Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Stephen King hakkında az bilinen 20 ilginç detay




Toplam oy: 479

Korku ve gerilim türünün yaşayan ustası Stephen King oldukça geniş bir hayran kitlesine sahip ve oldukça göz önünde olan biri. Fakat öyle ilginç detaylar var ki, yazarın sıkı hayranlarını bile bir hayli şaşırtabilir. İşte Stephen King hakkında az bilinen 20 ilginç detay:

 

1.    Kendisi triskaidekafobiden mustarip, yani 13 sayısından bir hayli korkuyor. Yazar korkusunu şu sözlerle ifade ediyor: “13 sayısı söz konusu olduğunda omurgamda aşağı yukarı hareket eden o ürperti asla geçmez. Yazarken 13. ya da 13’ün katı olan bir sayfaya geldiğimde asla durmam, 'güvenli' bir rakama kadar yazmaya devam ederim. 13 yerine 12 adım atmış olmak için evimin merdivenindeki son iki basamağı tek adımda çıkarım. Okurken 94., 193., 382. ya da rakamları toplamı 13 yapan hiçbir sayfada durmam.”


2.    Stephen King yazarlığa başlamasında H.P. Lovecraft’ın The Lurker Of The Threshold adlı öykü derlemesinin etkili olduğunu düşünüyor. Kitap esasında babasına aitmiş ve yazar onu evlerinin tavanarasında bulmuş. Kitabın kapağında da bir iblis resmi varmış.


3.    Stephen King BBC’ye verdiği bir röportajı sırasında yarattığı karakterler içinde en otobiyografik olanının Medyum romanındaki Jack Torrance olduğunu söylüyor. Kendisi de romanı yazarken tıpkı Jack gibi bir hayli içiyormuş. Bir de yazar Jack’in “şeytanlarıyla bir Amerikan erkeğinin yapacağı biçimde savaşacak bir kahraman” olmasını tasarlıyormuş başlangıçta.


4.    The Onion yayınladığı bir makalede Stephen King’in Şeffaf adlı romanı nasıl yazdığını hatırlamadığını iddia etti. Yazar bu iddiayı kabul etti ve 80’li yıllarda alkolizm problemi yaşadığı sıralarda, Kujo da dahil, nasıl yazdığını hatırlamadığı birçok romanı olduğunu da itiraf etti.


5.    Stephen King ve eşi Tabitha Maine’deki evlerinde kendi kurdukları üç radyo istasyonuna sahipler.


6.    Richard Bachman adlı yazarın gerçekte Stephen King olduğu ortaya çıktı ve Stephen King Richard Bachman adını Bachman’ın ölümünü sebep göstererek emekliye ayırdı. Müstear adın ölüm sebebi olarak kanser gösterildi.


7.    Stephen King’in Neil Gaiman’a söylediklerine bakılırsa kendisi hayatını yeni baştan yaşasa hiçbir şeyi değiştirmezmiş, bir kredi kartı reklamında oynaması dışında hiçbir şeyi.


8.    Guinnnes Rekorlar Kitabı’na göre Stephen King yaşayan yazarlar içinde kitapları en çok sinemaya aktarılan yazar olma ünvanını da taşıyor.


9.    Stephen King Vietnam Savaşı sırasında çürüğe ayrıldı ve askere gitmedi. Çünkü askere alınırken yapılan muayene esnasında yazarın yüksek tansiyonu, görme bozukluğu ve düztabanlığı olduğu ortaya çıkmıştı.


10.    Stephen King aynı zamanda The Ramones grubunun sıkı bir hayranı. Öyle ki 2003 yılında gruba armağan olarak hazırlanan bir albüm olan We’re A Happy Family’nin tanıtım yazısını da Stephen King kaleme almıştı.


11.    Stephen King her daim sinemayla yakından ilgili bir insan oldu, öyle ki kendi romanlarından uyarlanan bazı filmlerde karşımıza da çıkmıştı. Maximum Overdrive’da ATM’den para çeken adam, Hayvan Mezarlığı’nda bir vaiz, Sleepwalkers’ta mezarcı ve daha niceleri. Stephen King’in romanlarından uyarlanan filmleri bir de bu gözle izlemek isteyebilirsiniz!


12.    Yazar ünlü romanı Carrie’yi öncelikle bir hikaye olarak kaleme almış, fakat sonrasında memnun kalmayıp atmıştı. Fakat eşi Tabitha yazara hikayedeki potansiyeli fark etmesi ve yazmaya devam etmesi konusunda yardımcı olunca ortaya o ünlü roman çıkmış oldu. Yazar bu romanı elbette eşi Tabitha’ya adadı.


13.    Yazarın Korku Ağı adlı kitabı için düşündüğü ilk isim Second Coming (İkinci Geliş)’ti. Fakat burada da yazarın eşi Tabitha devreye girdi ve bunun kötü bir erotik hikaye adına benzediğini söyleyerek yazarı bu isimden vazgeçirdi.


14.    Stephen King’in Richard Bachman adıyla kaleme aldığı ilk kitap olan Rage sınıf arkadaşını silahla vuran bir lise öğrencisi hakkındaydı. Daha sonra sınıf arkadaşlarını esir alan Jeffrey Lyne Cox adlı bir lise öğrencisinin bu kitaptan esinlendiği ortaya çıktı. Benzer durum üç farklı lisede daha yaşanınca kitabın Amerika Birleşik Devletleri’nde bir daha basılmamasına karar verildi.


15.   Stephen King Avustralya'da bir kitapçıda önceden haber vermeden kitaplarını rastgele imzalamaya başlayınca kitaplara zarar veren herhangi biri olduğu sanıldı. Kitabevinin çalışanları Stephen King'i tanımamışlardı.


16.    Stephen King 28 Days Later filmini o kadar çok beğenmiş ki filmi izlemek için 275 bileti birden alıp sinema kapatmış. Tatlı bir tesadüf neticesinde 28 Days Later’ın yönetmeni şimdilerde Hayvan Mezarlığını’nın yeniden çekimini yönetiyor.


17.    Yazılanlara bakılacak olursa Stephen King Pan’ın Labirenti filminin çekimleri sırasında sete bir ziyarette bulunmuş ve Fauno’nun kovalama sahnesi çekilirken yönetmen Guillermo Del Toro’nun yanında oturmuş. Sahnenin çekimi sırasında King koltuğunda dertop olmuş, fakat Del Toro’ya bakacak olursanız onun için bu “yaşadığı en iyi deneyim” imiş.


18.    Stephen King’in ünlü O romanındaki dehşetengiz palyaçonun esin kaynağı McDonalds’ın maskotu olan Ronald McDonald imiş meğer.


19.    Stephen King’in neredeyse ölümüyle sonuçlanacak ağır bir kaza geçirmesinin ardından evde onunla ilgilenmek üzere görevlendirilen hemşireler amirleri tarafından yazarın Sadist romanıyla alakalı şaka yapmamaları konusunda sıkı sıkıya tembihlenmişler.

 

20.    Stephen King’in ünlü romanı Carrie sadece sinemaya uyarlanmakla kalmamış, bir müzikal olarak da seyircinin katşısına çıkmıştı 1988 yılında. Önce Royal Shakespeare Company tarafından, ardından da Broadway’de sergilenmişti bu müzikal. Müzikalin biletleri yok satsa da müzikal hakkında yapılan yorumlar hayli çeşitliydi. Gösteri 16 öngösterim ve 5 gösterimin ardından sonlandırıldı.

 

 

 


 

 

 

Kaynak: Shortlist

 

 

 



 

 

Görsel: Güneş Engin

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.