Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Neden Jane Austen?




Toplam oy: 1281

“Çok satmak yazar için iyi, yayınevi içinse çok iyi bir haberdir. Yine de en iyisi Odysseus gibi azar azar, ama üç bin yıl satmaktır” diyor Mehmet Eroğlu. 2011, ünlü yazarın ilk romanı Sense & Sensibility'nin (Akıl ve Tutku) yayımlanışının iki yüzüncü yılıydı (Homeros ile Jane Austen’i karşılaştırmak istemesek de). Eylül 2011’de Austen ve ailesinin yaşadığı Bath şehri, on birincisi kutlanan Jane Austen Festivali ile dünyanın dört bir köşesinden gelen Regency Dönemi kıyafetleri içindeki Austenseverleri buluşturdu.

 

 

Kısacık ömrüne Sense & Sensibility (Akıl ve Tutku),  Pride & Prejudice (Gurur ve Önyargı / Aşk ve Gurur), Mansfield Park (Mansfield Parkı), Emma, Northanger Abbey (Northanger Manastırı), Persuasion (İkna) gibi benzersiz romanlar sığdırabilmiş Austen’ın izini Gurur ve Önyargı ile sürmeyi deniyoruz.

 

 

 

Elizabeth Bennet ve Mr. Darcy ile buluşma

 

 

Pemberley Şatosu’nun o muazzam salonunda, piyanonun kenarındaki koltuğa bu yüzyıldan ilişiyoruz. Gözlerimiz, Elizabeth Bennet’in her şeye karışan, sürekli ailesini utandıran annesini arıyor. Çünkü romanın “Dünyaca kabul edilmiş bir gerçektir, hali vakti yerinde olan her bekâr erkeğin mutlaka bir eşe ihtiyacı vardır” cümlesinin kendi yüzyılımız kadının sıkışmışlığını da ifade ettiğini düşünüyoruz. Bunu hisseden Elizabeth “Mrs. Bennet’in aramıza katılamayacağını” söylüyor. O an Elizabeth’in gözlem yeteneği kuvvetli, zeki ve nüktedan olduğunu tekrar hatırlıyoruz.

 


 

 

-Öncelikle romanın adı konusunda mutabık kalmak isteriz. “Aşk ve Gurur” mu? “Gurur ve Önyargı” mı? 



Ülkenizde romanın önce Aşk ve Gurur adıyla basılması herhalde yayıncının tercihiydi. 1797 yılında Austen romanı  “First Impressions” (İlk İzlenimler)  ismiyle yazmış olmasına rağmen ancak 1813 yılında “Pride and Prejudice” olarak basılabilmiştir. Romantizm akımının etkisinin oldukça güçlü olduğu bir döneme girilmiş olduğunu belirtmek isterim. En uzlaşılabilecek şekliyle Gurur Darcy’yi, önyargı da beni temsil ediyor. Kaldı ki romanda klasik anlamda aşk sahnesi de yoktur. 



Austen’ın romanı kendi ismiyle olmasa bile “Bir Hanım Tarafından” adıyla imzalaması büyük bir yürekliliktir. Romanın işaret ettiği sınıf farklılıkları kadar, kadına yönelik cinsiyete dayalı ayrımın çok belirgin olduğu yüzyılımızda Austen cesaretle romanın bir kadın tarafından yazıldığına dikkat çekmek istemiştir. “Miss Austen’ı neden çok sevdiğinizi anlayamıyorum?” diyen Charlotte Bronte, yirmi beş yıl sonra Jane Eyre’ı yayımlattığı zaman erkek adı kullanmıştır.



-Klasik anlamda bir aşk hikâyesi olmamasına, ne siz ne de Mr. Darcy romanda ölmemenize rağmen nasıl ölümsüz olabildiniz ve aşkınız benzersiz oldu? 

 

-Twain “Jane Austen’nın yazdığı kitapların olmadığı herhangi bir kütüphane içinde başka hiçbir kitap olmasa bile iyi bir kütüphanedir” dese ve Borges de bunu hoş bir şaka olarak dillendirip, hatırlatsa bile Austen’in mahareti tam buradadır. 



-Ah Elizabeth, lütfen Twain’in sözünü ciddiye almayın. Hatırlatırım; Faulkner da onun için “Avrupa’ da dördüncü sınıf yazar kategorisine giremeyecek kadar vasat.” demişti.”  

 

 

 

 

 

-Yaşadığımız saf aşkla, tensel yaklaşımın değil, insanların karakterlerini oluşturan özelliklerin ön planda tutulduğu, cinsellik olmadan da bireylerin birbirlerini sevebilecekleri ve bu etkileşimin evlilikle sonuçlanabileceğini göstererek umut verdik. Hepimizin en çok ihtiyacı olan da bu olsa gerek!



1800’lü yıllarda İngiltere’de evlenmemiş 2,5 milyon kadar kadın vardı. Kadınlar oldukça baskı altındaydı. Annemin en büyük endişesi, babam öldüğünde evsiz ve çok az parayla kalacak olmamızdı. Erkek kardeşimiz olmadığı için evimiz kuzenim Mr. Collins’e geçecekti. Tüm sorumluluk bizim omuzlarımızdaydı ama sahip olduğumuz haklarımız kısıtlıydı. Hiç adilane değil ama yaşam böyleydi!

 

Evlilik öncesi cinsel ilişki tabuydu. Böyle bir ilişki yaşayan kadın toplumdan soyutlanırdı. Sosyal hiyerarşiyi kırabilmek için bir kadının çok akıllı olması gerekiyordu. Austen sizin yüzyılınızda yaşasaydı, eminim yaşadığınız sorunları yine olabildiğince dürüst bir şekilde anlatarak, çıkar yolu gösterirdi.  Kaldı ki Austen’den etkilendiğini sürekli dile getiren Stephenie Meyer, yüzyılınızda ilişkilerin cinselliğe dayanmadığı, imkânsız aşklara konu olan romanlar yazıyor. Darcy’nin şimdi vampir, sonraki zamanda melek veya zombi olması kaçınılmaz görünüyor! İyi, harikulade, olanaksız ve keşke olabilse dedirtecek aşklar eşliğinde.

 

 

 
Bize oldukça karmaşık görünen sosyal hiyerarşiyi karakterler üzerinden açıklasanız?



—Lady Catherine, eski aristokrasiyi temsil ediyor, sevgili kocamsa ailesinden geçen büyük topraklara sahip bir asil, Darcy’nin arkadaşı Mr. Bingley ise babası servetini ticaretten kazandığından aristokrasiye paraları sayesinde dâhil olmuştur. Kuzenim rahip Mr. Collins eğitimli olmasına rağmen parasızdır. Bu nedenle sosyal sınıflamada en alt sıradadır.

 

 

 

 

 

- Neden her olayın sonu gelip parasal değerlere dayanıyor?



- Darcy’nin yıllık geliri 10,000 Pound, bu rakamı küçümsemeyin. Austen İngiltere hakkında hiçbir zaman olumsuz düşünceler yazmamış olsa da, bunca zaman sonra para burada bile değer kaybetti. Sizin yaşamınızda 800.000 USD gelire eş değer bir rakam bu.  Babam öldüğünde, benim yıllık gelirim 40 Pound olacak. Sebep açık, sosyal adaletsizlik ve kadınların düştüğü çaresizlik.

 

 

- İletişimi nasıl sağlıyordunuz? Moda ve sosyal yaşam nasıldı? Kimleri okur, ne dinlerdiniz?



- Mektup diyeceğimi sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Bence en iyi iletişim aracı dedikoduydu,  sonunda yanlış anlamalara neden olsa da! 


-19. yüzyılda ampul icat edilmediğinden balolar, yemekler genelde yazın verilirdi veya taşradaki davetler, caddelerin şehirdeki gibi mumla ışıklandırılamaması nedeniyle dolunay zamanı yapılırdı. Biz erkekler avlanır, yarışlara gider, kitap okur, bilardo ve kumar oynardık. Kumar en büyük problemlerden biriydi. Toprak, ailenin büyük oğluna miras olarak kalırdı. Diğer oğullar meslek sahibi olmak zorundaydı. Askerlik, kilise, hukuk itibar gören alanlardı.


-Son Katolik kralın tahttan indirilmesi, İnsan Hakları Beyannamesi, Parlemonto’nun adımları atılması, Fransız İhtilâlı gibi gelişmeler sosyal ve ekonomik değişime sebep oldu ve orta sınıf güçlendi. Bu modaya da yansıdı. Elbiselerimiz oldukça sadeydi ve bu durum geçişe uyum sağlanabilmesi için önemliydi. Dönemimiz Georgian döneminden farklı, şatafattan uzaktı.

Lord Byron, W. Blake, Keaths ve tabii ki Austen. Mr. Darcy çok sevmese de ben müziğe ve dansa bayılırım. Beethoven, Rossini, Schubert ve Mendelsohn. Ah, o balo salonlarındaki valslar… Başlarda uygunsuz bulunsa da Lanner, Strauss bunu değiştirdi.

 

-Şimdi ne okuyorsunuz?



-Death Comes to Pemberley’i okuyorum. İnanılmaz bir yazar P.D.James. Konunun Pemberley Şatosunda geçmesi, bizim romanın kahramanları olarak yer almamız, romanı çok daha fazla değerli kılıyor. Mutlaka okuyun.

 

 

 

Çizer: Uğur Zynep Keskin

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.