Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Tanpınar'a Hikâyeleriyle Başlanır




Toplam oy: 4
Edebi biçimlerin sosyolojisi, edebiyatta gündelik hayat ve polisiye romanla ilgilenen Seval Şahin, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesi. Şimdilerde Peyami Safa’nın Server Bedi külliyatı ve Yakup Kadri Karaosmanoğlu’nun eserlerinin eleştirel basımları için çalışmakta olan Şahin, kelimelerle olan ilişkisini, hayatını değiştiren kitapları, olmazsa olmaz yazarlarını yazıyor.

Kelimeler üzerine düşünmeyi, kelimelerle yeni kelimeler üretmeyi seviyorum. Kelimelerin sözlük anlamları ve sonrasında kazandıkları anlamlar her zaman ilgimi çeker. Metinleri okurken cümlelerin sadece yan yana gelen kelimelerden ibaret olmadığını düşünürüm. Hangi kelimenin hangi kelimeyle bir arada olduğu, bu birlikteliğin yarattığı anlam ilişkileri kadar birlikte ortaya koydukları müzik üzerine düşünmeyi; bazı cümleleri kelime kelime, yüksek sesle okumayı severim. Oğlumla en çok sevdiğimiz oyunların arasında bir kelime söyleyip sonrasında onun çağrıştırdığı yeni kelimeler bulmak, favorilerimizdendir.

 

Hatırladığım, beni çok etkileyen ilk kitap, Ömer Seyfettin’in Tarih Ezeli Bir Tekerrürdür hikâyesiydi. Hayatımı değiştirdi mi bilmiyorum ama bugün bile hikâye aklımdan hiç çıkmaz. Reşat Nuri Güntekin’in Akşam Güneşi romanı da unutmadığım kitaplar arasındadır. Isabell Allende’nin Eva Luna’sının ilk cümlesindeki şahaneliği hep hatırlarım; onu da bu saydığım romanlardan az sonra, lisede okumuş ve çok etkilenmiştim. Tanpınar’ın Huzur’u da ilk okuduğumda beni çok etkilemiş bir kitaptır.

 

Sevdiğim şairler, yazarlar çok… Ama şimdiye dek öğrendiklerimde ve öğreneceklerimde bana yol gösteren hep eleştiri, teori kitapları oldu. Teori her zaman kafa açıcıdır, metinleri okurken belirli bir disiplin kazanmayı, sorular sormayı ve düşünmeyi, okumayı öğretir. O yüzden her zaman teoriyle uğraşmayı önemsiyorum. Bourdeu’nün, Walter Benjamin’in, Kojin Karatani’nin, Zeynep Sayın’ın, Susan Buck-Morss’un, Ranciére’in yazdıklarını okumayı, onlar üzerine düşünmeyi ruhun gıdası olarak görüyorum.

 

Peyami Safa, Türkçenin en önemli yazarlarından. İki yıl önce Ötüken Yayınları ile başladığımız külliyatı tamamlama projemiz son sürat devam ediyor. Editörlerimiz Göktürk Ömer Çakır ve Ayşegül Büşra Paksoy ile birlikte külliyatı tamamlamaya çalışıyoruz. Şu ana kadar 14 kitap yayımladık. Bu sayının “şimdilik” yaklaşık 100’e ulaşacağını düşünüyoruz. Böylece, 1920-1961 yılları arasında eser veren çok önemli bir yazarın tüm eserlerinin ortaya çıkmasıyla edebiyat tarihimize bir katkıda bulunmayı umuyoruz. Umarız bu dileğimiz gerçek olur.

Takıntılı bir okurum. Metinleri tekrar tekrar okumayı seviyorum. Borges’i, Leylâ Erbil’i, Sevgi Soysal’ı, Oğuz Atay’ı ve daha pek çok yazarın metinlerini defaatle okumaktan hoşlanıyorum.
Metroda okumayı çok seviyorum. Uyumadan önce de okuduğum kitaplar farklı. Eğer teorik bir metin okuyorsam akşam saatlerini seçiyorum. Sessiz ve tekrar tekrar okuyabileceğim bol vakitler.
Muammayı anlatan eserleri sevdiğim için polisiyeyi de seviyorum. Patricia Highsmith en sevdiğim polisiye yazarı. Tüm eserlerini tavsiye ederim.
Ahmet Hamdi Tanpınar, Türkçenin olmazsa olmaz yazarlarından. Kendisinden sonra gelen birçok yazara ilham vermiş biri. Metinlerinde yaşamın nasıl bir sanata dönüştüğü, yazarın bu sanatı nasıl bir ahenkle anlatabildiğini görmek genç okurları çok etkileyecektir. Bence onu okumaya hikâyelerinden başlamak gerekir. Sonra da Beş Şehir gelmeli. Romanları için de okumak için ilk sırayı Saatleri Ayarlama Enstitüsü’ne vermek iyi olur.
Bir Tanpınar Sözlüğü yapacak olsam kitabını yazdığım talih, tesadüf ve irade kelimeleri ilk sırada yer alırdı. Ardından taklit, değişim, nazar, sanmak ve zannetmek kelimeleri üzerinde dururdum.
Çocukluğumdan bu yana tuttuğum bir günlüğüm var. Hatta zaman zaman geri dönüp olmasını temenni ettiklerimin olup olmadığına dair farklı zaman dilimlerinde notlar bile düşmüşüm. Yatılı okulda okuduğum için her ortamda çalışabilmeyi ve yazabilmeyi başarabiliyorum.
Başlıca ilham kaynağım dostlar. Dost sohbetleri her zaman ilham vericidir, öğreticidir.
Hayat mottom “çalış, çalış, çalış.” Çalışma olmazsa yetenek çok işe yaramaz gibi geliyor bana.
Hayatta en mutlu olduğum yer oğlumla olduğum her yer.
Asos’ta yaşamak bana ilham veriyor. Bir süredir yaz aylarını Asos’a yakın bir köyde geçiriyorum. Oralardaki doğa, hava, zamanın yavaşlığı ve dinginlik bana iyi geliyor. Sabahları pencereyi açtığımda içeriye giren hava, dışarıdan gelen çiçek kokuları, kahvaltımı sessizce ağaçlara bakarak yapmak, bahçeye diktiğimiz zambaklar, leylaklar büyür mü diye düşünerek okumak hoşuma gidiyor. Akşamları yakamozlara bakıp yazmayı da çok seviyorum. Hâsılı benim için ilham verici bir yer köyümüz.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.