Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

KomşudaPişen// Ocak 2013




Toplam oy: 1039

KomşudaPişen'in ikinci bölümünden merhabalar,

 

Edebiyat dergilerine gömülü ve dolu dolu geçen bir ayın sonunda yine gizli saklı hazinelerin ufak bir kaydını tuttuk.

 

 

Girizgaha hiç takılmadan başlayalım bir an önce o halde!

 

 

 

 

 

 

Üçüncü Mevki

 

 


 

 

 

Eyüp - Tutku Tuncalı

 

 

 

 

Soluk alıp veren, yaşayan, hatıralar biriktiren bazen de ömrünü tamamladığına şahit olduğumuz semtler bizim 50-60 yıllık kısacık yaşamlara yana yakıla anlamlar atfedişimizi gördükçe gülüyor mudur? Yüzlerce yıllık bedenleri, sesleri kahkahaları taşıyan Eyüp’ün mezar taşları kaç çocuğa saklambaç alanı olmuştur? Tutku Tuncalı'nın incelikli öyküsü "bazı gerçekler ölümlüdür, gel biz masal olalım" diye başlıyor, Attila İlhan’ın şu aşağıdaki mısralarıyla sona eriyor. Biz fanilere de beton bloklarımızdaki masalarda oturup eşyanın ruhuna içlenmek kalıyor.

 

 

hayat zamanda iz bırakmaz
bir boşluğa düşersin bir boşluktan
birikip yeniden sıçramak için
elde var hüzün

 

 

 

 


 

 

 

Notos

 

 

 

 

 

 

Notos Öykü'den bu ay yalnızca bir öykü seçmek öylesine zor oldu ki hangisini okusam aklım / gönlüm diğerinde kaldı. Ne yaptım ettim sonunda iki seçeneğe indirebildim.
 

 

 

 

Gazap - Ayfer Tunç

 

 

Ayfer Tunç’un yakın zamanda yayınlayacağı yeni romanından bir bölüm olan Gazap vicdan ve çocukluk ilişkisini kulak ardı ettiğimiz hikâyeleri iç sıkıntısını ve rakıyı getirip koyuyor önümüze. Okunduğunda yeni roman için sabırsızlanmamak mümkün değil.

 

"Madenci duygusal taşlaşma çağına geçtikleri kanısında; insanın giderek daha az kelimeyle konuştuğunu, incelikli duyguları daha az hissettiğini, bu ikisinin arasında kesinlikle bir ilişki olduğunu düşünüyor."
 

 

 

 

 

Muamma - Gaye Boralıoğlu

 

 

Hep dillere destan aşkları, bir gün dahi olsun birbirinden sıkılmayan çiftleri okudukça ruhu daralanlara ilaç niyetine. Terzi Mükerrem bey ile eşi hanımefendilerin durgun hikayesi.

 

 

Mükerrem bey'in kalbi beni sever mi acaba? Daima alacakaranlıkta yol arayan zihnine bir nebze olsun ışık tutmuş muyumdur? Beni gördüğünde, her zaman değil elbet, bazı zamanlar bir kıvılcım yanıp sönmüş müdür ruhunda?
 

 

 

 

 


 

 

Kitap-çı

 

 

 

 



Piyasadaki birçok edebiyat dergisinden farklı olarak Kitap-çı'nın değerlendirmelerinin çoğu değişik kitabevlerinin çalışanları tarafından kaleme alınıyor. Yanı sıra çocuk kitaplarının gerçek okuyucuları olan çocuklar tarafından değerlendirilmesi de dergiyi dikkate değer kılan bir başka özellik.

 

 

 

Derginin 3. sayısında dikkatimizi en çok çeken bölüm ise direkt edebiyatla ilgili olmamasına rağmen özellikle sokak sanatı denen şeyin sadece duvar yazılarından ibaret olmadığına vurgu yapan değişik bir röportaj çalışması oldu. İstiklal Caddesi'nde bir kez dahi yürümüş olsanız da mutlak surette rastlayacağınız sokak müzisyenleriyle tanışan, İstiklal Caddesi'nde Galatasaray Lisesi'ni biraz geçince elektronik sazıyla sizi karşılayan Muttalip Kaynak, metroda soğuk nemli Karadeniz havasını estiren Bahrettin Bıçakçı'dan hayat hikâyelerini, kim olduklarını öğrenen Kitap-çı bu çalışmasıyla orijinal bir işe imza atıyor.

 

 

 

 


 

 

 

 

İtibar

 

 

 

Ölürsem Görürüm - Müzeyyen Çelik

 

 

 

Sema Dindoruk 16 yaşında. Kendi başına hiç yürüyememiş, yataktan hiç çıkamamış, gözleri hiç görmemiş. Akraba olan annesiyle babası ona sorsalar dünyaya gelmek ister miydi bilinmez. Doktorlar en fazla bir yılı var diyor. Onun ise bir yılı beklemeye dahi sabrı yok. Cenneti görmek istiyor.

 

 

 

Müzeyyen Çelik'in iç sızılarına gark eden öyküsünden ders çıkarmak ya da güçsüz insanın güçlü maneviyatla direnişini (ya da bekleyişini) seçmek elbette okuyucuya kalmış ama akraba evliliklerinin eskisi kadar yaygın olmasa da hala yaşandığı diyarlarda gözden uzakta yaşayıp sessizce ölen insanları görmezden gelmeye çalışmak bu öyküden sonra mümkün değil.

 

 

 

Allahım sen büyüksün, ben büyüyemedim, sen görürsün ben göremem, kulaklarımla ellerimle eşyaları, renkleri görmekten yoruldum. Koşamamaktan, bir yerlere çarpmaktan, hiç görmediğim insanların, kendimin dahi nasıl olduğunu bilememekten yoruldum. Sen göster bana. Zaten kısa olurmuş ömrüm, daha da uzatma.

 

 

 

 


 

 

Hece Öykü

 

 

 

 

 

 

 

Sevgi Büyük – Mihriban İnan Karatepe

 

 

 

Sevgi büyük kırk yedi yaşında, beş çocuğu var. Nedendir bilinmez çocuklarının isimleri (evet oğlu da dahil) Gülhatun, Badegül, Güler, Songül ve Gülahmet.Tolstoy’un dediği gibi, bütün mutlu aileler birbirine benzer ama mutsuz her ailenin kendine özgü bir hikayesi var. Büyük ailesinin de var. Sevgi Hanım’a bakmakla yükümlü tüm çocukları kendi aralarında bu görevle başa çıkmaya çalışıyorlar. Bir de Tekir ile Çomar var. Onların görevi  ise… Onların görevi sonradan çıkıyor ortaya.

 

 

 

Bir an ne yapacağını bilemedi. Kediye baktı. Olduğu yere çöktü. Kedi, ayaklarına dizlerine sürünsün, bir varlık göstersin istedi. Sırtından bir yük kalkmış kadar hafiflemişti bir yandan… Kurtulmuş, dedi. Sonra yağmur gibi gözyaşı döktü. Oh mu demişti, ah mı? Kendini suçladı. Ağladı, çok ağladı.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

(Manşet görseli James Tissot'a aittir.)

Yorumlar

Yorum Gönder


Gülşen hanım merhaba.Neden Şubat yazınız yayınlanmadı acaba? Biz yine dergilerimizi aldık bu ay da ama sizden de yorum bekliyoruz :)

45%
55%

Gülşen yeni bir soluk getirdin siteye. Hemen alacağım bu dergileri de bu ay.

50%
50%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

İstanbul’da yaz mevsiminin ayak sesleri duyuluyordu. Üniversitedeki bahar döneminin son dersinde felsefe hocam Cemil Güzey, okuma listesi çıkardı. Uzayıp giden listede bir kitap ismi hemen gözüme çarptı; Kadınlar, Rüyalar, Ejderhalar. Bu üç kelimeyi yan yana okuyunca heyecanlanmıştım.

*Paul de Senneville/Mariage d'Amour (Aşk Evliliği) bu yazıya eşlik edebilir.

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.