Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sefaletin Sonu Dans Vebası




Toplam oy: 43
Tarihte salgın deyince akla ilk gelen hastalık veba. Kuşkusuz insanlığın maruz kaldığı tek salgın o değil. Bir kadının istemsizce dans etmesiyle başlayan ve kısa sürede kitlelere yayılan bu 1518 Strasbourg Dans Salgını’yla birlikte sokaklar dans edenlerle dolup taşar. Bilanço epey ağır olur. Dans edenlerin çoğu sağa sola çarpmaktan yaralanır, sakat kalır, kalp krizi ve başka nedenlerle hayatını kaybeder. Tarihin derinliklerindeki en ilginç olaylardan biri olan salgın, Jean Teulé’nin romanına konu olur.

Koronavirüs’ün ortaya çıktığı ilk günlerden itibaren salgın edebiyatına ilgi arttı. Tarihteki salgınları konu edinen romanları yeniden elimize aldık. Evlerimize kapanıp şaşkınlıkla başımıza geleni anlamaya çalışırken edebiyata sığınmak yapabileceğimiz en iyi şeylerden biriydi. Daniel Defoe’nun Veba Yılının Güncesi, Edgar Allen Poe’nun Kızıl Ölümün Maskesi, Albert Camus’nün Veba’sı tekrar okuduğum eserler arasına girdi. Tarihte salgın deyince akla ilk gelen hastalık veba. Nitekim saydığım romanlar da farklı dönemlerde ortaya çıkan veba salgınlarını anlatıyor. Bunlar arasında vebayı toplumsal sınıfların ortadan kalkmasını sağlayan bir unsur olarak işleyen de var, yaşamın olağan akışının bozulmasıyla varoluşsal anlamın sorgulanmasının nedeni olarak inceleyen de.


Yoksul insan manzaraları
Kuşkusuz insanlığın maruz kaldığı tek salgın veba değil. Koleradan tüberküloza çok sayıda hastalık tarih boyunca binlerce insanın yaşamını yitirmesine sebep oldu. İlacı bulunana kadar öldürücülüğünü devam ettiren bu hastalıkların ortak özelliği, insanın elinde olmayan nedenlerle mikrobun vücuda girmesi ve yayılması. Tamamen biyolojik bir süreçle organlar hasar görüyor ve yaşam sona eriyor. Ancak tarihte öyle bir salgın var ki bu saydığımız özelliklere uymuyor: 1518 Strasbourg Dans Salgını. Bir kadının istemsizce dans etmesiyle başlayan ve kısa sürede kitlelere yayılan bu salgınla, Strasbourg sokakları dans edenlerle dolar taşar. Bilanço epey ağır olur. Dans edenlerin çoğu sağa sola çarpmaktan yaralanır, sakat kalır, kalp krizi ve başka nedenlerle hayatını kaybeder.
Tarihin derinliklerindeki en ilginç olaylardan biri olan 1518 Dans Salgını, Jean Teulé’nin Dansa Davet adlı romanının konusunu oluşturuyor. Çağdaş Fransız edebiyatının hatırı sayılır isimlerinden Jean Teulé, dilimizde daha çok İntihar Dükkânı romanıyla biliniyor. Patrice Leconte tarafından uzun metrajlı bir animasyona da çevrilen roman, intihar etmek isteyenler için türlü çeşit malzeme sunan bir dükkânı anlatıyor. Öteden beri trajik ve absürd öğelere ilgi duyan yazar için 1518’de gerçekleşen salgın da iyi bir malzeme sunuyor. Teulé’nin romanı tarihsel olayı toplumsal bir histeri vakası olarak yorumlarken salgının gizemini koruyan yapısını büyük ölçüde çözümlüyor.

Dans vebası sınıfsal fark gözetmiyor
Roman Jeu-des-Enfants Sokağı’nda kucağında bebeği ile evinden çıkan bir kadının, yoksul ve yorgun insan manzaralarını geçerek ulaştığı köprüden aşağı, nehre bebeğini atmasıyla başlıyor. Kadının bu korkunç eylemi gerçekleştirmesinin nedeni ise sefalet ve açlık. Nitekim eve döndüğünde kocasının sözleri yaşadıkları çaresizliği apaçık gözler önüne seriyor: “Enneline, çayır çimenden ziyade felaket ve kıl tüy bitiyor bu zamanda. Sütün kalmamıştı. Onu doyuramayacaktık.
Hem sonra, başkalarının yaptığı gibi onu yemekten iyidir böylesi.” Bir anne-babanın evlatlarını yemekten korktukları için nehre atmayı tercih etmesi, dönemin sert gerçeğini daha romanın başında yüzümüze vuruyor. Her ne kadar bu meşum karar ikisinin de olsa fail Enneline bir tür histeriye kapılarak zihninde duyduğu ritme eşlik etmeye başlıyor: “-pıt pıt pıt…- sonra ayağa kalkıyor. Atölyenin kapısını açık bırakarak sokağa çıkıyor. Ayağında tahta pabuçlarıyla, sanki bale pabuçları varmışçasına, bir bacağını arkaya uzatıyor. Önce bir adım sağa, sonra bir adım sola gidiyor. Pabuçlarının tahta tabanları pislikleri tokuşturuyor. Sarışın kadın kendi etrafında hafifçe dönüp zarifçe uzattığı kollarını birbirinden ayırıyor ve bir kızböceği gibi kanat çırpıyor.” Çok geçmeden önce komşu kadının ve sonra diğerlerinin dansa katılmasıyla bütün Strasbourg sokakları karol yapanlarla doluyor. Herkesin bu ortak histeriye kapılıp kendisini dansa bırakmasının nedeni özünde aynı: Sefalet. Ana-babalarını kurtarmak için paralı askerlik yapmaya gidip geri dönmeyen oğullarının yasını tutanlar, tefeci rahiplere yığınla borcu olanlar, malına mülküne el konanlar… Hepsi, çaresizce sallanmaya başlayıp yavaş yavaş dans edenlerin arasına karışıyor.
Dans vebası sınıfsal fark gözetmiyor. Zengin semtlerden dans edenleri seyretmeye gelmiş burjuvalar, alay eden gözlerle izledikleri bu gösterinin zamanla parçası haline geliyorlar. “Strasbourgluların dansı, seyredenler arasında her yere sızan bir su gibi. Dansçıların dokunduğu kimseler sağduyuyu kaybediyor ve kendileri de yaptıkları şeye hayret ederek ronda katılıyor hemen… Az önce herkesi küçümseyen burnubüyük budala karı, deminki kadar akıllılık taslamıyor artık, herkese göstere göstere deli gibi kıçını sallıyor”.

Düzene karşı güçlü bir okuma
Jean Teulé’nin romanının başarısı, tarihin bu ilginç olayına neden olan etkenleri yine tarihsel nedenlere dayanarak ortaya koymasında yatıyor. Nitekim din adamlarının salgın karşısında baştan itibaren takındıkları tutum, belediye başkanının ikircikli yaklaşımı histerinin anlaşılmasında ve çözüme ulaştırılmasında başat unsurları oluşturuyor. 16. yüzyıl Avrupası dini otoritelerin toplum üzerindeki tahakkümünün sarsılmaya başladığı bir asır. Kilisenin ortaçağ boyunca hem dini hem de siyasi bir erk olarak kazandığı maddi-manevi zenginlik zamanla göze batmaktadır artık. Halk açlıktan çaresizce kıvranırken kilisenin bağış toplamayı sürdürmek istemesi karşılığını amaçladığı kadar bulamaz. Tam da bu noktada Strasbourg piskoposu Honstein’ın konutunun kapısına çivilenmiş halde bulunan kâğıtta sürpriz bir isme, Saksonya Dukalığı keşişi Martin Luther’e rastlıyoruz. Ruhban sınıfında reform isteyen Luther, doksan beş maddeden oluşan bildirisini dönemin icadı matbaayı kullanarak çoğaltmış ve ulaşabildiği her yere yaymaya başlamıştır. Romanda bildiriden yer verilen sekiz maddede, din adamlarına verilen ayrıcalığın ortadan kalkmasının önemi ve halkın yoksulluğuna karşılık kilisenin endüljans peşinde koşmasının yanlışlığına vurgu yapılır.
Dans vebasının hızla devam ettiği ve kayıpların verildiği Strasbourg’da belediye başkanının ve piskoposun çözüm için anlaşmaya varmaları, reform tehlikesinin karşısında piskoposun teslim bayrağını çekmesiyle gerçekleşiyor. Piskopos belediye başkanının Lutheryen dinamiti ateşleme tehdidine karşılık kilisenin bütün varlığını halka açıyor. Olanlar karşısında hayretler içinde kalan halk tıka basa doymanın sevinciyle kiliseye bağlılığını haykırıyor. Böylece dans salgınını başlatan ve sona erdiren neden, bütün yalınlığı ile karşımızda duruyor.
Tarihin sayfaları kaybedecek hiçbir şeyi kalmayan halkın hakkı olanı alamadığı için sesini yükselttiği birçok hareketle dolu. 1518 yılında yaşananlar, her ne kadar salgın olarak adlandırılsa da, aynı zamanda çaresizlik karşısında verilen bir tepki olarak da okunabilir. Çünkü veba, kolera gibi salgınlarda bireylerin kendi istemleri dışında bir mikroba maruz kalmaları söz konusu. Burada ise dans bedenin istemsiz hareketi gibi görünse de aslında toplumsal koşulların bir tür dışavurumu. Bu anlamda Dansa Davet pasif bir direniş olarak da okunabilir. Kendiliğinden büyüyen ve düzeni sarsan güçlü bir direniş.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.