Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Bir kuş yolunu nasıl kaybedebilir?”



Toplam oy: 36
Sam Shepard // Ülker İnce
Everest Yayınları
Shepard’ın anlatısını, birbirini takip eden kısa filmler veya hızla yol alan bir arabanın sağından solundan akan manzara diye nitelemek olası.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi. Oyuncu, yönetmen, öykü ve oyun yazarı Shepard, hayatının büyük bir bölümünü notlar, şiirler, kimi zaman günceye çalan parça parça metinler, anılar ve fotoğraflarla anlatıyor Motel Günlükleri’nde. Kitap bu anlamda, hem kentler ve olaylar hem de türler arasında bir yolculuk. Aynı zamanda Vahşi Batı ve Aç Sınıfın Laneti gibi klasikleşmiş yapıtları başta olmak üzere, Shepard’ın tüm eserlerine ışık tutan bir günce. 

Sam Shepard, kendine özgü anlatımını, doğum yeri Illionis’yla, California’daki çocukluğuyla, çalıştığı çeşitli işlerle, sinemayla, oyun-hayat bağlantısıyla bir arada okura sunarken gerçek ile fantastik arasındaki dengeyi elden bırakmadan, kendisinden bir öykü ve roman karakteri gibi bahsediyor. Shepard, elinde (veya peşinde) bir kamera varmışçasına hayatının her noktasına, kitaptaki kısa öykü ve şiirlerindeki karakterlerin yaşamına girip çıkarken güzellemeler yaptığı Texas’a, kimi zaman “zavallı” deyip çocuksu bir acımayla yaklaşıyor.

 

Paris, Texas filminden

 

Motel Günlükleri’nin bir başka özelliği, zamanlar arasındaki geçişler; kah Shepard’ın çocukluğuyla (ilk kez okuldan kaçışıyla ya da babasından yediği dayakla) kah sinema oyuncularına öykünen genç bir adamla ve profesyonel bir gezginle karşılaşıyoruz. Kısa bir süre dolaşmak için arkadaşıyla araba çalıp yola çıkması ve ardından kendisini Meksika’da bulması da bu profesyonel gezginliğe dahil!

Shepard’ın anlatısını, birbirini takip eden kısa filmler veya hızla yol alan bir arabanın sağından solundan akan manzara diye nitelemek de olası. O manzaraya, Los Angeles’ta yazdığı bir dörtlüğün eşlik edişi de cabası: “İnsanlar burada/ kimmiş numarası yapıyorsa/ o olmuş/ durumda.”

 

Sorular ve isimler

Shepard’ın duraklarından biri de ailesi: Babası, “belinde tabancası”yla betimlediği annesi, büyükbabası, amcaları… Sonra sıra isminin hikayesine geliyor: “Yedi kuşaktır hep aynı adı taşıyan erkeklerinkinden geliyor adım, hepsi de ilk oğullarına babalarının adını vermiş, analarsa oğulları yarı bellerine kadar gelen buğdayların arasında, açık havada babalarıyla birlikte çalışırken kendi isimlerini, babalarınınkiyle karıştırmasınlar diye onlara takma adlar vermiş.”

Motel Günlükleri’nin esprisi hatırlamada, kurgulamada, gerçeği edebi anlamda eğip bükmede ve zihni zorlayan sorularda gizli. California Homestead Vadisi’ndeyken Shepard, “Bir kuş yolunu nasıl kaybedebilir?” diye sorarken anımsamadığı ve yaşamadığı yılları neden özlediğini sorguluyor. Hatırladığı günlerde ise Burt Lancaster, Gary Cooper ve Nina Simone yer alırken, “herhangi bir ışığın karanlıktan iyi olduğu” geceler yaşayıp sabah yüzüne vuran çöl sıcağıyla uyanıyor. Bu sırada zihnine tebelleş olan bir başka soru daha var: “Hangi noktaya kadar gitmeli, ötesine geçmenin tehlikeli olduğu nokta hangisidir?”


Yürümenin, her zaman bir yere varma amacı taşımadığını veya gitmeye kalkışmak için nedenler uydurmayı bırakması gerektiğini düşündüğü bir seyahat halinde Shepard. Pek çok coğrafyanın yanı sıra uçak gördüğünde, ensesinde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma şarapnel yarasıyla oynayan babasının yanına uğruyor.

Shepard’ın gezginliğinin ve yaşamının önemli bir bölümünün kağıda dökülmüş biçimi olan Motel Günlükleri, aynı zamanda bunların hikayeleştirildiği ve hikayelerle desteklendiği bir metin. Hayaller, gerçekler, imgeler ve fantezilerle örülü kitap, Shepard’ın geçmişiyle bugünü arasında kurduğu edebi ve hakikatlere dayanan bir bağlantı beri yandan.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.