Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sanatçıların Mektupları




Toplam oy: 47
Sanat dünyası söz konusu olduğunda ilk akla gelen hiç şüphesiz Vincent van Gogh’un mektuplarıdır. Theo’ya Mektuplar ve Dostlukla diye iki farklı versiyon olarak Türkçede de bulunan bu mektuplar van Gogh’u yakından tanımak isteyenlerin ilk başvuru kaynaklarından biridir.

Yüzyıllar boyunca insanların en büyük iletişim aracı olan mektup bugün artık çok çok az kullanılıyor. [Hiç kullanılmıyor demek belki de daha doğru olacak] Mektuptan kastım kalem, kâğıt ve zarf kullanarak yapılan. Bugün artık kartpostal bile nadiren gönderilir oldu; hâlbuki çok değil bundan 20 yıl önce bile gidilen şehirlerden sevdiklerimize kartpostal gönderme alışkanlığı vardı. Bugünün gençleri daha farklı iletişim yöntemleri kullanıyor, anlık mesajlaşma programları bunların başında geliyor. Ayrıca bugün 25 yaş altında olan gençlerin büyük çoğunluğu klasik anlamdaki mektubu bırakın e-posta bile kullanmamış durumda.

 

Sanat dünyası söz konusu olduğunda ilk akla gelen hiç şüphesiz Vincent van Gogh’un mektuplarıdır. Theo’ya Mektuplar ve Dostlukla diye iki farklı versiyon olarak Türkçede de bulunan bu mektuplar van Gogh’u yakından tanımak isteyenlerin ilk başvuru kaynaklarından biridir.

 

Geçtiğimiz günlerde Hayalperest Yayınevi’nden çıkan Sanatçı Mektupları başlığı taşıyan kitap ise birçok sanatçının mektubuna yer veren bir seçki.

Seçkide yer alan bazı sanatçılar şu şekilde:
Salvador Dali, Lucian Freud, Gustav Klimt, William Blake, Marcel Duchamp, Paul Gaugin, Vincent van Gogh, Paul Signac, Pablo Picasso, Mark Rothko, Cindy Sherman, David Hockney, Frida Kahlo, Egon Schiele, Andy Warhol, Henry Moore, Rembrandt, Leonardo da Vinci, Edouard Manet, Roy Lichtennstein, Renoir, Kazimir Maleviç, Albrecht Dürer... Kitap 8 bölümden oluşuyor: Aile ve Arkadaşlar; Sanatçıdan Sanatçıya; Armağanlar ve Tebrikler; Baniler ve Destekçiler; Aşk; Mesleki Konular; Seyahat ve Kapanış.
Kitapta yer alan mektupları seçen ise St. Ives Sanatçıları: Bir Yer ve Zaman Biyografisi isimli kitabın da yazarı olan sanat tarihçisi Michael Bird.
Kitap her şeyiyle son derece özenilerek yayına hazırlanmış. Mektuplar sadece metin olarak verilmemiş, bu mektupların görsel halleri de kitabın sol tarafında kullanılmış. Böylelikle bu sanatçıların el yazılarının nasıl olduğunu anlamak mümkün oluyor. Sadece el yazılarını değil, bazı sanatçıların mektuplara iliştirdikleri desenler veya kâğıdın etrafını dolaşarak ve daktiloyla olan yazımları da görmek mümkün. Kitapta beni en fazla şaşırtan, işitme kaybı yaşayan ve teknolojik gelişmeleri yakından takip eden, bugün ipad ile çizimler yapıyor, David Hockney’in faks kullanarak hem hızlı hem de konuşmaya gerek kalmadan iletişim kurması oldu.
Tüm bu mektupları bir arada okuyunca çağlar boyunca bazı temaların, bazı hitapların, bazı serzenişlerin hiç değişmeden insanoğluna eşlik ettiğini görmek mümkün. Örneğin “burada olmanı çok isterdim”, “Birden bire seni özledim”, “Seni özledim ve keşke burada olup bunu benimle paylaşabilseydin”. Sanat dünyasında da sanatçılar yüzyıllardır benzer şikâyetlerde bulunur; anlaşılmamak, gruplaşmalar, işverenlerin anlamsız talepleri gibi...
Kitapta yer alan mektupların büyük çoğunluğu el yazısıyla yazılmış. Hal böyle olunca orijinal metinlerde çok fazla yazım hatası yer alabiliyor. Yazar Michale Bird bunları İngilizce baskıda olduğu gibi koruma yoluna gitmiş. Türkçe tercümeyi yapan Ebru Berrin Alpay da aynı hassasiyeti göstererek çeviriyi gerçekleştirmiş. Ayrıca metinlerde orijinal halde kullanılan terimler ve/veya ifadeler Türkçe çeviride de korunmuş. Mütercim Ebru Berrin Alpay’ı bu özenli tercümesinden ötürü tebrik etmek gerekir. Ayrıca Hayalperest Yayınevi de bu kitabın baskı kalitesine gösterdiği önemden dolayı bir teşekkürü hak ediyor. Kâğıt seçimi, cilt, renk kullanımıyla son derece önemli bir çalışma özenli bir şekilde okurla buluşmuş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Limon ağırlıklı olmak üzere, lavantalısından muzlusuna bin bir türü var ama benim son yıllardaki favorim zeytin çiçeği kolonyası. Harika bir kokusu vardır. Denemediysen mutlaka tavsiye ederim. Reklamlar bu kadar! Ama zeytin çiçeğinin açmaya başladığı mevsimdeyiz, böyle güzel bir ürünün reklamı yapılmaz mı? Zeytin çiçekleri nisandan hazirana kadar yavaş yavaş büyüyecekler.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Editörden

Roman türü denilince aklıma hemen Lukacs’ın ünlü sözü geliyor: “Roman, tanrının bırakıp gittiği bir dünyanın destanıdır.” İlk büyük roman diyebileceğimiz Don Kişot da aslında Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın romanıydı. Roman 18 ve 19. yüzyıllarda siyasi politik bir etki alanına sahipti. Bana kalsa siyasi politik etki alanından hiç vazgeçmedi roman.