Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Londra Kitap Fuarı İzlenimleri



Gayet iyi
Toplam oy: 13
Dünyanın en büyük ikinci kitap fuarı olan Londra Kitap Fuarı bu sene 12-14 Mart tarihleri arasında gerçekleşti. Normalde her yıl nisan ayında yapılan fuarın bir ay erkene çekilmesi dikkat çekiciydi. Ancak fuarda konuşulan asıl konu bu değildi. Herkesin dilinde İngiltere yayıncılık dünyasını derinden etkileyen bir şey dolanıyordu: Brexit.

BREXIT & LONDRA KİTAP FUARI

 

İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılmaya üç yıl önce karar verdi. Bu, İngiliz yayıncılık dünyasında pek çok kişiyi rahatsız eden bir karar oldu. Zira bu hem hayatlarını hem de işlerini derinden etkileyecek bir değişiklikti. Tabii, bu karar anında hayata geçirilmedi. Derken fuarın açılış günü, yani 12 Mart geldi çattı. Londra Kitap Fuarı’nın açıldığı gün İngiltere Parlamentosu üyeleri Theresa May’in Avrupa Birliği’nden çıkış antlaşmasını tümden reddetti. 29 Ekim’de Avrupa Birliği’nden ayrılacak olan İngiltere Parlamentosu yeni bir çıkış antlaşmasının yapılmasını istiyordu.

 

Peki, bu yayıncılık dünyasını nasıl mı etkiledi? Açıkçası henüz herhangi bir etkiden söz etmek mümkün değil. Tabii şimdilik. İşte, fuardaki katılımcılar tam da bunun hakkında konuşuyorlardı. Örneğin, Penguin Random House Yayınevi’nin CEO’su Tom Weldon durumun kitap antlaşmalarını değil de yayınevlerinin dağıtım ve lojistiğini derinden etkileyeceğine emindi. Dahası pek çok başka yayıncı gibi o da AB’den ayrılmanın Avrupa’ya yaptıkları kitap ihracatını sona erdirme ve piyasayı Amerika’daki rakip yayınevlerine kaptırma ihtimalinden korkuyordu.

 

Buna karşın olayın bir de ters yüzü vardı: Pek çok yayınevi Brexit yüzünden çeviri edebiyatına daha çok ilgi duymaya başlamıştı. Bu durumu Fransız yayınevi Heloise d’Ormesson da teyit etti. Görünen o ki Brexit gündeme düştüğünden beri İngiliz editörler yabancı yazar arayışına girmişler. Kim bilir, belki de Brexit sonrası Avrupa’nın entelektüel kesiminden tamamen kopulacağından korkan editörler bunu engelleyebilmek için şimdiden önlem alıyorlar.

 

 

POLİTİK KİTAPLARIN ÖNDERLİĞİ

 

Elbette, Brexit’in İngiltere yayıncılık dünyasında yarattığı panik kitap piyasasının küçüldüğü ya da küçülmekte olduğu anlamına gelmiyor. Aksine fuarda yayınlanan raporlara göre İngiltere piyasası 2018’den beri yüzde 3 oranında büyüme göstermiş. Bu büyüme daha çok politik kitaplar üzerine olmuş. Bu durum sırf İngiltere’de ve dolayısıyla Brexit’le alakalı değil üstelik. Zira yine fuar raporları Amerika Birleşik Devletleri’nde de benzer bir durumun yaşandığını gösteriyor. Acaba yayıncılık dünyası ve okurlar, dünyanın içinde bulunduğu siyasal karmaşaya verecekleri tepkiyi politik kitaplarda mı aramaya koyuluyorlar?

 

İŞİTSEL KİTAPLAR E-KİTABIN YERİNİ Mİ ALIYOR?

 

Fuarda elbette yalnızca politik kitaplar tartışılmıyordu. Bunun yanı sıra son yılların en önemli teknolojik gelişmelerinden biri de gündemdeydi: İşitsel kitaplar. İşitsel kitaplar son birkaç yılda öylesine hızlı büyüdüler ki yayınevleri onlara ciddi yatırımlar yapmaya başladılar. Hatta dünyanın çeşitli yerlerinde Heraclon gibi sırf işitsel kitaplar “basan” yayınevleri bile açıldı.

 

Bu durum Londra Kitap Fuarı’na yalnızca iyi bir sohbet ve tartışma konusu olarak yansımadı. Aynı zamanda panellerin ve etkinliklerin ortasına da yerleşti. Örneğin fuar merkezinde daha önce hiç görülmemiş bir “işitsel kitaplar” podyumu kurulmuştu. Bu podyumda düzenlenen tüm etkinlikler, adı üstünde, işitsel kitaplar etrafında dönüyordu. Etkinliklerde işitsel kitapların geleceği konuşuluyor, okumalar ve kayıt dinletileri yapılıyordu.

 

İleride ne gibi teknolojik gelişmelerin görüleceğini, ne gibi değişikliklerin yaşanacağını yüzde yüz bilmemiz elbette mümkün değil. Ancak bu durum endüstri profesyonellerinin işitsel kitapların çok önemli olacaklarını düşündükleri gerçeğini değiştirmiyor. Kabul, işitsel kitaplara, e-kitaplara güvendikleri gibi güvenip istedikleri verimi yine elde edememe şansları var. Ne de olsa pek çok yayınevinin yatırım yaptığı e-kitaplar öngörüldüğü gibi kendi içinde başlı başına bir endüstriye dönüşmedi. Bugün e-kitaplar yıllar yılı basılan kitapların en fazla % 25’ini oluşturuyor. Pek çok kişinin yakında basılan tüm kitapların e-kitap olacağını, basılı kitaplara veda edileceğini öngördüklerini göz önünde bulundurursak bu pek de olumlu bir tablo değil. Ama unutmamamız gereken bir gerçek var: İşitsel kitaplar araba kullanma, ev işi yapma gibi durumlara çok daha uygunlar. Dolayısıyla okur kitleleri arasında daha çok kabul görebilir ve hatta hiç kitap okumayan insanlara kitap dinleme alışkanlığını kazandırabilirler. Bunun ne kadar gerçekçi bir tahmin olduğunu ancak zaman gösterecek.

 

ENDONEZYA: 17.000 YARATICILIK ADASI

 

Çoğu kitap fuarı gibi Londra Kitap Fuarı da her sene bir odak ülke seçmekte. Bu senenin odak ülkesi “17.000 Yaratıcılık Adası” sloganıyla karşımıza çıkan Endonezya’ydı. Bir odak ülke seçmenin manası ne diye soracak olursanız: Odak ülke seçmek edebi eserlerini ve geçmişlerini herkesin bilmediği ülkeleri dünyaya tanıtmaya ve bu ülkelerin eserlerinin çevirilerini dünyanın kalanına satmalarına yarıyor.

 

Kimi eserlerin hakları fuarın kendisinde satılıyor, kimisini yayıncılar fuardan sonra görmek isteyip eğer beğenirlerse satın alıyorlar. Bu sistemin tıkır tıkır işlediğinin kanıtını çok uzaklarda aramamıza da gerek yok. Endonezya’ya bakmamız yeterli. Zira fuar sırasında 23 Endonezyalı yazarın yurt dışı hakları çeşitli ülkelere satıldı ve yabancı yayınevleri 408 farklı yazarın eserini görüp incelemek istediler.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.