Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Sıra Dışı Bir Varoluş İnadı: Günler Aylar Yıllar




Toplam oy: 5
Çin’in yaşayan en güçlü yazarlarından Yan Lianke, Günler Aylar Yıllar’da kuraklığın vurduğu bir coğrafyada kör köpeğiyle hayata tutunmaya çalışan bir ihtiyarın hikâyesini anlatıyor. Doğanın tek belirleyici olduğu bu yerde su ve yiyecek yoktur, günler, geceler en sert koşullarla sınanırken ihtiyar köylü devam etme gücünü hep diri tuttuğu bir umudun peşinde bulur: Filizlenen bir mısır tohumunda…

İnsanlık dünya var olduğundan beri türlü felaketlerle karşı karşıya. Bazı topraklar, coğrafya kaderdir sözünü doğrularcasına yüzyıllardır tekrarlayan doğa olaylarının acısını çekiyor. Depremler, heyelanlar, kasırgalar bu toprakların kimliği haline gelmiş. İnsanlar yaşamlarını coğrafi olaylar doğrultusunda düzenlemek zorunda kalıyor. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri, her sene çeşitli kuvvetlerde yaşadığı kasırgalara günler öncesinden hazırlanıyor, gıda stoku, sığınak gibi tedbirlerle yaklaşmakta olanı bekliyor. Yine deprem ülkesi olan Japonya, binalarını hasar almayacak biçimde inşa ederek depremin modern hayat düzenini bozmasına izin vermiyor, hayatı doğaya uyduruyor. Böylece insan aklı doğayı kontrol altına almayı ve doğal olanın yıkıcılığını en aza indirgemeyi amaçlıyor.

 

İnsanın gücü yettiğince alt etmeye çalıştığı felaketlerin bir kısmı doğal olsa da giderek artan bir kısmı da bizzat kendi eseri. Küresel ısınma ve iklim değişikliği olarak adlandırdığımız olay, insanın doğayı kendi eliyle mahvetmesinin bir sonucu. İklimlerin şekil değiştirmesi, canlı türlerinin hızla yok olması, su ve gıda krizinin baş göstermesinin yanında doğal felaketlerin yıkıcılığı solda sıfır kalıyor. Bilim insanlarının uyarılarına rağmen hükümetler çapında harekete geçilmedikçe önlenemeyecek sona doğru gidiliyor. Bu durumda insan kadim sorusunu soruyor? Ne için yaşıyorum ve nasıl ayakta kalacağım?

 

 

Tek bir mısır tohumu...

 

Çağdaş Çin edebiyatının önemli isimlerinden Yan Lianke’nin Türkçede yeni yayımlanan romanı Günler Aylar Yıllar bu iki soruya kendince cevaplar veriyor. Büyük bir kuraklığın vurduğu Balou Sıradağları’ndaki köylerini terk eden insanlar, su ve yiyecek bulabilecekleri verimli topraklara doğru göç ederler. Evlerini, tarlalarını, düzenlerini bırakırlar. Fakat bu geri dönmemecesine bir gidiş değildir. Mevsim değiştiğinde, yağmurlar yağıp toprak canlandığında yurtlarına döneceklerdir. Köylüler arasında sadece yaşlı adam ile kör köpeği terk etmez köyü. Aslında yaşlı adam da yola koyulan son kafilenin içindedir. Ancak ihtiyacını gidermek için son bir kez tarlasına gittiğinde, ektiği mısır tohumlarından birinin filizlendiğini görür ve gitmekten vazgeçer. Küçücük bir mısır tohumu umut olmuştur ona ve yolundan dönmesine yetmiştir.

 

Güneşin gözlerini kavurduğu köpek bırakmaz ihtiyarı, can yoldaşı olur yanına. Hem tüm köyün ekinini hem de köpeğinin gözlerini alan güneşe lanetler okur yaşlı adam, sopasıyla döver güneşin ışığını. Yine de doğanın sözü üzerine diyecek bir şey yoktur. Tek çare yaşamaya inadına direnmektir. Dost bir nefesin yanında tek ihtiyaçları ayakta kalacak kadar su ve besindir. İhtiyar ve köpek ıssız toprağın ortasında başbaşalardır. “Kör, dedi ihtiyar, ikimiz birlikte yaşamalıyız, ne dersin ha? Biriyle birlikte yaşayınca hayatın tadı da bir başka oluyor be”.

 

Roman boyunca yaşlı adamın direncini diri tutan ana motiv filizlenen mısır tohumudur. Kuraklığın ortasında tek umudu tohumun sıcağa rağmen gelişmesi, boy atmasıdır. Tek bir yaprağının çıkması bile yüzünü güldürmeye yeter. İhtiyar bin bir zahmetle tohum için su bulmaya çabalar, adeta taşın suyunu çıkarırcasına azimle çalışır. Hem karınlarını doyurmak hem de kuraklık bittiğinde yaşamın kaldığı yerden devam ettiğini göstermek için mısıra tutunur. Giderek kaybolan zaman algısını bile mısırın gelişim süreci ile tekrar bulur.

Toprağa dönüşün yolları
Yaşlı adamın doğa ile girdiği mücadele çok çetindir. Su bulmak için takati kalmayana dek yürümesi, köpek ile birlikte günlerce aç kalmaları, yine su uğruna kurtlarla karşı karşıya kalıp, durumdan ince akıl yürütmelerle yara almadan kurtulması okuyucunun ihtiyar karşısında şapka çıkartmasını sağlıyor. İhtiyarın yaşama tutunma gücü, okuyucuyu kendisine hayran bırakıyor. Yan Lianke, yarattığı karakterle şehir insanının çoktandır koptuğu köklerini hatırlamasına yardım ediyor. Hayvanların dilinden anlayan, yaşadığı toprağı tüm yönleriyle tanıyan, doğada karşılaştığı sorunlara yine doğaca yaklaşan ihtiyar, ipin nerede koptuğunu sorgulamamız için kapı aralıyor.
Toprağa dönüşün yollarını çıkarsamak, bundan sonrası için atılacak adımları belirlemek okuyuculara kalsa da, romanın verdiği mesaj çok açık: Bizler doğanın parçasıyız, doğanın başına gelen aslında bizim başımıza gelendir. Dolayısıyla insanlık hiç olmadığı kadar iradesini ortaya koyup mücadele etmek zorunda. Hem bireysel hem evrensel kararlar almak ve uygulamak için illa ki bir felaketle karşılaşmayı beklemek gerekmez. Bazen, tıpkı bu romanda olduğu gibi, edebiyat yol gösterici olur. Bir ihtiyar çıkar, imkansız deneni oldurur. Çatlamış topraktan azimle yeşertir tohumu, ilham verir. Yeter ki yüzümüzü aslolana dönelim, umudu elden bırakmayalım.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Nekro Porta/Ölüler Kapısı bir ilk roman olmasına rağmen sağlam kurgusu ve bütünlüğüyle dikkat çekmektedir. Bütün karakter ve olaylar, tek bir olayın çevresine toplanmakta, birbirinin neden veya sonucu olmaktadır. Bu yönüyle Nekro Porta bir ilk roman için ilk ve en zor sınavdan başarıyla geçmektedir. İlk romanlar için diğer bir handikap, romanda kullanılan dil ve üsluptur.

Çocuklar muzip ama bir o kadar da kalplerine dokunan metinlere bayılırlar. Bir çocuğun edebiyattan ve kitaptan beklediği şey de budur aslında. Gökhan Özcan ismini bilenler bilir. Ve kalemindeki sadeliğin yanında derinliği de fark edenler onun metinlerinin müptelâsı olurlar.

Necati Mert’in ustalığı

 

Şehir yazılarının tarihi çok eskilere dayanır. Gezmek, görmek ve seyahatten geriye kalan izlenimlerini paylaşmak insanın doğasında olan bir özelliği gibi aslında. Gezmek, ruha şifa olduğu kadar kelimelere de bir canlılık katıyor.

Hayatımı değiştiren kitapları listeleyebilmem çok zor. Benim bugüne gelebilmemin arkasında çok çeşitli etkenler, unsurlar var çünkü. Bu sebeple “bu kitabı okudum, şöyle değiştim” demek diğerlerine haksızlık olur. Faulkner “bu kitapta ne anlatmak istedin?” diye soranlara çok kızarmış.

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.