Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Murakami'yi Murakami Yapan Yasa




Toplam oy: 14
Haruki Murakami Mesleğim Yazarlık’ta kendi dünyasının kapılarını yine kendi üslubunca, gereğince ve yeteri kadar aralıyor. Mesleğim Yazarlık anekdotlarla, metaforlarla, hikâyelerle, filmlerle, müziklerle zenginleştirilmiş harikulade ve derinlikli bir kitap.

İmkânsızın Şarkısı’nı okuduğumda içim kalp ağrılarıyla dolmuştu. Murakami’yi ilk o zaman tanımıştım. Sonra bir-iki kitabını daha okudum ama ilk okunan kitaplar bazen her şeydir, benim için de öyle oldu. Romanları dışında düz yazıları da var, ama onların verdiği tat da daha az değil. Koşmasaydım Yazamazdım da bunlardan biri.

 

 

 

Şimdi Murakami’yle yollarımızı tekrar kesiştiren kitap Mesleğim Yazarlık. Bu iki kelime ne kadar çok bedeli, hayal gücünü, badireyi kapsıyor. Atlatıyor. Mesleğim yazarlık. İnsanın midesine oturan türden bir şey. Murakami’nin yazarlık serüvenine şapka çıkarıyoruz, eğiliyoruz. Murakami, romanlarında olduğu gibi anlaşılır, sade, samimi bir dil kullanıyor. Okumasını bilenler için derinlikli bir kitap. Kendi dünyasının kapılarını yine kendi üslubunca, gereğince ve yeteri kadar aralıyor. Ama ne çok şey anlatıyor aslında.

 

 

 

Yazarlığa bakış açısından nasıl roman yazdığına, aldığı-alamadığı ödüllerden eğitim sistemine kadar geniş bir yelpazeden sesleniyor okuruna. İçine attığı, cevap veremediğini hissettiği sorulara kadar, bir bir, usul usul açıklıyor meramını. Oldukça mütevazı, yeteri kadar da kibirli biri Murakami.

 

 

 

Başka türlü sürekliliği sağlaması mümkün olabilir miydi yazarlıkta? Bunu soruyor. Yer yer bencil olduğunu, hiç de mükemmel biri olmadığını söyleyebilecek kadar nesnel bakabiliyor kendine. Bütün bunlar yazarlığına gölge düşürmüyor. Okul sıralarından iş hayatına kadar birçok yaşanmışlığı laf olsun diye değil bir deneyim çıkartarak, içtenlikle okuruna aktarıyor.

 

Kim olduğunu idrak etmiş bir yazar

Yazar ve şairler için söylenmiş klişe lafları bir bir siliyor satırları ve yaşantısıyla Murakami. Düzenli bir hayatı var. Düzenli ve disiplinli. Harfi harfine uyuyor bir işte başarılı olmanın yasalarına. Bunu gerçekleştirmiş bir yazar. Erkenci. Sabahları erken kalkan, öğle uykularına göz kırpan, günü dolu dolu yaşayan ama dağıtmayan, meşgalelerini belirlemiş, (roman harici çeviri, düz yazı, koşmak gibi) fırsatların cazibesine kapılmayan biri.

Çok ufak bir parantez. Her şeyin bir yasası var. Uçmayı kaçmayı fizik yasalarına bağlıyoruz da diğer süreçlerimiz yasalardan bağımsız mı?

Murakami bazen deneme yanılmayla, bazen kitabi, bazen sezgisel olarak erken yaşlarda bu yasaları keşfetmiş, işin formülünü bulmuş ve uygulamış biri. Yasaya uygun hareket eden biri Murakami evet. Çok albenili durmayabilir, diyor oradan. Ama yaşantım bu diye açıkça söylüyor. Ne yapayım böyle düşünürseniz bir şey diyemem, diyor. İyi ki de diyor.

Murakami’yi Murakami yapan budur işte. İster sevin ister sevmeyin, ister hafife alın ister yerin, kendine özgü yapısı, nitelikleri, kararlılığı, azmi bir yana -daha doğrusu bütün bunlarla beraber- sırrı, kendisini çok iyi tanıması. Öyle de devam ediyor. Tanımaktan, bilmekten, törpülemekten ve geliştirmekten.

Arabalar, evler, uçaklar bir yana, insanın kim olduğunu nasıl biri olduğunu kavraması en büyük zenginlik. Kendisine ne iyi gelir, ne kötü gelir. Sosyal midir, dağınık mıdır, düzenli midir. Evet evet, böyle günlük hayatta nasıl tepkiler verir, bütün bunları bilmek, ona göre yöntem geliştirmek de kendini bilmeye dair. Tanrım, bunlar gözden kaçan ama hayatımızdaki tıkanıklıkların da cevabını saklayan bilgiler. Sözgelimi Murakami ne zaman öfkeleneceğini, devrelerinin ne zaman ısındığını gayet iyi biliyor. Bundan da gocunmuyor. Olayları değerlendirirken kendisinin bu tanık olduğu yönlerini göz önünde bulunduruyor. Kim olduğunu önemseyip neyi sevdiğini, nasıl iletişim kurduğunu, ona neyin şifa olduğunu keşfetmiş, bulmuş, idrak etmiş, kavramış bir yazar.

Asıl mucize…

Bu çok önemli. İnsanın kendini tanıması, kendiyle tanış olması. Ne zaman kasvete düşer, melankoli sularına kapılır, nerede morali bozulur, nerede boğulur, hangi durumda ne yapar. Bunları bilmek önemli. Hayat karşısında atak olması gereken anları, yerleri bilmek, iç sesini dinleyebilmek, iç sesine güvenmek sonra, gerektiğinde gardını almak biraz uzaklaşmak biraz yaklaşmak. Bunlar ancak ilmi olan birinin yapacağı türden işler. Elbette bu sadece başlangıç. Ama çok büyük bir başlangıç. Bazısı yolda bazısı yola çıkarken öğrenilen gerçekler.

Kişi bilgiyi dönüştüremiyorsa -çünkü çok soyut ve yalnız ilerliyor süreç- durgun suyun başına gelenler geliyor. Kirleniyor yük oluyor, acı veriyor. Küfleniyor, harcanıyor ve dahası. Eyleme dönüşmeyen her istek her bilgi gibi. Burada çokları çuvallıyor işte, dönüştürme kısmında tatbik kısmında. Bir irade bir kararlılık daha da önemlisi süreklilik gerektiriyor. Başı zor, başı bedelli, ama irtifa kat edenler için kolaylaşmış keyifli bir süreç.

Hayat bizim ne istediğimize bakmıyor, o istediğimiz şeyler için ne kadar bedel ödediğimize bakıyor. Ne bedeller ödediğimize, nelerden vazgeçtiğimize bakıyor hayat. Bazılarının şans bazılarının lütuf dediği ikramı göz ardı etmeden tabii, çünkü sadece çalışabilmenin, bu şekil bir hayat sürmenin kendisi ikram. Murakami de, Mesleğim Yazarlık diyor ve gereklerini yerine getiriyor. Sebebinden keyif alıyor. Sabahları erken kalkmak, beş saat yazmak, düzenli bir hayat, koşmak sonra, işte bütün bunları acı çekerek değil severek yapıyor. Acıya dayanıklı biri, acı eşiği geçilince de iş şuna dönüşüyor. Faydalı ve acı olan, keyifli hale geliyor.

Asıl mucize bu. Murakami bütün bunları başarmış bir yazar işte. Ona neyin iyi geldiğini bulmuş bir yazar. Karşılaştığı problemleri çözebilen biri. Nelerden demoralize olduğunu biliyor. Öfkelendiğini söylemekten kaçınmayan, artısıyla eksisiyle ya da sivri ya da törpüleyebildiği yanlarıyla, kendini olduğu gibi anlatan, editörlere sinir olduğunu nezaketle itiraf eden, sipariş üzere yazılar yazamayan, kitabını kime ne için okutması gerektiğini bilen, hayatını anlamlandırabilmiş biri. Bunun için de şükrediyor. Elindekinin bir mucize olduğunun farkında. Kendisinin deyimiyle, ellerinin arasındaki yaralı güvercin gibi koruyor besliyor onu.

Koşmasaydı yazamayacaktı

Dışarıdan gelen saldırılara -pardon- eleştirilere takılmıyor, bütün bunlara karşı kendini korumasını öğrenmiş bir yazar. Ve koşuyor. Sürekliliğini buna borçlu olduğunu bilerek, olmazsa olmaz diyerek... Ruh ve bedenin bir bütün olduğunu kavramış iyileşmenin de bozulmanın da bir bütün olduğunu anlamış bir romancı.

Kimsenin güvenini zedelemesine izin vermiyor. Referansını kendinden alan ama zıttını geliştirebilmiş bir yazar. İşin sırrı burada. Güçlü yanlarını bileyerek, zayıf yanlarını güçlendirerek, koştukça güçleniyor ve dönüp arkasına bakmıyor. Dönüp arkana bakınca zaten, çuvallıyorsun. Yazarlık için sağlam bir ruh olmazsa olmaz diyor Murakami. Sağlam bir ruh. Olmazsa olmaz.

Mesleğim Yazarlık… Anekdotlarla, metaforlarla, hikâyelerle, filmlerle, müziklerle zenginleştirilmiş harikulade ve derinlikli bir kitap. Hiç tereddütsüz tavsiye...

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.