Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kötülüğü hak etmek!




Toplam oy: 1246
Nuri Bilge Ceylan'ın en edebi filmi olan Kış Uykusu, yoksul sınıfın onuru ile burjuva aydınının ikiyüzlülüğü ve gerçeklerden uzaklığı arasında kocaman bir dünya kuruyor.

"Kötülüğe karşı koymamak hakkında ne düşünüyorsun?" Uzandığı kanepesinden Aydın'a bu soruyu soran Necla, Çehov'un dünyasından Kış Uykusu'na usulca sızmış adeta. Aydın'a rahatsız edici sorular soran, onun yazılarını ve düşüncelerini eleştiren Necla, İyi İnsanlar'ın Vera Semyonovna'sı bir anlamda.

 

"Kötülüğe karşı koymamak" üzerine uzunca tartışıyor Aydın ve Necla. Bir sahne sonrasında Aydın'ın eşi Nihal de katılıyor bu sohbete. Nuri Bilge Ceylan bu meseleyi filmin tam göbeğine yerleştirmiş. Necla, sorusuna karşılık Aydın'dan örnek vermesini değil, mantıksal bir açıklama yapmasını istiyor. Aydın, kardeşinin ne demek istediğini anlamıyor, sorunun anlamsızlığına öfkeleniyor, Necla ise konunun gayet basit olduğunu anlatmaya çalışıyor. "Mesela bir gün hırsızlar seni soymak istiyorlar, ama sen onlara karşı koymuyorsun..." Aydın'ın öfkesi konuşma ilerledikçe daha da artıyor, Necla aklındakini biraz daha netleştiriyor: "Kötülüğe karşı koymazsak dünya daha iyi bir yer olabilir mi?"

 

Necla nasıl bir kötülükten ve "kabullenme"den bahsediyor? Karakterlerin kendi evrenlerindeki kötülük nerede açığa çıkıyor ve filmin kötü adamı kim? Nuri Bilge Ceylan, karakterlerini salt iyi-kötü ya da haklı-haksız diye kodlamadığı için bu soruları kurcalamak adına bütün karakterler üzerinden bir zihin pratiği yapılabilir belki ama asıl olarak Aydın'a odaklanmak gerektiği açık. "İki kuruşluk" kirayı geciktirdiği için kiracısını evinden çıkartmak isteyen Aydın, cömert bağışlarla insanlara yardım etmeyi ihmal etmeyen bir karakter sonuçta! Doğadaki tavşanı öldürüp mağaraya hapsettiği atı özgür bırakan, karısına sürekli, "Seni tutan yok," dese de onu eve hapseden bir adam. Çelişkileriyle yüzleşmektense verdiği cevapları vicdanına göre ayarlıyor Aydın. Evine gelen -ve bir din adamı olan- Hamdi'nin ayağının kokmasını yerel bir gazetedeki köşesinde yazdığı yazısında genel bir analize dönüştürebiliyor. Sonraki sahnede adamın uzun yolu yürüyerek geldiğini öğrendiğinde ise sadece şaşırıyor!

 

İyilik, vicdan, ahlak, merhamet

 

"Bir kenti görmek için balona binip havalansan ister istemez kırları, ağaçları, ırmakları görürsün. (...) Bana öyle geliyor ki, çağımızın düşüncesi aynı noktaya çakılıp kalmış, bir adım ilerlemiyor. Şimdiki düşünce tarzımız önyargılara dayanıyor, o yüzden uyuşuktur, korkaktır, tutucudur. Seninle ben yüksek dağlara tırmanmaktan nasıl korkuyorsak, düşünürlerimiz de geniş, dev adımlarla atılım yapmaktan çekiniyor." (Çehov, İyi İnsanlar)

 

Aydın'ın kötülüğü saf kötülük değil elbette. Onu "kötü" yapan şey, kendi zihninden, yaşadığı dünyadan çıkamaması, etrafındaki insanlara uzak kalması. (Sezon dışı olduğu için ölü hale gelen turistik bölge gibi Aydın ve diğer karakterler de uykuda. Evlerinden çıkamayan, dışarıya sadece kendi pencerelerinden bakabilen insanlar...) Ceylan, Çehov'un 19. yüzyıl aydını için yazdıklarını yaşadığı çağa ve kendi toplumuna uyarlarken zor olanı yapıyor ve karakterlerinin yaşamını sadece filmde gördüklerimizle sınırlamıyor; uzun ve katmanlı diyaloglar sayesinde Aydın'ın, Necla'nın, Nihal'in, Hidayet'in, İsmail'in ve Hamdi'nin geçmişine ve geleceğine uzanan zaman çizelgesi de yaratıyor. Bu sayede karakterlerin hangi davranışı neden yaptığını, neyi nasıl düşündüğünü anlamak mümkün oluyor. (Bu "anlamak" kısmını da açmak gerekiyor; Ceylan dramatik olarak çizgileri belli karakterler yaratmadığı için en küçük bir düşünce ya da hareket üzerine birçok pencere açarak, farklı bakış açılarını sinemaya dönüştürmeyi beceriyor. Seyirci hangi karakterin iyi ya da kötü, kimin haklı ya da haksız olduğuna kanaat getiremiyor.) Aydın'ı "kötü" olarak konumlandırabileceğimiz ilişki belki de evliliği. Nihal'i kendisine esir eden Aydın, alt sınıftan bir karakter olan öğretmen Levent'ten karısını kıskandığında Nihal'in zayıf noktasını kullanarak onu ezmeye çalışıyor ve bunda gayet başarılı da oluyor. Bu sahnede aklımıza Necla'nın/Vera'nın "kötülük" hakkındaki sözleri geliyor. Nihal, Aydın'ın kötülüğüne karşı koy(a)mayarak nasıl bir hayata sahip oluyor? Nihal, Aydın'dan ne kadar farklı, Aydın'ın dünyasına ne kadar uzak? Film boyunca "hak etmek" ve "kabullenmek" kavramlarını ince ince işleyen Ceylan, -Dostoyevski ve Camus'ye uğrayarak- "ahlak"ı hem bireysel hem de toplumsal olarak masaya yatırmayı başarıyor. Başka bir sahnede ise Aydın, Nihal ve arkadaşına kendisinden yardım isteyen bir mektubu okuduktan sonra üçü birlikte yardım edip etmemeyi karara bağlarken iyiliği de "hak etmek" üzerinden tartışıyorlar. (Ceylan, burada karakterlerinin sadece sınıfsal konumunu kullanmıyor, aynı zamanda onların vicdanı yorumlama biçimlerini de açık ediyor.) Böylece "hak etmek", "acımasız" ve dogmatik bir olgu olarak hikayedeki yerini bulmuş oluyor.

 

 

"O gün iyiler cennete gidecekler, kötüler de hiç sönmeyecek olan ateşe, sonsuza dek yanmaya, iki gözüm. Benim anneme Maria'ya da şöyle söyleyecek Tanrı: Hiç kimseye bir kötülüğünüz dokunmadı, bu yüzden sağa cennete gidin siz..." (Çehov, Köylüler)

 

Temel olarak Kış Uykusu'nu Çehov'un hikayeleri üzerine kuran, hatta birçok bölüm ve tiradı birebir filmine yerleştiren Nuri Bilge Ceylan (özellikle İyi İnsanlar öyküsündeki bazı pasajları, Köylüler öyküsündeki betimlemeleri ve ruh halini kusursuz bir şekilde kullanıyor), meseleyi –ülke ve toplum bazında– küçültmeyi becerebildiği gibi en küçük detayına kadar (tren istasyonundaki bankın kapı tarafına doğru kaymayı soğuk nedeniyle reddeden adam bile mizahi bir unsur olarak dursa da aslında Ceylan'ın senaryosuna ve meseleye hâkimiyetini gösteren güçlü bir detay) karakterlerinin/toplumun ayrıntılı haritasını çıkarıyor. Ve bunu yaparken çok sevdiği ve referans verdiği büyük yazarlardan ödünç aldığı iyilik, vicdan, ahlak, merhamet gibi kavramları da roman tekniği ve derinliğinde ele alıyor.

 

Nuri Bilge Ceylan'ın en edebi filmi olan Kış Uykusu, yoksul sınıfın onuru ile burjuva aydınının ikiyüzlülüğü ve gerçeklerden uzaklığı arasında kocaman bir dünya kuruyor. Her bir sahnesi hakkında uzun uzun konuşmak, düşünmek ve tartışmak gerekiyor. Shakespeare'den Dostoyevski'ye edebi referanslarıyla, -Ceylan'ın kendisini de ayrı tutmadığı ve bu sebeple benzeri tartışmaları konu alan filmlerden ayrılan- sınıfsal analizleriyle, yarattığı karakterler ve elbette sinemasal tercihleriyle etkileyici bir deneyim Kış Uykusu.

Yorumlar

Yorum Gönder


Selamlar
Bu filmi birkac kez izledim ve uzerinde cok dusundum.
Yazinizda tren garinda kapi yaninda oturan adamla alakali yorumu tam anlayamadim
Bana gore filmdeki tek gercek kisi o idi. O an da tabi.
Siz yorumunuzu acarsaniz cok memnun olurum
Selamlar sevgiler
Cagri balban

39%
61%

Merhaba,
Kış Uykusu'nu ve NBC filmlerini izleyen biri olarak yazınızı çok beğendim.
Özellikle "anlamak" konusuna değinmeniz dikkatimi çekti.
Kaleminize sağlık.

48%
52%

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.