Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Türklerde Hayvan Sembolizmi




Toplam oy: 7
Çoruhlu’nun doktora tezinden hareketle oluşan bu kitapta en az 30 yıllık bir emek ve birikim yer alıyor. Bu da kitabı okurken dipnotlardan, anlatımdaki detaylara kadar hemen her alanda kendini belli ediyor. Sosyal bilimlere, sanata, eski Türk geleneklerine, tarihe, gündelik hayattaki alışkanlıklara, batıl inançlara dair önemli bir metin var elimizde.

Prof. Dr. Yaşar Çoruhlu’nun Türk Sanatında Hayvan Sembolizmi Ötüken Neşriyat tarafından yayımlanan 3. baskısıyla okurlarla buluştu. Bu baskıyı öncekilerinden ayıran en önemli fark, bu kez eserin iki cilt halinde ve genişletilmiş şekliyle yayınlanması. Uzun süre alanındaki tek kaynak olan bu kitap tartışmasız biçimde hâlâ alanındaki en önemli eser olma özelliğini koruyor.

 

Kitapta yer alan konular üç ana bölümde işleniyor. İslamiyet’ten önce Orta Asya Türk sanatı, İslamiyet’ten sonra Orta Asya Türk sanatı ve Osmanlı dönemi hariç Anadolu Türk sanatı... Kitabı okurken sadece sanattaki yansımalar değil, bunun kökeni de başarılı bir şekilde anlatılmış. Bu özelliğiyle adeta bir Türk mitolojisi kitabı olma özelliğini de taşıyor.

Sembollerin serüveni
Eski Türk efsanelerine dair birçok açıklama kitapta mevcut. Ayrıca özellikle İslamiyet’ten önce Orta Asya’daki yaşantıya, oradaki inanç sistemine, Çin, Hint ve Pers etkisine örneklerle yer verilmesi kitabın değerini arttıran bir husus. Kuru kuruya semboller, resimler konulup bu sembol şunu temsil etmektedir gibi yavan açıklamalardan kaçınılmış, akademik disiplin içinde ama genel okura da hitap edebilecek bir eser ortaya çıkmış. Hayvanların sembolik manalarının eski metinlerde kozmolojik, mitolojik, astrolojik ve dini tasavvurlara dayanılarak nasıl oluştuğu, zaman içerisinde aynı sembollerin nasıl mana değiştirdiği ele alınarak okura karşılaştırma imkânı da sunulmuş.
Kitabın adında geçen “sembolizm”e de kısaca değinmekte fayda var. Çünkü dilimize Batı dillerinden geçen bu kelime (İng. Symbol, Fr. Symbole, Alm. Symbol) Yaşar Çoruh’un kitabın ilk bölümlerinden birinde de bahsettiği üzere aslında güzel Türkçemizde farklı kelimelerle, nüansları gözetilerek kullanılabiliyor: simge, timsal, remiz, işaret, rumuz, âlem, belirti, nişan, nişane, belirti, iz, alamet…
Kitapta yer alan bazı hayvanlar ve hayvan grupları ise şunlar: Anka, Simurg, Phoenix, Garuda, Ejderha, Kartal ve avcı kuşlar, Arslan, Kurt, Kaplan, Ayı, At, Balık, Boğa, Öküz, İnek, Deve, Fil, Geyik, Kaplumbağa, Kedi, Koyun, Koç, Keçi, Köpek, Maymun, Tavşan, Tavuk ve Horoz, Tilki, Yılan

Otuz yıllık emeğin ürünü
Çoruhlu’nun doktora tezinden hareketle oluşan bu kitapta en az 30 yıllık bir emek ve birikim yer alıyor. Bu da kitabı okurken dipnotlardan, anlatımdaki detaylara kadar hemen her alanda kendini belli ediyor. Sosyal bilimlere, sanata, eski Türk geleneklerine, tarihe, gündelik hayattaki alışkanlıklara, batıl inançlara merakınız varsa zevkle okuyacağınız bu eseri tavsiye ederim.
Kitabın baskısına hayli özen gösterilmiş. Seçilen kâğıt, cilt, kutu vs son derece başarılı ama kitapta kullanılan görseller ve görsellerin uygulanmasıyla alakalı aynı şeyi söyleyebilmek maalesef mümkün değil. İç sayfalarda yer alan çizimlerin -ki bu çizimlerin büyük çoğunluğu bizzat Yaşar Çoruhlu’ya ait- sayfa içi kullanımında ideal yerlerinde değil. Her iki cildin de son kısmında bulunan resimlerde ciddi manada kalite sorunu var. Bazı resimler maalesef siyah beyaz. Sanatla alakalı bir kitapta detaylar son derece önemliyken Çoruhlu’nun uzun yıllardan beri çeşitli kaynaklardan topladığını tahmin ettiğim bu resimlerin daha net hallerinin yer almasını arzu ederdim. Ayrıca bir okur olarak söz konusu resimlerin kitabın ilgili bölümünde olmasının okumayı kolaylaştıracağını düşünüyorum ama resimlerin yer aldığı bölümde farklı ve daha kaliteli bir kâğıt kullanıldığı için bu pek de mümkün olmamış.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Şöyle diyor Tolstoy: “Her edebi eser, iki türden birine aittir; ya bir kahraman yola çıkar ya da şehre bir yabancı gelir.” Hikâyeleri bambaşka saiklerle türlere ayıran birçok edebi otorite olmasına rağmen (Booker, Thomas, vb.) Tolstoy’un söylediğine pek az kişi karşı çıkabilir. Herman Melville’in Redburn kitabı da bir yola çıkış hikâyesi.

Tüm edebi eserlerin kısa olması gerektiğine inanan ve bunu ‘şiirselliğe’ saygı olarak nitelendiren Edgar, 1838’de kaleme aldığı Nantucket’li Arthur Gordon Pym’in Öyküsü adlı kitabının başına gelenleri bilse ne yapardı peki acaba?

“At” dendiğinde benim aklıma tarihin görkemli sayfaları, cenk meydanları, rüzgâr gibi akıp giden süvarilerle birlikte Yahya Kemal’in; “Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik/Bin atlı o gün dev gibi bir orduyu yendik” dizeleri gelir.

 

Doğunun son birkaç yüzyıldır tarih sahnesinden çekilip deyim yerindeyse tatile çıktığını söyleyen Daryush Shayegan’a göre; Rönesans’ın başlattığı süreç beraberinde getirdikleriyle -bir çeşit “Asyalılık” kimliğiyle tanımladığı- Doğuluları “yaralı bilinç”lere dönüştürmüştür.

Sanırım anne babaların günümüzde en çok dertlendiği ve sıkıntı çektiği konuların başında çocuklarının teknoloji ile bağımlılık derecesindeki ilişkisi geliyor. Çocuklarının önündeki ekrandan başını kaldırarak doğal bir şeylerle uğraşmasını arzulamak her büyüğün en masum isteklerinden birisi olmaya başladı.

Kulis

Ercan Kesal: ''Edebiyat, Dünyaya Tahammül Gücü Verir''

İnsan yaşadığı yere benzer, doğru ama sanki eksik, yaşadığı yeri de kendine benzetir. İki taraflı bir ilişki. Değiş ...

ŞahaneBirKitap

Uzun bir tren yolculuğunun ardından Weimar’a ulaştığımda sadece yirmi bir yaşımdaydım. Genç yaşımda yapmak istediğim, Goethe’nin hayatının bir kısmını geçirdiği şehre gitmek ve kendime belki bir parça “ışık” bulmaktı. Tam olarak ne aradığımı bilmez halde şehre indiğimde 21 yıl önceydi ve internet yaygın değildi. İstasyon görevlisine en yakın gençlik evinin nerede olduğunu sordum.

Editörden

Bugün “lüzumsuz”, “aylak” ya da Benjamin’in tabiriyle “flaneur” (boşta gezen, dolaşan) diye tarif ettiğimiz adam, bizzat şehrin insanıdır aslında. Bir şeyi “yapmamayı” tercih eder bu adam. Modernlikle yaralanmıştır ama yarasının neresinde olduğunu göstermekten acizdir. Çalışmayı da iş düzenini de reddeder. Uzun bir baygınlık hali yaşamaktadır. Her ilgisi gelgeçtir. Tutunamaz bir türlü.