Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

SEN GÜLDÜN, SONUÇLAR AÇIKLANDI




Toplam oy: 116
Orhan Özekinci’nin ilk şiir kitabı Sonuçlar Açıklandı, bize hayata katlanmayı değil hayata doğru kanatlanmayı işaret eden bir şiirler toplamı. İlk kitapları büyük bir heyecan ve coşkuyla okurum hep. İlk adım, ilk aşk, ilk kelime, ilk oruç…

 

 

Meşhur bir deyiştir, bilirsiniz; herkesin bir hikâyesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur. Şiir acziyeti ve kudreti aynı anda tatmak isteyen insanı öncelikle kendi gerçekliğiyle yüzleştirir. Gerçeğin tel örgüleri oldum olası rahatsız eder şairleri. Hayale kaçmak için değil, hayata kanatlanmak için mütemadiyen kelimeyle söyleşirler. Gaye, kelimedeki hayatı bulmak, kelimeyle hayat bulmaktır.

 

Kısa sürede ikinci baskısını yapan Orhan Özekinci’nin ilk şiir kitabı Sonuçlar Açıklandı, bize hayata katlanmayı değil hayata doğru kanatlanmayı işaret eden bir şiirler toplamı. İlk kitapları büyük bir heyecan ve coşkuyla okurum hep. İlk adım, ilk aşk, ilk kelime, ilk oruç… İlklerin izleri daha sahici, daha kalıcı, daha masum görünür bana. İlk kitapların da böyle bir kaderi vardır. Tecrübeyle sabit!

 

Özekinci, sebeplerle sonuçlar arasında bir gerilim hattı gibi dolaşıp duran insana berrak bir ayna tutuyor kitapta. Temiz, sade, arı duru bir dile yasladığı şiirler onun daha yolun başında şiir ve dil arasında kurduğu sahici bağların gücünü gösteriyor ki, bunu önemsemek gerek. Orhan’ın şiirlerinde dilin sadeliği, şiirine mesele olarak taşıdığı insanlık hâllerimize de denk düşüyor bir bakıma. Basit olan anlatılması zor olandır. Hayat olabildiğince yalın ve sadedir aslında. Onu asıl biz bitmek bilmeyen kavga ve gürültüler içinde karmaşıklaştırıyoruz. Orhan, ilk elde hayatın içindeki sevince, mutluluğa ve masumiyete dikkat çekiyor. Kitabın adına da ilham kaynağı olan şu dize mesela: “Sen güldün, sonuçlar açıklandı.” (Final Dönemi, s.15)

 

Özekinci, çatışmaya değil uyuma, barışa ve ilahî inayete yaslanıyor daha çok. Hayatla bir alıp veremediği yok sanki. Her şeyin eninde sonunda başlangıçtaki masumiyete dönüşeceğine dair bir inanç saklı dizelerde: “Hafifliyorum dünyanın karşısında ve / gitmenin güzelliğine bakıyorum” (Halime Kız, s.12) Kaosun temeline harç taşıyan zıtlıklar bile Orhan’ın merceğinde bir aynîleşme yaşıyor. Özünde birbirine ters gibi duran kavramlar, birbirine koparılamaz bağlarla sımsıkı bağlı birer hissiyat derinliğine dönüşüyor. Buna sekinet hâli diyoruz. “Sevinmek iyi gelir üzülmeye” (Final Dönemi, s.15) Ve yerini yurdunu bilen insanın gönül ferahlığı: “Ey yalan, bu konuda doğru söyle / bir kaybetmek kazandım, değil mi?” (İlk Müdahale, s.32)

 

TEMİZ VE DİRİ BİR BAŞLANGIÇ

 

İdeal olanla gerçeklik arasındaki gerilimi ise Özekinci, daha çok kendi kişisel menkıbesi üzerinden anlatıyor. İç sorgu, kelimelerin içindeki hayatı ve hayatın içindeki kelimeleri arayan birer işaret fişeğine dönüşüyor. Belki de bu yüzden Orhan’ın şiirlerinde “gösterme” eyleminden daha çok “arama” eylemi öne çıkıyor. Arayışın kişisel bir hesaplaşma ciddiyetiyle yoğrulduğu yerlerde Özekinci oldukça güçlü dizelere imza atıyor: “Toprak, sana karşı mahcubum / o kadar ekmeğini yedim de / dedemi aldın diye / sıkıldı yumruğum” (Gitmek Zamanı, s.18)

 

Sonuçlar Açıklandı’da gündelik hayatın içinden çekilmiş “görüntüler” bir şair dikkatinin incelikli örneklerini sunuyor bize. Bu bahiste iyi bir gözlemci olduğunu söyleyebiliriz Özekinci’nin. Sürekli bir akış hâlindeki hayatın kenarına oturup ağır ve sakin bir edayla o akışı yavaşlatmanın izini sürüyor sanki. Bir varma/ulaşma hâlinden daha çok bir yürüyüş imgesini hatırlatıyor bu tavır. Bir süreklilik ve tazelik hâlini: “Bir bisiklet oldu gidişin / hâlâ sürüyor” (Mağdurun Rızası, s.26) Yeri gelmişken şunu da söylemek gerek: Orhan’ın kendi kişisel menkıbesi çevresinde İbrahim Tenekeci’ye, Muzaffer Serkan Aydın’a dair yaptığı göndermeler de dostluğa, kardeşliğe dair şiirsel vurgularını daha de dostluğa, kardeşliğe dair şiirsel vurgularını daha bir pekiştiriyor. Yaşanmışlığın, hatırın ve elbette hatıraların sahiciliği o kişisel menkıbeleri daha bir değerli kılıyor.

 

Özekinci, güncelin insanı iğdiş eden kuru gürültüsüne metelik vermiyor yazdığı şiirde. Bunu özellikle belirtmekte fayda var. Dedikodulara, entrikalara, kısır kavgalara yer yok onun dünyasında. İlk kitabıyla temiz, derin ve diri bir başlangıç yapıyor hâliyle. Dilerim bu tavrını bundan sonraki yazacağı şiirlerde de hem yatay hem dikey olarak derinleştirerek sürdürür. Bununla birlikte saf iyinin, berrak huzurun yanı başında yaşadığı ülkeye dair olup bitenlere de seyirci kalmayarak bir anlamda bir yer /yurt vurgusu gözlemliyoruz onda.

 

Son Türkiye, bu izlekte hayat bulan bir şiir. 15 Temmuz’daki vatan savunmasına dair yazılan bu şiir, Orhan’ın içinde yaşadığı ülkeye ve ülküye dair hissiyatının naif bir karşılığı. Bu şiirde de Orhan’ın gerçeği ters yüz eden, gerçekliği bir ideale, bir şuura, bir vicdana dönüştüren tavrının izlerini görüyoruz: “Tetiği çekip kendini vurdu kurşun / bıçaktan geçmedi yara izi / sözlükte anlamını bulamayan kelime / buldu anlamını ihanette” (Son Türkiye, s.31)

 

Sonuçlar Açıklandı, sebepleri hayatın içindeki saf iyiliğe ve güzelliğe eşitleyen ve böylece sonuçları da olabildiğince güzelleştiren bir zihnin/ yüreğin şiirleri. Kitabın sonundaki alıntı dizeler, bu ilk şiirler toplamının havasını, suyunu ne de güzel aksettirmiş. Sadece bu alıntı dizeler bile Özekinci’nin yazdığı şiire ne denli bilinçle ve mümince bir sorumlulukla yaklaştığını örnekliyor: “Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz” (Ziya Osman Saba) ve “Mutluyum, çünkü galip gelmedim” (İbrahim Tenekeci)

 

Geleneğe, büyüklere, bizi insan kılan, insanı insan yapan bütün değerlere karşı bitimsiz bir hürmet ve saygıyla dolu bir dünyanın içinden sesleniyor Orhan Özekinci. Eşikte değil içerde. Evin içinde, odaların içinde, insanın içinde, masumiyetin ve sevincin içinde taze bir şiir dalı uzatıyor okura. Ne de olsa şu dizeleri yazmış bir şair Orhan: “Sırf hak geçmesin diye / daha çok sevmedim Mecnun’dan” (Başıma Gelenler, s.16)

Sonuçlar Açıklandı
Orhan Özekinci
Profil Kitap 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Taşra, edebiyattan sinemaya geçişin en kestirme yoludur. Orada zaman, mekân ve insan sinematografik anlamın bütün ihtiyaçlarını karşılayabilecek bir derinliğe sahiptir. Ancak bu derinlik çoğu zaman bir daralmayı, dışa kapalılığı, durağanlığı, kasvetli ve sonu gelmez bekleyişleri de içinde taşır. Bu yönüyle İnsanoğlunun ebedi yazgısını, ilk sürgün anını hatırlatan ihsaslarla doludur taşra.

İlk defa 2013 yılında Ayrıntı Yayınları’ndan, yeni edisyonu ise geçen ay Yapı Kredi Yayınları’ndan yayımlanan Ferahlık Anına Övgü, Ömer F. Oyal’in dördüncü romanı. Yazarın romanın yanı sıra çeşitli türlerde eserleri bulunuyor.

Virginia Woolf’un (1882-1941) yaşarken basılı tek öykü kitabı olan Pazartesi ya da Salı (1921) bir öykü kitaplığında bulunması gereken önemli kitaplardan biridir. Virginia Woolf, Mrs. Dalloway, Dalgalar, Deniz Feneri romanlarıyla bilinç akışı tekniğinin başarılı örneklerini vermiş bir öncüdür. Bu akım günümüzde de etkisini yoğun bir şekilde göstermektedir.

Emily Dickinson’a geçmeden önce kendi çocukluğumu ve bahçe hikâyemi anlatacağım size... Macera olsun diye evden kaçıp gün batarken kimsenin ruhu duymadan döndüğüm çocukluk yıllarımda, bütün evlerin bahçeli olduğunu sanırdım. Neden, çünkü şanslıydım; oturduğumuz sakin mahallede bütün evler bahçeliydi, bizimki de.

 

Hepimiz etrafında toplanacağımız hikâyeler arıyoruz. Çünkü bir bakıma hikâye, hayatın zihinlerimizdeki anlamlandırılmış yansımasıdır. Dünyadaki varlığımızı konumlandırabilmek ve bir anlama ulaşabilmek için şeylerin mekân ve zamanda nelere bağlı, nelerle birlikte olduğunu bilmeye muhtacız.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.