Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sabit Fikir Başlarken...




Toplam oy: 809

“Bilgi paylaşmak içindir.” İnternet’in sloganı bu. İnterneti bize umut veren paylaşımcı, katılımcı, insanları din, dil, ırk ve cinsiyet ayırd etmeden yaklaştıran çoğulcu ve direngen yepyeni bir güç olarak hissediyoruz. Hissetmekten öte, günlük işimizde global ölçekteki bu bilgi paylaşımının içinde yaşıyoruz.

Sabit Fikir kitaptan yola çıkan, kitaba yönelten bir düşünce platformu. Kitapları rehber edinerek edebiyattan, felsefeden, siyaset biliminden, sosyolojiden, psikolojiden aklımıza gelen ve gelmeyen her konudan söz edeceğiz. Tartışmalar açıp, düğümler çözeceğiz. Kültür hayatımızı anlamaya çalışırken kitaplara baş vuracağız, kitaplar okuyup kendimizi ve hayatı anlamaya çalışacağız.

Edebiyatın, kültürün, sanatın, bilimin önemli adları ve tabii klavyenin başına geçen tüm kitap severler kitapları değerlendirecek, eleştirecek...

Yazarlar kitaplarını anlatırken bizlere dünyalarının kapılarını da açacak.

Tadı damağımızda kalsın diye henüz hiçbir dergi ya da kitapta yayınlanmamış şiirler, öyküler, denemeler ilk kez sizlerle buluşacak.

Sabit Fikir’le kitapseverler yeni çıkmış, hatta yayına hazırlanan kitaplardan herkesten önce haberdar olacak, okuyacak.

Sabit Fikir her gün, her saat, her dakika, her an yenilenen bir yayın olacak.

Dijital çağın olanaklarını kitapseverlerin hizmetine sunan canlı ve kalıcı bir yayın olmak amacımız...

Bize göre, internet katılım, karşılıklı iletişim, etkileşimdir. Sabit Fikir de bu katılımcı ve paylaşımcı anlayışa uygun gelişecek. Kısacası, Sabit Fikir okurlarının aynı zamanda yazarı olduğu bir yayın olacak. Sizlerle birlikte zenginleşecek.

Sabit Fikir yayın dünyamıza, tüm okurlara ve idefix üyelerine hayırlı olsun. 

 

Sabit Fikir Yayın Kurulu

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Vazgeçebileceğimizi değil de tercih edebileceğimizi düşünmek ne kadar aldatıcı? Her şeyden umudunu yitirmiş birini görüyorsanız belki hırslarına belki beklentilerine küsmüştür ama en çok da bir tercih yapabileceğine inanmıştır. İnsan en çok tercih edemeyince anlamını yitiriyor olmalı vazgeçince değil. O yüzden vazgeçebileceğimiz şeylerin ne kadar fazla olduğunu görünce dehşete kapılıyoruz.

“Şiir masumluğun yeniden ele geçirilmesidir” der Octavio Paz. Bunun için başlangıca yani söze gideriz. Üstü örtülmüş bir güzelliği yeniden görünür kılmak için sözün hakkı bizi beklemektedir. Mustafa Köneçoğlu’nun sekiz yıl sonra yeniden basılan ilk kitabı Söz Hakkı, bir şairin gerçeklikle ve dünyayla kurduğu bağın hem oluş hem de eriş sancılarına odaklanan bir şiirler toplamı.

Lydia Davis, yazdığı mikro, kimi zaman birer cümleden oluşan öyküleriyle tanınıyor. Proust, Blanchot, Flaubert gibi isimleri Fransızcadan İngilizceye çeviren Davis, Deha Bursu olarak da bilinen MacArthur Bursu’nun da sahibi.

İnsanlık serüvenimizde ciddi kırılmaları tecrübe ettiğimiz bir çağda yaşıyoruz. Dijital devrim sadece alışkanlıklarımızı değil gerçekliği algılama ve yorumlama biçimimizi de temelden sarsıp deyim yerindeyse kararsızlaştırıyor. Bütün bu karmaşada hikâyeler de akacakları yeni yollar aramaktan geri durmuyor.

“Şairin hayatı şiire dâhildir” sözünü kullanan Cemal Süreya ise bunu poetik bir tespit olarak okuyup geçmek mümkün değil. Eserleri kadar hayatı da okuyucusunun her zaman ilgisini çekmiş, edebi kamunun konusu olmuş bir şairden söz ediyoruz.

Kulis

Yunus Emre Tozal: Chicago’nun kütüphaneleri

ŞahaneBirKitap

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Editörden

Yirminci yüzyıl ne çağıydı? Soğuk Savaş’ın mı çağıydı, aşırılıkların mı? Keşiflerin mi çağıydı; casusların, ajanların, bilmecelerin mi… 18. yüzyılın doğa bilimlerinin, 19. yüzyılın ise biyolojinin çağı olduğunu söyleyenler çoğunlukta. Albert Camus, 20. yüzyılı korku çağı olarak nitelendiriyor. Doğrusu çok da haklı. Yirminci yüzyıldan miras kalan korkuyla her birimiz yüzleştik.