Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

Londra Kitap Fuarı İzlenimleri




Toplam oy: 17
Dünyanın en büyük ikinci kitap fuarı olan Londra Kitap Fuarı bu sene 12-14 Mart tarihleri arasında gerçekleşti. Normalde her yıl nisan ayında yapılan fuarın bir ay erkene çekilmesi dikkat çekiciydi. Ancak fuarda konuşulan asıl konu bu değildi. Herkesin dilinde İngiltere yayıncılık dünyasını derinden etkileyen bir şey dolanıyordu: Brexit.

BREXIT & LONDRA KİTAP FUARI

 

İngiltere, Avrupa Birliği’nden ayrılmaya üç yıl önce karar verdi. Bu, İngiliz yayıncılık dünyasında pek çok kişiyi rahatsız eden bir karar oldu. Zira bu hem hayatlarını hem de işlerini derinden etkileyecek bir değişiklikti. Tabii, bu karar anında hayata geçirilmedi. Derken fuarın açılış günü, yani 12 Mart geldi çattı. Londra Kitap Fuarı’nın açıldığı gün İngiltere Parlamentosu üyeleri Theresa May’in Avrupa Birliği’nden çıkış antlaşmasını tümden reddetti. 29 Ekim’de Avrupa Birliği’nden ayrılacak olan İngiltere Parlamentosu yeni bir çıkış antlaşmasının yapılmasını istiyordu.

 

Peki, bu yayıncılık dünyasını nasıl mı etkiledi? Açıkçası henüz herhangi bir etkiden söz etmek mümkün değil. Tabii şimdilik. İşte, fuardaki katılımcılar tam da bunun hakkında konuşuyorlardı. Örneğin, Penguin Random House Yayınevi’nin CEO’su Tom Weldon durumun kitap antlaşmalarını değil de yayınevlerinin dağıtım ve lojistiğini derinden etkileyeceğine emindi. Dahası pek çok başka yayıncı gibi o da AB’den ayrılmanın Avrupa’ya yaptıkları kitap ihracatını sona erdirme ve piyasayı Amerika’daki rakip yayınevlerine kaptırma ihtimalinden korkuyordu.

 

Buna karşın olayın bir de ters yüzü vardı: Pek çok yayınevi Brexit yüzünden çeviri edebiyatına daha çok ilgi duymaya başlamıştı. Bu durumu Fransız yayınevi Heloise d’Ormesson da teyit etti. Görünen o ki Brexit gündeme düştüğünden beri İngiliz editörler yabancı yazar arayışına girmişler. Kim bilir, belki de Brexit sonrası Avrupa’nın entelektüel kesiminden tamamen kopulacağından korkan editörler bunu engelleyebilmek için şimdiden önlem alıyorlar.

 

 

POLİTİK KİTAPLARIN ÖNDERLİĞİ

 

Elbette, Brexit’in İngiltere yayıncılık dünyasında yarattığı panik kitap piyasasının küçüldüğü ya da küçülmekte olduğu anlamına gelmiyor. Aksine fuarda yayınlanan raporlara göre İngiltere piyasası 2018’den beri yüzde 3 oranında büyüme göstermiş. Bu büyüme daha çok politik kitaplar üzerine olmuş. Bu durum sırf İngiltere’de ve dolayısıyla Brexit’le alakalı değil üstelik. Zira yine fuar raporları Amerika Birleşik Devletleri’nde de benzer bir durumun yaşandığını gösteriyor. Acaba yayıncılık dünyası ve okurlar, dünyanın içinde bulunduğu siyasal karmaşaya verecekleri tepkiyi politik kitaplarda mı aramaya koyuluyorlar?

 

İŞİTSEL KİTAPLAR E-KİTABIN YERİNİ Mİ ALIYOR?

 

Fuarda elbette yalnızca politik kitaplar tartışılmıyordu. Bunun yanı sıra son yılların en önemli teknolojik gelişmelerinden biri de gündemdeydi: İşitsel kitaplar. İşitsel kitaplar son birkaç yılda öylesine hızlı büyüdüler ki yayınevleri onlara ciddi yatırımlar yapmaya başladılar. Hatta dünyanın çeşitli yerlerinde Heraclon gibi sırf işitsel kitaplar “basan” yayınevleri bile açıldı.

 

Bu durum Londra Kitap Fuarı’na yalnızca iyi bir sohbet ve tartışma konusu olarak yansımadı. Aynı zamanda panellerin ve etkinliklerin ortasına da yerleşti. Örneğin fuar merkezinde daha önce hiç görülmemiş bir “işitsel kitaplar” podyumu kurulmuştu. Bu podyumda düzenlenen tüm etkinlikler, adı üstünde, işitsel kitaplar etrafında dönüyordu. Etkinliklerde işitsel kitapların geleceği konuşuluyor, okumalar ve kayıt dinletileri yapılıyordu.

 

İleride ne gibi teknolojik gelişmelerin görüleceğini, ne gibi değişikliklerin yaşanacağını yüzde yüz bilmemiz elbette mümkün değil. Ancak bu durum endüstri profesyonellerinin işitsel kitapların çok önemli olacaklarını düşündükleri gerçeğini değiştirmiyor. Kabul, işitsel kitaplara, e-kitaplara güvendikleri gibi güvenip istedikleri verimi yine elde edememe şansları var. Ne de olsa pek çok yayınevinin yatırım yaptığı e-kitaplar öngörüldüğü gibi kendi içinde başlı başına bir endüstriye dönüşmedi. Bugün e-kitaplar yıllar yılı basılan kitapların en fazla % 25’ini oluşturuyor. Pek çok kişinin yakında basılan tüm kitapların e-kitap olacağını, basılı kitaplara veda edileceğini öngördüklerini göz önünde bulundurursak bu pek de olumlu bir tablo değil. Ama unutmamamız gereken bir gerçek var: İşitsel kitaplar araba kullanma, ev işi yapma gibi durumlara çok daha uygunlar. Dolayısıyla okur kitleleri arasında daha çok kabul görebilir ve hatta hiç kitap okumayan insanlara kitap dinleme alışkanlığını kazandırabilirler. Bunun ne kadar gerçekçi bir tahmin olduğunu ancak zaman gösterecek.

 

ENDONEZYA: 17.000 YARATICILIK ADASI

 

Çoğu kitap fuarı gibi Londra Kitap Fuarı da her sene bir odak ülke seçmekte. Bu senenin odak ülkesi “17.000 Yaratıcılık Adası” sloganıyla karşımıza çıkan Endonezya’ydı. Bir odak ülke seçmenin manası ne diye soracak olursanız: Odak ülke seçmek edebi eserlerini ve geçmişlerini herkesin bilmediği ülkeleri dünyaya tanıtmaya ve bu ülkelerin eserlerinin çevirilerini dünyanın kalanına satmalarına yarıyor.

 

Kimi eserlerin hakları fuarın kendisinde satılıyor, kimisini yayıncılar fuardan sonra görmek isteyip eğer beğenirlerse satın alıyorlar. Bu sistemin tıkır tıkır işlediğinin kanıtını çok uzaklarda aramamıza da gerek yok. Endonezya’ya bakmamız yeterli. Zira fuar sırasında 23 Endonezyalı yazarın yurt dışı hakları çeşitli ülkelere satıldı ve yabancı yayınevleri 408 farklı yazarın eserini görüp incelemek istediler.

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

(Ahmet Edip Başaran) Şiirin Söz Hakkı

ŞahaneBirKitap

Tam bir İstanbul çocuğu olan, Alaattin Karaca’nın tanımlamasıyla “üstünde başında, sesinde soluğunda ‘eski bir İstanbul’dan rayihalar taşıyan” yazar Cem Sancar 82 denemeden oluşan yeni kitabı “Her İnsan Bir Ayet’te çocukluğunun İstanbul’unu, şehrin sokaklarını, lezzetlerini, mevsimlerini insanlarını kendine özgü muzip diliyle anlatıyor.

Editörden

Çocukken, Karadeniz’in insana sanki bir asır sürecek kadar uzun gelen ve kesilmeden yağan yağmurlarını izler, can sıkıntısından kurtulmak için kitaplara kaçardım. Yağmur yağdıkça, üzerime hikâyeler de yağardı aslında. Sahi, neye, neyimize yarardı hikâyeler.