Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Dosya


Dosya

Yüzüklerin Efendisi hakkında bilmediğiniz 5 şey




Toplam oy: 1070

Eğer siz de Yüzüklerin Efendisi serisinin sıkı bir hayranıysanız ve Orta Dünya’yı ikinci eviniz sayıyorsanız muhtemelen J.R.R. Tolkien’in o muhteşem eseri hakkında epey kapsamlı bir bilgiye sahipsinizdir. Önce 1937’de Hobbit’in, 17 yıl sonra 1954’te Yüzüklerin Efendisi’nin yayınlanmasıyla Tolkien de hatırı sayılır bir hayran kitlesine sahip oldu ve kitapları yüz milyonlarca sattı. Hatta muhtemelen sizin kütüphanenizde de bu kitaplardan en az biri mevcut! Fakat seriyle ilgili öyle detaylar var ki Tolkien’in en sadık hayranları bile bilmiyor olabilir. İşte, bu detaylardan beşini sizler için Huffington Post’tan derledik:

 

1. J.R.R. Tolkien, Samwise Gamgee’yi serinin ana kahramanı olarak düşünmüştü. 

 

 

Tolkien muhtelif vesilelerle Samwise Gamgee’nin kahramanlık potansiyelinden bahsetmişti aslında. Söz gelimi Tolkien kutlu bir tesadüf eseri kendisinin de adı Sam Gamgee olan bir hayranının mektubunu yanıtlarken, “İçinizi rahatlatmak adına şunu söyleyebilirim ki; benim hikayemdeki Sam Gamgee hikayenin en kahraman karakteridir,” diyordu.

 

2. J.R.R Tolkien’in oğlu ve ölümünden sonra eserlerinin editörlüğünü üstlenen Christopher Tolkien, Peter Jackson’ın filmlerinden nefret ediyor!

 


 

Christopher Tolkien 2012 yılında Fransız yayın organı Le Monde’a yaptığı açıklamada “Kitapları 15-25 yıllığına aksiyon filmlerine çevirerek hayal kırıklığı yarattılar. Görünen o ki Hobbit de aynı sonu paylaşacak,” diyor. Yine aynı açıklamada Christopher Tolkien babasının eserlerine bu denli ticari bir yaklaşımda bulunulmasının kendisini ne denli rahatsız ettiğinden bahsediyor. 

 

Bir diğer dedikodu da Tolkien’in Hobbit’i kendi çocukları için yazdığı yönünde. Fakat The New York Times’ın 1967 yılına ait bir sayısında Tolkien bu konuya bir açıklık geterek, Hobbit’in çocuklar için yazılmadığını belirtiyor. Genel kanının aksine Tolkien’in üç oğlu ve bir kızını eğlendirmek için de yazılmıyor bu kitap:

 

“Bu göz yaşartıcı bir durum. Hayır, elbette onu kendi çocuklarım için yazmadım. Eğer genç bir adamsanız ve alay konusu olmak istemiyorsanız çocuklar için yazdığınızı söylersiniz. Ne olursa olsun çocuklar sizin yakın izleyicinizdir ve siz de onları yataklarına biraz olsun memnun göndermek için uzun ve başıboş öyküler yazar ya da anlatırsınız.” 

 

3. Saruman’ı canlandıran Christopher Lee oyuncu kadrosunda yer alıp da J.R.R Tolkien ile tanışmış tek kişi.

 

 

Çok zaman evvel, kendisi de daha genç bir adam iken oyuncu Christopher Lee rastlantısal bir biçimde J.R.R. Tolkien ile tanışma şansına erişmiş. Lee aynı zamanda Tolkien’in eserlerinin büyük bir hayranı. Hatta kendisi muhtemelen kadrodaki en büyük Tolkien hayranı olabilir. Öyle ki, ekibin geri kalanı onun Tolkien’in kitapları hakkındaki engin bilgisinden faydalanmaya çalışmış. Christopher Lee bu durumu Cinefantastique’e verdiği röportajda şöyle ifade ediyor: “Oyuncular ve set ekibi mütemadiyen beni yakalamaya çalışıyordu. Bana ‘Frodo’nun babasının adı neydi?’ ya da ‘Şu ya da bu kılıcın adı neydi?’ gibi sorular sormak istiyorlardı. Bunun gibi şeyler. Tabii beni hiç yakalayamadılar, bir kere bile! Denediler, ama başaramadılar!”

 

4. J.R.R. Tolkien aslında bütün kitapları Elf dilinde yazmak istemişti!

 


 

The New York Times’ın 1967’deki bir sayısına göre Elf Dili Tolkien’in seriye ilişkin en temel tutkusuydu. The New York Times’tan Philip Norman konuyu şöyle açıklıyor:

 

“Dil konusunda bir yenilik inşa etmişti. Hikayeler, genel yönelimlerin aksine, dil için bir dünya sunuyordu. Onun için isim hikayeden önce geliyordu. Fakat Yüzüklerin Efendisi gibi bir eser elbette defalarca elden geçirilmiş ve bana sorarsanız bu dil okurların tahammül sınırları içinde bırakılmış.”

 

5. Aslında her şey Tolkien’in bir sınav kağıdını okurken, öğrencinin boş bıraktığı alana Hobbit yazmasıyla başladı.

 

 

Hobbit’i yazma düşüncesi J.R.R. Tolkien’in aklına bir sınav kağıdını okurken geldi. Nedenini bilmeden, yazarın içinden şöyle yazmak gelmişti: “Topraktaki bir oyukta bir Hobbit yaşardı.”

 

The Tolkien Society’ye göre Tolkien’in içindeki bu yazma dürtüsü öğrencisinin sınav kağıdında kocaman bir boşluk bırakmasıyla doğmuştu. Tolkien bir şeyler yazmak konusunda pek o kadar da emin değildi fakat şu Hobbit’in yaşadığı deliğin derinliklerine dalmaya karar verdi ve ortaya tüm zamanların en çok sevilen kitaplarından biri çıktı. 

 

 


 

 

>>> Üniversitenin birinde, bir Tolkien yaşardı

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Dosya Yazıları

Son birkaç yıldır sanata olan ilgi ülkemizde gitgide artıyor. Bu durumun farkında olan yayıncılar da daha fazla sanat kitabı yayınlıyorlar. Özellikle Batı resmi/sanatı hakkında ülkemizde genel kültür az olduğu için bu alana hitap eden kitapların sayısında ciddi bir artış var.

Edebiyat kelimesinin en büyük talihsizliği zaten biliniyor olması. İnsanların “zaten biliyorum” deyip sözlüklere müracaat etmediği talihsiz kavramlardan biri edebiyat. Hiç okumasak da, elimizden romanlar, öykü kitapları düşmese de edebiyat orada bir yerde aşikâr olarak durur zaten. Edebiyat kelimesinin ilk anlamı ile mecaz anlamı arasındaki tezat ise rahatsız edicidir.

Amin Maalouf, Türkiye’de çok az yazara nasip olabilecek bir sevgi halesiyle sarmalanmış bir yazar. Her kitabı sadece çok okunmakla kalmıyor aynı zamanda edebi çevrelerde tartışılmaya değer görülüyor. Hatta edebi çevrelerin dışına çıkıp düşünce dünyasına da ilham veriyor. Eleştiriler de ardından geliyor tabii ki.

Yeni bir yıl, yepyeni bir yıl… Başlangıçlar önemlidir ve nasıl başlarsan öyle gider. Her pazartesi başladıkların küçük bir adımdır ama ocak ayında yaptığın başlangıçlar daha büyüktür. Geçen yılı unut, kaç yaşında olduğunu da… Pırıl pırıl bir yıl var önünde… 365 gün, 12 ay, 52 hafta, 8.760 saat, 525.600 dakika… Bunları, seni sayılarla sıkmak için söylemiyorum.

Şule Yayınları’ndan çıkan son öykü kitabı Fantastik Şeyler ile okuyucu ile yeniden bir araya gelen Naime Erkovan, edebiyatın toprak sahasına adını ilk olarak Beşinci Düğme ile yazmıştı. Aynı eserinde “Her şey gezegenlerin konumu yüzünden’’ diyordu Erkovan. O sebepten mi yoksa başka nedenle mi bilmem, ama önemli bir mevzu bence de.

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.