Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sıcacık Bir Buz Canavarı




Toplam oy: 22
Kitabın dili, anlatım tarzı, tarih ve günümüzü mizahi bir dille harmanlama başarısı yanında güçlü bir kurguya sahip olması Buz Canavarı’nı çocukların gözünde beğenilir kılmaya yetiyor. Ancak pedagojik kaygıları olan, kötü diye nitelendirdikleri kelimelerle çocukların karşılaşmasını istemeyen ebeveynlerin itiraz edeceği hususlar var kitapta.

Tarihî bir dönemi olağanüstü bir hikâye ile buluşturmak elbette macera seven her çocuğun ilgisini çeker. Hele bu tarih tam olarak 1899 yani 1900 yılının hemen öncesinde olursa daha da ilgi çekici bir hâle gelebilir. İşin içine soyları tükenmiş olan bir mamut, kötü şöhretli Yapışkan Parmaklar Çetesi, sakar bir müze bekçisi olan kadın, çatlak bir profesör, tahta geçişinin altmış ikinci senesini kutlayan Birleşik Krallık’ın hükümdarı Kraliçe Victoria’yı ve Londra sokaklarında yaşayan yetim kız çocuğu Elsie’yi de dahil edince bir roman için ortam sağlanmış olur. İngiltere’de çok okunan yazarların başında gelen David Walliams kendine özgü tarzıyla yazdığı Buz Canavarı ile çocuklar için maceralı bir atmosfer sunuyor. Yazarın yayımlandığında tam yüz hafta listelerin başından inmeyen kitabı Büyükbaba’nın Müthiş Firarı’ndan sonraki son kitabı bu.

 

Adı sık sık ünlü yazar Roald Dahl ile karşılaştırılan yazar için bu kitabın onun Matilda’sı olduğunu söylemek herhalde yerinde olur. Çocukların çok seveceği bir tarzda ve rahat okunabilir şekilde tasarlanan bu hacimli kitaba usta çizer Tony Ross’un fırça darbelerinin katkısı oldukça fazla elbette. Kitaptaki bütün karakterlerin komik tiplemeleri kitabı daha çekici kılmaya yetiyor.

 

Romanın konusu kısaca şöyle: Bir yetimhanenin kapısına bırakılan Elsie isimli kahramanın kendini Doğa Tarihi Müzesi’nde bulması, oraya Kuzey Kutbu’ndan donmuş halde getirilen ve nesli tükenen bir mamutla karşılaşmasını anlatıyor. Elsie’yi mamuta karşı arkadaşça bir sevgi besleten şey ise onun da kendi gibi yalnız ve evsiz olduğunu hissetmesi elbette. Bu donmuş mamutu ilk gördüğünde onu arkadaşı olarak kabul eden küçük kız, müzenin temizlikçisi olan Dotty, yıllar önce müzenin saygıdeğer bir bilim insanı olan ama deney yaparken neredeyse müzeyi havaya uçurmaya yaklaşan bir talihsizlik yaşayan Profesör ve Yapışkan Parmaklar Çetesi’nin yardımını alarak mamutu ait olduğu Kuzey Kutbu’na geri döndürmeye çalışıyor. Romanın çocuklar için heyecanlı kısmı tam burada ve mamutun canlanmasıyla başlıyor zaten.

Bazı yerleri canavarca bulabilirsiniz
Kitabın dili, anlatım tarzı, tarih ve günümüzü mizahi bir dille harmanlama başarısı yanında güçlü bir kurguya sahip olması Buz Canavarı’nı çocukların gözünde beğenilir kılmaya yetiyor. Ancak pedagojik kaygıları olan, kötü diye nitelendirdikleri kelimelerle çocukların karşılaşmasını istemeyen ebeveynlerin itiraz edeceği hususlar var kitapta. Elsie’nin ve kötücül çetenin yaptıkları hırsızlıklar, büyüklerin acımasız söylem ve davranışları bu kaygıları taşıyan ebeveynler için biraz ürkütücü gelebilir. Ama kitaptaki maceranın günümüzden yüz yirmi yıl önce yaşandığını ve o dönem içinde değerlendirilmesi gerektiğini de unutmamak lazım. Bu kitabın bir İngiliz yazar gözüyle yazıldığını ve batı değerleri ile bizim normlarımızın ayrışan pek çok yönünün olduğunu da kabul etmek gerekir. Sonuçta bu bir edebiyat kitabı, pedagojik ve eğitim kitabı değil. Ayrıca bu mizahî çocuk dilinin ebeveynler tasvip etmese de çocukların çok sevdiği de başka bir gerçeklik. Yine de on yaş üstü çocukların okumasının daha doğru olacağını düşünüyorum.
Yazar David Walliams bu kitapla İngiliz tarihini çocuklara öğretmeyi amaçladı mı bilmiyorum ama kitabı okuyup bitirince dönemin İngilteresi hakkında pek çok fikre de sahip olmanız kaçınılmaz. Sanırım bu kitaptan bizim kendi tarihimizi çocuklara edebiyat diliyle öğretmek için alacağımız dersler var. Çocukların bu kitaptan alacağı derslerin başında ise zor ve hiçbir şeyin öngörülemediği dünyada yollarını nasıl bulacakları geliyor. Arkadaşlık, aile ve doğru bulduğunuz şeyler konusunda mücadele vermenin değiştirici gücüne vurgu yapıyor Buz Canavarı. Soğuk kalpleri çözen bir anahtar sunuyor çocuklara.
Bakın Kim Geldi ?

Okul öncesi çocukların hem resimlerine hem anlatılan olaylara hem de çizimlerine bayılacağı bir kitap bu. Nehir olduğundan haberi bile olmayan bir nehire gelen meraklı ayının nehre yuvarlanmasıyla başlıyor bu ilginç masal. Ve ayıya yine hiçbir şeyden haberi olmayan bir kurbağa, kaplumbağa, kunduz, rakun, ördek katılıyor büyük bir şelaleye doğru sürüklenirken. Kimi güçlü, kimi meraklı, kimi bilgili, kimi korkak, kimi cesur olan ve birbirlerinin farkında olmayan bu hayvanlar nehirde buluşarak birbirlerini fark ediyorlar. Sade ve sürükleyici bir anlatıma sahip bu kitapbütün küçük okurlara tavsiye olunur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Simon Garfield’ın Saatler isimli eseri, Turkuvaz Kitap’ın ciddi emek sonucu yayına hazırladığı bir çalışma olarak raflardaki yerini aldı. Kitabın çevirisini bir saat tutkunu, Esquire’in saat editörü Özge Dinç’in yapmış olması, kitaba karşı ayrıca bir merak uyandırıyor.

 

Orta mektebe gidiyordum. Kara kuru bir köylü uşağıydım. Sınıfa girerken burnumu çekerdim. Utanırdım kara kuruluğumdan. Okul yolunda Nefarettin abiyi görürdüm. Köylümüz, uzaktan akrabamızdı. Karateciydi. Burası çok önemli işte! Anadolu’nun tüm taşra vilayetlerinde, eğer bir akrabanız karateciyse siz de onun yaptığı hareketleri yapabiliyormuşsunuz hissi olurdu. Türkiye şampiyonasına katılmıştı.

Abdullah Harmancı’nın yeni öykü kitabı Baltan Taşa Değecek, Muhit Kitap tarafından yayımlandı. Yazar, gerek Kurmacanın Büyülü Sureti adlı kuramsal eseriyle gerekse öykü kitaplarıyla öyküyle olan dostluğundan ödün vermedi. Muhteris’te keşfettiğim bir şey vardı onun öyküsüne dair: Hayatın keşmekeşine kapılıp unutulmaması gereken bir bakış vardır onun öykülerinde.

Modern dönemin efsanevî tarihçilerinden biri Fernand Braudel ise, diğeri Arnold Toynbee’dir. Efsane olmalarının nedeni, sadece tarih alanında yaptıkları araştırmalar değildir. Ayrıca bu tarih üzerine düşünce üretmeleridir. Yorumcudur bu iki tarihçi. Tarih felsefesi de yaparlar. Sosyologların birinci derecede kaynakları arasındadır kitapları. Sanatı da bilirler.

Çocuklar için yazmak… Sanırım son yılların en dikkat çekici konu başlıklarından birisi bu. Çocuklar için masallar, romanlar yazmak, resimli kitaplar hazırlamak birçok insan için heyecan verici bir hedef haline geldi son yıllarda. Bu rüzgârın oluşmasında elbette sosyal medyanın etkisi büyük. Ama burada tuhaf bir durumun olduğunu göz ardı etmemek lazım.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Editörden

Roman türü denilince aklıma hemen Lukacs’ın ünlü sözü geliyor: “Roman, tanrının bırakıp gittiği bir dünyanın destanıdır.” İlk büyük roman diyebileceğimiz Don Kişot da aslında Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın romanıydı. Roman 18 ve 19. yüzyıllarda siyasi politik bir etki alanına sahipti. Bana kalsa siyasi politik etki alanından hiç vazgeçmedi roman.