Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Virginia Woolf'un Gözünden Londralı Olmak




Toplam oy: 126
Çizilen Londra manzarası, dönemin kapitalist ve çıkarcı dünya görüşüyle de paralel. 1930’ların başında Londra’da ayakta kalmak mücadeleyi gerektiriyor çünkü.

Antik Yunan’dan beri kentli olmak kentle hemhal olmak anlamına geliyor. Kentler sokaklarında yürüdüğümüz, meydanlarında buluştuğumuz, dükkânlarından alışveriş yaptığımız kamusal alanlar. Demokratik yönetimleri gereği karar alma süreçlerine dahil olarak yaşadığımız kenti daha çok sahipleniyoruz. Kentlerin kimliğimiz üzerinde de belirleyici bir etkisi var. İstanbullu, Parisli ya da Londralı olmak, kentle kurduğumuz ilişkinin yoğunluğu ölçüsünde kimliğimize damgasını vuruyor.

 

Virginia Woolf’un 1931 ilkbaharında yazdığı ve Good Housekeeping dergisinde yayımlanan denemelerinden oluşan Londra Manzaraları, bize edebiyatçının gözünden Londralı olmayı anlatıyor. Yazar, 20. yüzyılın başındaki kenti altı başlıkta ele alıyor. Seyahatine Thames Nehri’nin doğu kıyısındaki rıhtımlardan başlıyor ve batıya doğru devam ediyor. Virginia Woolf’un kenti anlatırken uğradığı duraklar, 20. yüzyılın başındaki Londra’yı betimlemek için özenle seçilmiş görünüyor. Geleneğin etkisini yitirmesiyle esen değişim rüzgarları, kitap boyunca kendisini hissettiriyor. Örneğin ilk denemede konu edilen rıhtımlarıyla Londra, küresel ticaretin merkezi olarak tasvir ediliyor. Dünyanın her yerinden yük gemileri hammaddelerini tüketim nesnelerine dönüştürülmek üzere kentin rıhtımlarına boşaltıyor. Woolf, ticaretin yarar işlevinin bir tür estetik kaygı yarattığından bahsediyor. Kentli insanın ince zevkleri tüketilecek nesneleri belirliyor; böylece araç, kentli için amaca dönüşüyor.

 

Trajedi ile komedi el ele

 

Londra’nın en işlek caddesi olan Oxford Caddesi, toplumsal değişimin adeta vitrini gibi. Daha elit caddelerin aksine burası fazlasıyla hikâye barındırıyor, caddede trajedi ile komedi el ele yürüyor. Kentin bütün büyüsü de buradan kaynaklanıyor. Caddedeki hız, eğlence, gösteriş katı İngiliz ahlakçılığını rahatsız ediyor. Cadde dayanıksız binaları, ince duvarlarıyla mimarideki değişimi de yansıtıyor. Artık gizlilik ortadan kalkıp geçirgenlik ve şeffaflık her yanı sarıyor. “Çağdaş Londra’nın çekiciliği, kalıcı olmak için kurulmamış olmasından kaynaklanıyor; o geçip gitmek için kurulmuştur”. Geleneğin, kenti gelecek nesillere miras bırakma anlayışı yitip, yerini şimdiye ve pratik olana bırakıyor. Çizilen Londra manzarası, dönemin kapitalist ve çıkarcı dünya görüşüyle de paralel. 1930’ların başında Londra’da ayakta kalmak mücadeleyi gerektiriyor.

 

20. yüzyıla damga vuran en önemli değer her ne kadar değişim olsa da, kentler ulus bilincine ve demokrasiye katkıda bulunan isim ve kurumlara sıkı sıkıya bağlı kalmaya devam eder. Kentlerde yaşamış ünlü yazarların, bilim insanlarının yaşadıkları evler korunup kollanır, müze haline getirilir. Virginia Woolf da, tarihçi Caryle ve şair Keats özelinde, Londra’nın önemli kişilerinin üzerinden kentlilik bilincinin pekiştiğini belirtir. Yazarın kentlerin olmazsa olmazı demokrasiye avam kamarası üzerinden yaptığı vurgu da dikkate değer. Kent sakinleri halkı temsil eden, halk için önemli kararlara imza atan Avam Kamarası’na güvenir ve iradesini teslim eder.

 

Virginia Woolf Londra Manzaraları’nda kenti geçmişi ve geleceği ile birlikte ele alıyor. Kentin geçirdiği dönüşüme olumlu ve olumsuz bütün yönleriyle bakıyor. Hem de bunu üstten değil sıradan halkın gözünden yapıyor. Böylece kenti yazılı olarak asıl sahiplerine teslim ediyor. Bugün artık o Londra’nın üstünden çok sular akmış olsa da, Joyce’un Dublin için dediği gibi, 1930’ların Londra’sını zihnimizde bugün yeniden inşa etmemizi sağlıyor, aslına uygun olarak.

 

 

 

LONDRA MANZARALARI
Virginia Woolf

ÇEV: Şenay Kara
KIRMIZI KEDI YAYINEVI 2019

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

-Kimsin?

-Anneannemin torunuyum.

 

Divan Edebiyatı, sahibi meçhul bir kavram. Her halükârda 20. yüzyılın başında ortaya çıktığı konusunda bir tartışma yok. İskoçyalı oryantalist Elias John Wilkinson Gibb’in 1900 yılında yayınlanan Osmanlı Şiiri Tarihi kitabında bu kavrama hiç yer verilmez. Hepsi batılılaşma döneminde düşünülen isim alternatiflerinden biridir “Divan Edebiyatı”.

Arap coğrafyasında üretilen roman, öykü ve şiirler son yıllarda edebiyat gündeminde karşılık buluyor. Avrupa başta olmak üzere Batı’da düzenlenen büyük ve uluslararası kitap fuarlarındaki temsiliyetin güçlenmesi, en yeni eserlerin prestijli birçok ödüle değer görülmesinin bu ilgideki payı büyük elbette. Batı’nın doğuyu gördüğü “egzotik göz”le romantize edilemeyecek bir yükseliş bu.

Yirminci yüzyıl başlarında İngiltere genelinde Müslümanlara yönelik hasmane tavırlar öne çıkarken, İslam’ı seçenlerin sayısında da gözle görülür bir artış söz konusudur. İslam’la müşerref olan bu şahsiyetler, yeri geldiğinde İslam dünyasının savunucuları olarak da önemli faaliyetlerde bulunmuşlardır.

Günümüz Türk şiirinin derviş kalem şairlerinden Said Yavuz’un üçüncü kitabı Üşüyen Eller Divanı Muhit Kitap’ın şiir kitaplığından okura sunuldu. Kitapta 24 şiir bulunuyor, buna dervişin bir günü diyebiliriz. Sıkıntısı olan birinin, isyan etmeden, kırmadan ve kızmadan; insan olma vasfını koruyarak ruhundaki yarayı paylaşmasına şahitlik ediyoruz.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.