” hakkında bilgiçlik taslamamam gerektiğini öğreten filozofları da okudum. Felsefeden öğrendiğim en derin şey “fark”tır.
Rock, metal ve insan sesli klasik müzik seviyorum. Rap dinliyorum. Auteur dediğimiz felsefesi ve gözü olan yönetmenleri beğenirim. Atilla Dorsay kitabına isim yaparak Sinemayı Sanat Yapanlar dedi onlar için. Bir klasiktir belki ama Bergman, Fransız Yeni Dalgası, sonradan sevdim Türk sinemasındaki klasikleri; mesela Erksan. İtalyan auteurler hemen hepsi çok iyi. Rusya, İran filmleri bir şekilde kalitesine dair olumlu fikrim olup kanımın çok ısınmadığı işler. Yenilerde Kore atılımda, çoğunun adını bile bilmediğim filmler izledim. Çok başarılı.
Mevcut bağlamların, ortamların ifade etmek istediklerime, projelerime dar geldiğini ya da daha doğru bir ifadeyle elverişsiz olduğunu ‘eskisinden daha yoğun’ hissetmeye başlamıştım. Yanlış anlaşılmasın. Yazı ve şiirlerim hoşnutsuzlukla karşılanmadı hiçbir zaman. Bilakis en çok talep gördüğüm zamanlardı belki de. Konu H. Ünal olarak ben değilim yalnızca. Çevremdeki nitelikli eleştirmen ve şair arkadaşlarım da benzer şeyler hissediyordu. İnandığımız işi inandığımız şekilde yapmanın tek yolu Buzdokuz idi. Elbette yapabileceklerimizin de ötesini hayal ederek giriştik buna.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.