Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Kütüphanede Geçen Bir Küçük Prens




Toplam oy: 11
Kitapları Kurtaran Kedi, Japonya’nın en önemli yazarlarından Sosuke Natsukawa’nın Türkçeye çevrilen ilk romanı. Roman, konusu itibariyle bir gençlik kitabı gibi görülse de, kitap düşkünü yetişkinler için tuhaf bir nostalji barındırıyor.

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Sosuke Natsukawa, kitapları Japonya’da milyonlar satan bir yazar. İlk kitabı Tanrı’nın Tıbbi Kayıtları’yla coğrafyanın en önemli ödüllerinden Shogakukan Kurgu Ödülü’nü kazanmış; aynı zamanda, yazarlığın yanı sıra doktorluk da yapıyor. Kitapları Kurtaran Kedi yazarın Türkçeye çevrilen ilk kitabı. Romana girmeden önce, çevirmen H. Can Erkin'in yine ustaca bir iş çıkardığı notunu düşmeli.
Rintaro Natsuki, bir kitapçıda büyüyen bir lise öğrencisi. Kısa boylu, gözlüklü ve şişman; sıradan bir genç, bir korku filmi olsaydı bu kitap, o yüksek ihtimalle ilk ölenlerden olurdu. Kendisini kitaplara vermiş bir öğrenci Rintaro, anne babasının ölümünden sonra vaktini dedesiyle geçirmiş, haliyle, kitapçı olan dedesinden okuma alışkanlığı edinmiş. Dedesinden sonraysa, kitapçı kendisine miras kalıyor: Natsuki Kitabevi. Şehrin kıyısında, küçük bir sahaf olan bu yerde, bulunması güç, ticari olarak pek bir beklenti vadetmeyen kitaplar yer alıyor.
Küçük prensin yerine bir kedi
Rintaro, kitapçının içinde otururken bir gün, karşısında bir kedi beliriyor; bu hayali arkadaş, kendisine hem dedesinin yasını unutturacak, hem yalnızlığına derman olacak. Peki ama nasıl?
Kitapları Kurtaran Kedi, kütüphaneler evreninde geçen bir tür Küçük Prens olarak nitelendirilebilir. Şablon olarak bir hayli benziyor Küçük Prens’e; küçük prensin yerini bir kedi alıyor, gezegenlerin yerini kütüphaneler ve yolculuk başlıyor Tekir, kitabımızda bir rehber konumunda ve Rintaro’ya kitaplar arasında geçen bir evrende yol gösteriyor. Amacımız kitapları kötü sahiplerinden kurtarmak... İlk durak, kitapların kapaklarını açmayan, onları sadece süs eşyası olarak gören okur. Üstünde tek bir kırışık bile olmayan binlerce kitabı sadece sahip olma duygusuyla evine dizen bir okuru ziyaret ediyor Rintaro ve Tekir ve sesleniyorlar: “Kitapları kurtarmaya geldik”. Bir diğer okur, kitapları kısaltan ve böylelikle onları birkaç dakikada okunabilir hale getiren bir proje üstünde çalışıyor. “Şu an üzerinde çalıştığım Goethe’nin Faust eseri. Hedefim bunu iki dakikada okunabilir hale getirmek. Fakat bir hayli dişli bir eser.” Rintaro ve Tekir, bu okuru da ikna etmek zorunda.
Küçük Prens’in iş insanının gezegenine gittiği bölümün yerini burada tekelci, kitaplara sadece bir meta gözüyle bakan bir yayıncı alıyor denebilir. Kralın gezegeni, yerini kitapları sahip olmaktan ibaret gören, kitaplarını açıp okumayan bir okur profiline bırakıyor. Tekir ve Rintaro, kitapları bu sahiplerinden kurtarmak zorundalar; işleri hayli zor. Kitap bu yönüyle, biraz öğretici, didaktik görünüyor olabilir. Ama kitabın vaadi, tüm bu bariz okur profilleri ve konu arasındaki gezintinin size sunduğu o nostalji duygusu. Çözmeniz gereken bir metaforlar diyarı bahşetmiyor size. Her şey ortada, vermek istediği mesaj açık. Gençlere daha çok hitap ediyor gibi görünse de, aslında tam da yetişkinlere yönelik yazılmış bir roman. Her yanımızdan bir pop-up’ın fırladığı bu medya ortamında, Kedi’yi okumak eğlenceli bir ara olabilir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Geniş kütüphanelere sahip olan insanlar, “kütüphane sahibi” olmanın gerçekten ne anlama geldiğini en iyi bilenlerdir. Bilhassa bir şehirden başka bir şehre taşınmak söz konusuysa kütüphane sahibi için olmasa da kütüphanenin nakli onu taşıyanlar için bir işkenceye dönüşebilir.

Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden Julio Cortazar’ın, 1980 yılında Kaliforniya Berkeley Üniversitesi’nde edebiyata ve edebiyatçılık serüvenine dair verdiği konferansları Edebiyat Dersleri’nde toplandı. Süleyman Doğru’nun çevirisiyle okurlarla buluşan kitapta, Cortazar’ın öğrencilere verdiği sekiz derslik konuşma ve ek bölüm, okuyanları uzun bir yolculuğa çıkarıyor.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir.

İnsanlık, insanlarca şekilleniyorsa; metin de metinlerce şekillenmez mi? 1960’larda Roland Barthes, Julia Kristeva gibi Post-Yapısalcılar tarafından ortaya konulan metinlerarasılık kavramı tam da bu soruya cevap veriyor.

Gustave Flaubert’in olgunluk döneminde yazdığı Üç Öykü adlı kitabı pek çok eleştirmence onun en önemli eserlerinden biri olarak görülmüştür. Tarihsel dönemlerden seçilen bu üç öykü tematik olarak birbirine bağlıdır. Üç öyküde de aşkınlık, ermişlik olayı hikâye edilir. Seçilen çağların gereği olarak öykülerde din, inanç merkezdedir ve insanları biçimlendiren bir olgudur.

Kulis

Mİm Kemâl Öke: ''Engelin Hakikati ‘İçimiz’dekidir. Nefsimiz!''

ŞahaneBirKitap

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Editörden

“Ev ki ayrıntıdır. Susmalar, küçük sevinçler, küçük acılar, küçük konuşmalar, küçük yalnızlıklar...Hepsi hepsi.” Tüm dünyayı eve sığdırmaya çalıştığımız şu günlerde İlhan Berk’in evle ilgili metnine bile küçük şeyleri konu etmesi o kadar güzel ki. Siz nasıl düşünürsünüz bilmem ama bana göre de evle ilgili olan her şey “küçük”tür.