Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sabit Fikir Başlarken...




Toplam oy: 853

“Bilgi paylaşmak içindir.” İnternet’in sloganı bu. İnterneti bize umut veren paylaşımcı, katılımcı, insanları din, dil, ırk ve cinsiyet ayırd etmeden yaklaştıran çoğulcu ve direngen yepyeni bir güç olarak hissediyoruz. Hissetmekten öte, günlük işimizde global ölçekteki bu bilgi paylaşımının içinde yaşıyoruz.

Sabit Fikir kitaptan yola çıkan, kitaba yönelten bir düşünce platformu. Kitapları rehber edinerek edebiyattan, felsefeden, siyaset biliminden, sosyolojiden, psikolojiden aklımıza gelen ve gelmeyen her konudan söz edeceğiz. Tartışmalar açıp, düğümler çözeceğiz. Kültür hayatımızı anlamaya çalışırken kitaplara baş vuracağız, kitaplar okuyup kendimizi ve hayatı anlamaya çalışacağız.

Edebiyatın, kültürün, sanatın, bilimin önemli adları ve tabii klavyenin başına geçen tüm kitap severler kitapları değerlendirecek, eleştirecek...

Yazarlar kitaplarını anlatırken bizlere dünyalarının kapılarını da açacak.

Tadı damağımızda kalsın diye henüz hiçbir dergi ya da kitapta yayınlanmamış şiirler, öyküler, denemeler ilk kez sizlerle buluşacak.

Sabit Fikir’le kitapseverler yeni çıkmış, hatta yayına hazırlanan kitaplardan herkesten önce haberdar olacak, okuyacak.

Sabit Fikir her gün, her saat, her dakika, her an yenilenen bir yayın olacak.

Dijital çağın olanaklarını kitapseverlerin hizmetine sunan canlı ve kalıcı bir yayın olmak amacımız...

Bize göre, internet katılım, karşılıklı iletişim, etkileşimdir. Sabit Fikir de bu katılımcı ve paylaşımcı anlayışa uygun gelişecek. Kısacası, Sabit Fikir okurlarının aynı zamanda yazarı olduğu bir yayın olacak. Sizlerle birlikte zenginleşecek.

Sabit Fikir yayın dünyamıza, tüm okurlara ve idefix üyelerine hayırlı olsun. 

 

Sabit Fikir Yayın Kurulu

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Öldürme Üzerine Kısa Bir Film Bana İlham Veren Başlıca Yapıt”

ŞahaneBirKitap

Son yıllarda, sürekli dile gelen bir soru var edebiyat çevrelerinde: Öykü yükseliyor mu? Şiirin ulaşılmaz yeri ve romanın tükenmeyen gücünün yanında öykü türü hep bir muammanın kucağında dolaşıyor hâlbuki. Düne, bugüne, hatta yarına baktığımızda öykünün, özellikle Türk edebiyatında, hep arada kalmış bir konumda olduğunu görüyoruz.

Editörden

Edebiyatın kendine özgü mekânları vardır. Muhitler burada bir araya gelir. Mahfil olurlar. Okumak ve yazmak yalnızlık ister. Ama okuduğunu ve yazdığını paylaşmakla görevlidir her tutkulu okur ve yazar. Okumak soylu bir eylemdir. Yazmak ise o eylemi bambaşka kişilerle paylaşma işlemidir. Goethe, “Seni anlayacak bir kişi bile bulduysan ciltler dolusu yaz” der.