Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Dosya


Dosya

On paralık romanlara fantastik bir bakış




Toplam oy: 1183

Ülkemizde “Dime Novel”lar, yani Erol Üyepazarcı’nın çevirisi ile “On Paralık Romanlar”, çoğunlukla hafiye, casusluk ve polisiye konularını işlemiş olsalar da fantastik ve korku ögelerine de yer vermişlerdir. Salt spekülatif türlere dahil edilebilecek on paralık romanlar olduğu gibi pek çok polisiye roman da doğaüstü unsurları ya da korku edebiyatının arketiplerini kullanmıştır. Böylece fantastik polisiye tarzında bir alt tür özellikle 30’lu ve 50’li yıllar arasında kendisine yer bulmuştur. Bu bağlamda değerlendirildiğinde fantastik edebiyat tarihimizin sanılandan daha hareketli olduğu kolayca görülecektir. Her ne kadar çok sayıda romana sahip değilsek de on paralık roman yayıncılığımız ve bastığı kitapların yarattığı etki bir hayli büyüktür.

 

 

On paralık romanların temel özelliklerinden biri genelde tek formalık olmaları ve 16 sayfayı aşmamalarıdır. Göze hitap eden çizim kapaklarla görsellikleri fazladır. Çeviri olabildikleri gibi yabancı bir eserin özet hali ya da telif de olabilirler. Hatta dönemin ünlü bazı yazarları on paralık romanlar yazmış, ya kendi adlarıyla ya da sahte bir isim kullanarak bastırmayı tercih etmişlerdir.

 

 

 

Latin harfleri ile basılmış on paralık romanlardan fantastik ögeleri bünyesinde barındıran eserler arasında Cemil Cahit Cem’in yazdığı İkiz Şeytanlar!.. serisi gösterilebilir. Bu seri her ne kadar bir roman olarak algılanıp İkiz Şeytanlar!.. ya da Kan İçen Hortlak adlarıyla bilinse de aslında beş fasikülden oluşan ve daha sonra tek bir cilt halinde toplanan on paralık romanlardır. Sırasıyla Kan İçen Hortlak, İnsan mı Canavar mı?, Canlı Kadavra!, Esrar İçinde! ve Dirilen Ölü fasiküllerinden oluşmaktadır. Casusluk ve hafiye romanı olsa da korku romanlarının sahip olduğu ögeleri barındırır. Vampirlerden, başsız insanlara ve mezar soyguncularına kadar hem film hem de edebiyatın kullandığı korku unsurları hikayeler içinde yer alır. 1931 yılında Kâinat Kitaphanesi tarafından haftalık olarak basılmıştır ve bir dokümanı ele geçirmek için Türkiye’ye gelen İngiliz ajanları ile Türk ajanı Azmi Çetin arasındaki mücadeleyi anlatır. İlk bölümden itibaren kötü karakter ise kurbanlarının kanını emen ve kurşunla bile öldürülemeyen bir vampirdir. Ancak doğaüstü bir durumun olmadığı her şeyin mantıksal bir zemini olduğu hikâyenin sonunda açıklanır. Böylece vampirin bir hortlak mı yoksa tüylü bir elbise giyen ajan mı olduğu sorusu yanıtlanmış olur. Tür edebiyatına katkısı büyük olan Cemil Cahit Cem, aslında ilk dönem vampir örneklerinden birini oluşturmuştur. Ali Rıza Seyfi’nin 1928 yılında basılan Kazıklı Voyvoda adlı kitabının ilk Latince baskısının yapıldığı yıl olan 1931 yılında vampir konusunu on paralık bir romanda da olsa işlemesi yayıncılık tarihimizin bilinmeyen gerçeklerinden biridir.

 

 

 

 

 

 

1932-1933 yılları arasında Oğuz Turgut adıyla Tefeyyüz Kitaphanesi’nde basılan ve Meraklı Romanlar Serisi adı altında satışa sunulan casus serisi de yine korku öğeleri taşır. Serinin yazarı olan Oğuz Turgut ise aslında yine Cemil Cahit Cem’dir (Oğuz Turgut, Cemil Cahit Cem’in takma adıdır. Bir diğer takma adı ise Yavuz Turgut’tur). İstanbul kökenli S.0.S:13 isimli casus teşkilatı ve onların etrafında dönen olayların anlatıldığı polisiye seride peri, hayalet, cin gibi metafizik ögeler kullanılır, mekansal ve durumsal tasvirler ile bir nevi korku denemesi yapılır (On bölümlük seriden bazı hikayelerin adları ise Canlı İskelet, Perili Ev, Hayaletler Arasında, Kesik Kafa'dır).

 

 

 

 

 

 

1940’lı yıllarda çokça tutulan bir kahraman Baytekin’dir. Nihayetinde bilimkurgusal bir kahramandır ve Baytekin çevirileri olduğu gibi telif eserler de yazılmıştır. Döneminde pek çok ismi etkileyen ve tür edebiyatına katkıları büyük olan ve de 1001 Gece Masalları’nı dilimize kazandıran Selami Münir Yurdatap ise en az iki Baytekin macerası kaleme almıştır. Güven Basımevi tarafından 1940 yılında basılan Baytekin Yıldızlar Diyarında ile Yurdatap yazan değil de nakleden olarak gözükmektedir. Ülkemizde de gösterime giren Flash Gordon (Beytekin) seriyallerinden bir bölümün uyarlamasıdır. Zaten Resimli, Heyecanlı Güzel Sinema Romanları serisi dahilinde basılmıştır ve dönemin ünlü filmlerinin ya da kahramanlarının (örnek olarak ‘Lorel-Hardi İstanbulda’) fasikül olarak basıldığı seriye aittir. Serinin diğer kitapları daha çok klasik filmlerin birer uyarlaması iken bir bölüm de Baytekin hakkındadır. Yurdatap, 1943 yılında ise aynı yayınevinden bir başka seriye daha başlamıştır. Serinin ilk kitabı olan Baytekin ile Tarzan Karşı Karşıya'da Baytekin ve Tarzan’ı bir araya getirir. Resimli, Heyecanlı Meraklı Romanları Serisi'nin ilk kitabında ilginç bir buluşmayı konu alırken ikinci kitapta ise Mandrake’yi anlatır ve Sihirbazlar Kralı Mandrake İstanbul’da'yı yazar.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Yurdatap’ın etkilediği bir diğer isimse Dânış Remzi Korok’tur. Korok’un yazdığı ve sanılanın aksine roman değil de on paralık bir roman olan eseri ise Yamyam Yusuf serisidir. 16 sayfalık iki fasikülden oluşur ve ilk bölüm Ölü Ciğeri Yiyen Adam, ikinci bölüm ise Ölü Ciğeri Nasıl Yenir?'dir. Kitap, adından da anlaşılacağı üzere yamyamlık üzerinedir. Ancak Korok, yalnızca yamyamlık konusuna değinmez, aynı zamanda ölü sevicilikten de (nekrofili) bahseder. Yusuf, ana karakterin adıdır ve çirkindir. Toplum tarafından dışlanmışlığı onu dağlarda yaşamaya sevk eder. Ancak burada da sürekli rahtsız edilir. Özgüvensizliği ve bozulan akli dengesi ise aşık olduğu kızın ölmesinin ardından açığa çıkar. Sevdiği kızı mezarından çıkararak sevişir. Ölü Ciğeri Yiyen Adam'da bu konuyu anlatırken devamı olan Ölü Ciğeri Nasıl Yenir?'de ise mezardan çıkardığı bir adamın ciğerini nasıl yediği anlatılır. Nasıl yediği tasvir edilirken aslında anlatılmak istenen “neden” yediğidir ki, bu durum üzerine psikolojik ve sosyolojik yaklaşımlara yer verilir. Korok’un bu denli grotesk bir konuyu ele almasının sebebini tespit etmek güçse de hala bile edebiyatımızda tabu olarak bakılan bir konunun Tecelli Matbaası tarafından 1944 yılında basılabilmesi bir hayli ilgi çekicidir.

 

 

 

 

 

 

Ancak on paralık roman geçmişimizdeki en ilginç örneklerden birisi ise hiç şüphesiz N.Erman’ın (Milli Kütüphane kayıtlarında ismi belirtilmese de yazarın tam adı Nazmi Erman’dır) yazdığı Canavar Frankenştayn serisidir. 1944 yılında Işık Matbaası’nda basılan bu seri altı fasikülden oluşmaktadır:

 

Kaçırılan Ölü
Korkunç Bir Gece
Ölüm Ekspresi
Gizli Oda
Mezardan Gelen Ses
İsimsiz Ada
İkinci Dünya
İgor'un Şeytaniyeti

 

 

N.Erman’ın bu altı serilik hikayesi Mary Wollstonecraft Godwin Shelley’in Frankenstein; Or, Modern Prometheus romanı ve romanın 30’lu ve 40’lı yıllardaki Universal uyarlamalarından esinlenilerek yazılmıştır. Her seri birbirine takip eden, zaman zaman kopan ancak bir şekilde birbirine bağlanan karmaşık öyküler zincirlerinden oluşmaktadır. Hikaye temel olarak Frankenstein’ın yarattığı canavar ve onun neden olduğu ölümler ile canavara kavuşmayı arzulayan İgor karakteri üzerine yoğunlaşır. Romanda olmayan ancak Frankenstein (Frankenştayn, 1931), Son of Frankenstein (Frankenstein'ın Oğlu, 1939), The Ghost of Frankenstein (Frankenstein'ın Hayaleti, 1942) ve The Bride of Frankenstein (Frankenstein'ın Gelini, 1935) filmlerinden ve filmlerin yarattığı karakterlerden etkilenilmiş, bu karakterler, bir kurgu dahilinde hikayeye dahil edilmiştir.

 

 

 

 

 

 

Seval Neşriyatı ise 1946 yılında yazar isimlerinin yer almadığı farklı bir seri basar. İlk kitap olan Ramses Dirildi'de Ramses ve Zihahkap adındaki mumyaların canlanması anlatılır. Böylece on paralık romanlar içinde belki de salt korkuyu metafizik bir öğe ile anlatan ilk hikâye yaratılmış olur. İkinci kitap olan Perili Evin Bekçisi'nde ise boş bir konakta bekçilik yapan Ahmet Ağa, hayaletlerin arasında kendini bulur. Cüceler, peri kızları, başında külah olan ve üççatallı bir değnek tutan adam, evin muhtelif yerlerinde beliren hayvanlar ile karşılaşır; yaşadıklarının sanrı mı yoksa gerçek mi olduğunu sorgular. Üçüncü kitap ise Mezardan Gelen Sesler'dir. Bu kitapta ise ispritizma merakı olan bir çocuğun ruh çağırma teşebbüsünün sonuçları anlatılır. Doğaüstü olaylar beklenir ancak korku edebiyatı ve sinemasının sıklıkla kullandığı “ölmeden gömülenler” konusuna geçiş yapılır.

 

 

On paralık roman geçmişimiz keşfedilmeyi bekleyen pek çok örneklerle doludur. Yalnızca polisiye değil, aynı zamanda spekülatif türlere yakın seyreden eserler de mevcuttur. Ancak örneklere ulaşmakta yaşanan sıkıntılar, detaylı tarihinin yazılmamış olması ve yazarlarının aramızda olmaması sorularla örülü ve çıkarımlarla oluşturulmuş bir geçmişi beraberinde getirir. Ancak araştırıldığı takdirde yok denilen fantastik geçmişimizin aslında bol sayıda örneklere sahip olduğu görülecektir.

 

 

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Kelimelerle ilişkimi şöyle tarif edebilirim; ‘Kelimelerin kalbi’ne şiir yazarak girmek... Tanpınarca söylersem ben de önce kelimeleri öğreniyorum, sonra da yaşadıkça anlamlarını. Ve şu: Bazı kelimeleri işaret ettikleri şeyden daha çok seviyorum.

 

 

 

 

Sinik Bir Başkaldırı: Edebiyat Ehlileştirilmeye Karşı


İlk karşılaşmamızda ne benim henüz yayımlanan bir metnim vardı ne de Aykut Ertuğrul’un ilk öykü kitabı raflara düşmüştü. Yayın yönetmenliğini üstlendiği “Ğ” dergisine değerlendirilmesi için gönderdiğim bir öyküyle başlayan edebiyat sohbetimizde yılları devirdik. Sanırım en kıdemli okurlarından biriyim. Bir eleştiri yazısına da bu kadar duygusallık yeter.

 

Roman edebiyatın bukalemunudur. Kanonik olmayan doğası gereği, kılıktan kılığa girme becerisine sahiptir. Bu durum roman kuramına, eleştirisine de yansır. Öyle ki her romanı, romancıyı aynı şekilde açıklayacak bir inceleme yöntemi bulamayız. Romancılığı tartışma götürmez isimler bile ifratla tefrit arasında gidip gelen yorumlara maruz kalabilir.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.