Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

SEN GÜLDÜN, SONUÇLAR AÇIKLANDI




Toplam oy: 110
Orhan Özekinci’nin ilk şiir kitabı Sonuçlar Açıklandı, bize hayata katlanmayı değil hayata doğru kanatlanmayı işaret eden bir şiirler toplamı. İlk kitapları büyük bir heyecan ve coşkuyla okurum hep. İlk adım, ilk aşk, ilk kelime, ilk oruç…

 

 

Meşhur bir deyiştir, bilirsiniz; herkesin bir hikâyesi vardır ama herkesin bir şiiri yoktur. Şiir acziyeti ve kudreti aynı anda tatmak isteyen insanı öncelikle kendi gerçekliğiyle yüzleştirir. Gerçeğin tel örgüleri oldum olası rahatsız eder şairleri. Hayale kaçmak için değil, hayata kanatlanmak için mütemadiyen kelimeyle söyleşirler. Gaye, kelimedeki hayatı bulmak, kelimeyle hayat bulmaktır.

 

Kısa sürede ikinci baskısını yapan Orhan Özekinci’nin ilk şiir kitabı Sonuçlar Açıklandı, bize hayata katlanmayı değil hayata doğru kanatlanmayı işaret eden bir şiirler toplamı. İlk kitapları büyük bir heyecan ve coşkuyla okurum hep. İlk adım, ilk aşk, ilk kelime, ilk oruç… İlklerin izleri daha sahici, daha kalıcı, daha masum görünür bana. İlk kitapların da böyle bir kaderi vardır. Tecrübeyle sabit!

 

Özekinci, sebeplerle sonuçlar arasında bir gerilim hattı gibi dolaşıp duran insana berrak bir ayna tutuyor kitapta. Temiz, sade, arı duru bir dile yasladığı şiirler onun daha yolun başında şiir ve dil arasında kurduğu sahici bağların gücünü gösteriyor ki, bunu önemsemek gerek. Orhan’ın şiirlerinde dilin sadeliği, şiirine mesele olarak taşıdığı insanlık hâllerimize de denk düşüyor bir bakıma. Basit olan anlatılması zor olandır. Hayat olabildiğince yalın ve sadedir aslında. Onu asıl biz bitmek bilmeyen kavga ve gürültüler içinde karmaşıklaştırıyoruz. Orhan, ilk elde hayatın içindeki sevince, mutluluğa ve masumiyete dikkat çekiyor. Kitabın adına da ilham kaynağı olan şu dize mesela: “Sen güldün, sonuçlar açıklandı.” (Final Dönemi, s.15)

 

Özekinci, çatışmaya değil uyuma, barışa ve ilahî inayete yaslanıyor daha çok. Hayatla bir alıp veremediği yok sanki. Her şeyin eninde sonunda başlangıçtaki masumiyete dönüşeceğine dair bir inanç saklı dizelerde: “Hafifliyorum dünyanın karşısında ve / gitmenin güzelliğine bakıyorum” (Halime Kız, s.12) Kaosun temeline harç taşıyan zıtlıklar bile Orhan’ın merceğinde bir aynîleşme yaşıyor. Özünde birbirine ters gibi duran kavramlar, birbirine koparılamaz bağlarla sımsıkı bağlı birer hissiyat derinliğine dönüşüyor. Buna sekinet hâli diyoruz. “Sevinmek iyi gelir üzülmeye” (Final Dönemi, s.15) Ve yerini yurdunu bilen insanın gönül ferahlığı: “Ey yalan, bu konuda doğru söyle / bir kaybetmek kazandım, değil mi?” (İlk Müdahale, s.32)

 

TEMİZ VE DİRİ BİR BAŞLANGIÇ

 

İdeal olanla gerçeklik arasındaki gerilimi ise Özekinci, daha çok kendi kişisel menkıbesi üzerinden anlatıyor. İç sorgu, kelimelerin içindeki hayatı ve hayatın içindeki kelimeleri arayan birer işaret fişeğine dönüşüyor. Belki de bu yüzden Orhan’ın şiirlerinde “gösterme” eyleminden daha çok “arama” eylemi öne çıkıyor. Arayışın kişisel bir hesaplaşma ciddiyetiyle yoğrulduğu yerlerde Özekinci oldukça güçlü dizelere imza atıyor: “Toprak, sana karşı mahcubum / o kadar ekmeğini yedim de / dedemi aldın diye / sıkıldı yumruğum” (Gitmek Zamanı, s.18)

 

Sonuçlar Açıklandı’da gündelik hayatın içinden çekilmiş “görüntüler” bir şair dikkatinin incelikli örneklerini sunuyor bize. Bu bahiste iyi bir gözlemci olduğunu söyleyebiliriz Özekinci’nin. Sürekli bir akış hâlindeki hayatın kenarına oturup ağır ve sakin bir edayla o akışı yavaşlatmanın izini sürüyor sanki. Bir varma/ulaşma hâlinden daha çok bir yürüyüş imgesini hatırlatıyor bu tavır. Bir süreklilik ve tazelik hâlini: “Bir bisiklet oldu gidişin / hâlâ sürüyor” (Mağdurun Rızası, s.26) Yeri gelmişken şunu da söylemek gerek: Orhan’ın kendi kişisel menkıbesi çevresinde İbrahim Tenekeci’ye, Muzaffer Serkan Aydın’a dair yaptığı göndermeler de dostluğa, kardeşliğe dair şiirsel vurgularını daha de dostluğa, kardeşliğe dair şiirsel vurgularını daha bir pekiştiriyor. Yaşanmışlığın, hatırın ve elbette hatıraların sahiciliği o kişisel menkıbeleri daha bir değerli kılıyor.

 

Özekinci, güncelin insanı iğdiş eden kuru gürültüsüne metelik vermiyor yazdığı şiirde. Bunu özellikle belirtmekte fayda var. Dedikodulara, entrikalara, kısır kavgalara yer yok onun dünyasında. İlk kitabıyla temiz, derin ve diri bir başlangıç yapıyor hâliyle. Dilerim bu tavrını bundan sonraki yazacağı şiirlerde de hem yatay hem dikey olarak derinleştirerek sürdürür. Bununla birlikte saf iyinin, berrak huzurun yanı başında yaşadığı ülkeye dair olup bitenlere de seyirci kalmayarak bir anlamda bir yer /yurt vurgusu gözlemliyoruz onda.

 

Son Türkiye, bu izlekte hayat bulan bir şiir. 15 Temmuz’daki vatan savunmasına dair yazılan bu şiir, Orhan’ın içinde yaşadığı ülkeye ve ülküye dair hissiyatının naif bir karşılığı. Bu şiirde de Orhan’ın gerçeği ters yüz eden, gerçekliği bir ideale, bir şuura, bir vicdana dönüştüren tavrının izlerini görüyoruz: “Tetiği çekip kendini vurdu kurşun / bıçaktan geçmedi yara izi / sözlükte anlamını bulamayan kelime / buldu anlamını ihanette” (Son Türkiye, s.31)

 

Sonuçlar Açıklandı, sebepleri hayatın içindeki saf iyiliğe ve güzelliğe eşitleyen ve böylece sonuçları da olabildiğince güzelleştiren bir zihnin/ yüreğin şiirleri. Kitabın sonundaki alıntı dizeler, bu ilk şiirler toplamının havasını, suyunu ne de güzel aksettirmiş. Sadece bu alıntı dizeler bile Özekinci’nin yazdığı şiire ne denli bilinçle ve mümince bir sorumlulukla yaklaştığını örnekliyor: “Rabbim, nihayet sana itaat edeceğiz” (Ziya Osman Saba) ve “Mutluyum, çünkü galip gelmedim” (İbrahim Tenekeci)

 

Geleneğe, büyüklere, bizi insan kılan, insanı insan yapan bütün değerlere karşı bitimsiz bir hürmet ve saygıyla dolu bir dünyanın içinden sesleniyor Orhan Özekinci. Eşikte değil içerde. Evin içinde, odaların içinde, insanın içinde, masumiyetin ve sevincin içinde taze bir şiir dalı uzatıyor okura. Ne de olsa şu dizeleri yazmış bir şair Orhan: “Sırf hak geçmesin diye / daha çok sevmedim Mecnun’dan” (Başıma Gelenler, s.16)

Sonuçlar Açıklandı
Orhan Özekinci
Profil Kitap 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Marguerite Yourcenar, 1951’de yayınlanan Hadrianus’un Anıları’nın girişinde “Zamanımızda, roman tüm öteki biçimleri yiyip yutuyor; anlatım aracı olarak insan sadece roman biçimini kullanmaya zorlanıyor.” demişti. Romanın zaferini ilan eden epey bir metne sahibiz. Ancak bir not düşmek zorundayız ki 20. yüzyılın ilk yarısında Netflix abonesi olmamıştı Yourcenar.

“Benim için yaşadığım yerin sesi bu. Bunu açıklamak zor. Hep orada, kalp atışların gibi. Her zaman, tüm hayatımız boyunca müzik vardır. Müziğimiz harikuladedir. Deniz bizimle konuşur. Konuşan, yaşadığımız yerdir. Anlıyor musun?”

Evdeyiz hâlâ değil mi? Yoksa yavaş yavaş normalleşme çabası içinde miyiz? Aman! Aşı, ilaç vb. bulunmadı hâlâ, biliyorsundur da düşün bunu… Dur! Yine mi aynı şey deme… Ellerini yıka. Elleri yıkamak çok önemli… Bıktın değil mi? Elleri yıkamanın aslında birçok hastalığın çözümü için basit ve ilk yöntem olduğunun keşfi üzerinden çok zaman geçmemiş, biliyor muydun?

Selim Baki’nin “Kısa Camel”ı

 

II. Mahmut döneminde, mumun hammaddesi olan kuyrukyağındaki bir fiyat artışı sebebiyle medrese öğrencileri kazan kaldırır. Çünkü akşamları mum ışığı olmadan çalışamazlar, sohbet edemezler... Bugün biz yukarıdan aydınlatılan parlak odalarımızda oturduğumuz için ışık ve gölgeye, o medrese talebeleri gibi bakamayız.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.