Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sanatçıların Mektupları




Toplam oy: 7
Sanat dünyası söz konusu olduğunda ilk akla gelen hiç şüphesiz Vincent van Gogh’un mektuplarıdır. Theo’ya Mektuplar ve Dostlukla diye iki farklı versiyon olarak Türkçede de bulunan bu mektuplar van Gogh’u yakından tanımak isteyenlerin ilk başvuru kaynaklarından biridir.

Yüzyıllar boyunca insanların en büyük iletişim aracı olan mektup bugün artık çok çok az kullanılıyor. [Hiç kullanılmıyor demek belki de daha doğru olacak] Mektuptan kastım kalem, kâğıt ve zarf kullanarak yapılan. Bugün artık kartpostal bile nadiren gönderilir oldu; hâlbuki çok değil bundan 20 yıl önce bile gidilen şehirlerden sevdiklerimize kartpostal gönderme alışkanlığı vardı. Bugünün gençleri daha farklı iletişim yöntemleri kullanıyor, anlık mesajlaşma programları bunların başında geliyor. Ayrıca bugün 25 yaş altında olan gençlerin büyük çoğunluğu klasik anlamdaki mektubu bırakın e-posta bile kullanmamış durumda.

 

Sanat dünyası söz konusu olduğunda ilk akla gelen hiç şüphesiz Vincent van Gogh’un mektuplarıdır. Theo’ya Mektuplar ve Dostlukla diye iki farklı versiyon olarak Türkçede de bulunan bu mektuplar van Gogh’u yakından tanımak isteyenlerin ilk başvuru kaynaklarından biridir.

 

Geçtiğimiz günlerde Hayalperest Yayınevi’nden çıkan Sanatçı Mektupları başlığı taşıyan kitap ise birçok sanatçının mektubuna yer veren bir seçki.

Seçkide yer alan bazı sanatçılar şu şekilde:
Salvador Dali, Lucian Freud, Gustav Klimt, William Blake, Marcel Duchamp, Paul Gaugin, Vincent van Gogh, Paul Signac, Pablo Picasso, Mark Rothko, Cindy Sherman, David Hockney, Frida Kahlo, Egon Schiele, Andy Warhol, Henry Moore, Rembrandt, Leonardo da Vinci, Edouard Manet, Roy Lichtennstein, Renoir, Kazimir Maleviç, Albrecht Dürer... Kitap 8 bölümden oluşuyor: Aile ve Arkadaşlar; Sanatçıdan Sanatçıya; Armağanlar ve Tebrikler; Baniler ve Destekçiler; Aşk; Mesleki Konular; Seyahat ve Kapanış.
Kitapta yer alan mektupları seçen ise St. Ives Sanatçıları: Bir Yer ve Zaman Biyografisi isimli kitabın da yazarı olan sanat tarihçisi Michael Bird.
Kitap her şeyiyle son derece özenilerek yayına hazırlanmış. Mektuplar sadece metin olarak verilmemiş, bu mektupların görsel halleri de kitabın sol tarafında kullanılmış. Böylelikle bu sanatçıların el yazılarının nasıl olduğunu anlamak mümkün oluyor. Sadece el yazılarını değil, bazı sanatçıların mektuplara iliştirdikleri desenler veya kâğıdın etrafını dolaşarak ve daktiloyla olan yazımları da görmek mümkün. Kitapta beni en fazla şaşırtan, işitme kaybı yaşayan ve teknolojik gelişmeleri yakından takip eden, bugün ipad ile çizimler yapıyor, David Hockney’in faks kullanarak hem hızlı hem de konuşmaya gerek kalmadan iletişim kurması oldu.
Tüm bu mektupları bir arada okuyunca çağlar boyunca bazı temaların, bazı hitapların, bazı serzenişlerin hiç değişmeden insanoğluna eşlik ettiğini görmek mümkün. Örneğin “burada olmanı çok isterdim”, “Birden bire seni özledim”, “Seni özledim ve keşke burada olup bunu benimle paylaşabilseydin”. Sanat dünyasında da sanatçılar yüzyıllardır benzer şikâyetlerde bulunur; anlaşılmamak, gruplaşmalar, işverenlerin anlamsız talepleri gibi...
Kitapta yer alan mektupların büyük çoğunluğu el yazısıyla yazılmış. Hal böyle olunca orijinal metinlerde çok fazla yazım hatası yer alabiliyor. Yazar Michale Bird bunları İngilizce baskıda olduğu gibi koruma yoluna gitmiş. Türkçe tercümeyi yapan Ebru Berrin Alpay da aynı hassasiyeti göstererek çeviriyi gerçekleştirmiş. Ayrıca metinlerde orijinal halde kullanılan terimler ve/veya ifadeler Türkçe çeviride de korunmuş. Mütercim Ebru Berrin Alpay’ı bu özenli tercümesinden ötürü tebrik etmek gerekir. Ayrıca Hayalperest Yayınevi de bu kitabın baskı kalitesine gösterdiği önemden dolayı bir teşekkürü hak ediyor. Kâğıt seçimi, cilt, renk kullanımıyla son derece önemli bir çalışma özenli bir şekilde okurla buluşmuş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Yalnızca kendini kaptırarak kitap okudun diye, görebildiğin dünya da genişleyecek sanma. Ne kadar bilgi depolasan bile, kendi kafanla düşünüp kendi ayaklarınla yürümedikçe her şey sahte, havada ve gelip geçici şeyler olarak kalır.”

 

- Sosuke Natsukawa, Kitapları Kurtaran Kedi

Bu yazının başlığında yer alan üç yargı cümleciğinin ortak noktası “bilmek” ve “yapmak”. Tarihin üç ayrı döneminin, üç ayrı idealin formülü gibi. İlki Marks’ın pek sevilen aforizmalarından biri: “Bilmiyorlar ama yapıyorlar.” Yaptıkları bildikleri değil, bildiklerini yapamıyorlar fakat yine de yaptıklarının bildiklerinin bir sonucu olmasını diliyorlar.

Nobel ödülleri, olanca prestijine rağmen her zaman büyük tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Ödül verilen yazarlar hep alması muhtemel olanlarla mukayese edilir. Hele Tolstoy, Kazancakis, Woolf gibi isimlerin “ödül almaya layık bulunmadığını” düşününce… Son senelerde Nobel Edebiyat Ödülleri tartışmaların merkezinden bir türlü kurtulamadı.

 

Rüyamda aksakallı bir ihtiyarı gördüğümde heyecanlandım. Bana tüm araştırmalarım için nasihat veriyordu. Dewey’e bak dedi usulca. Gece yarısında heyecanla uykudan uyandım. O gün erkenden yatmıştım ve evdekiler henüz uyumuşlardı. Uykumun derinliğinde gelen bu mesaj beni uyandırmaya yetmişti.

1. İbrahim Tenekeci’den seçme şiirler: Sözü Yormadan

 

Kulis

İbrahim Tenekeci: ''Amacımız İyiyi İstikrarlı Hale Getirmek''

ŞahaneBirKitap

Denizden, denizcilikten, deniz kahramanlarından söz eden tarihî romanımız sanıldığından daha az. Diğer dönemler bir tarafa, peş peşe büyük kahramanların çıktığı 16’ncı yüzyıl hakkında yazılanlar bile bir elin parmak sayısı kadar henüz. 1487’de doğduğu tahmin edilen ve Kanuni’den bir yıl önce, 1565’te vefat eden Turgut Reis de söz konusu yüzyıla damgasını vuran deniz kurtlarından.

Editörden

Edebiyatın en güzel tarafı, insanı içinde bulunduğu halden uzaklaştırabilme kudreti sanırım. Çünkü edebiyatın büyük ve özel malzemesi insandır. “Bir küllüğün bile öyküsünü yazabilirim” diyen Çehov bile şunu çok iyi biliyordu, aslında anlattığımız küllükten çok, insanın küllükle olan irtibatıdır. Her yazar, okuruyla bir irtibat kurar.