Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Bir kuş yolunu nasıl kaybedebilir?”



Toplam oy: 5
Sam Shepard // Ülker İnce
Everest Yayınları
Shepard’ın anlatısını, birbirini takip eden kısa filmler veya hızla yol alan bir arabanın sağından solundan akan manzara diye nitelemek olası.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi. Oyuncu, yönetmen, öykü ve oyun yazarı Shepard, hayatının büyük bir bölümünü notlar, şiirler, kimi zaman günceye çalan parça parça metinler, anılar ve fotoğraflarla anlatıyor Motel Günlükleri’nde. Kitap bu anlamda, hem kentler ve olaylar hem de türler arasında bir yolculuk. Aynı zamanda Vahşi Batı ve Aç Sınıfın Laneti gibi klasikleşmiş yapıtları başta olmak üzere, Shepard’ın tüm eserlerine ışık tutan bir günce. 

Sam Shepard, kendine özgü anlatımını, doğum yeri Illionis’yla, California’daki çocukluğuyla, çalıştığı çeşitli işlerle, sinemayla, oyun-hayat bağlantısıyla bir arada okura sunarken gerçek ile fantastik arasındaki dengeyi elden bırakmadan, kendisinden bir öykü ve roman karakteri gibi bahsediyor. Shepard, elinde (veya peşinde) bir kamera varmışçasına hayatının her noktasına, kitaptaki kısa öykü ve şiirlerindeki karakterlerin yaşamına girip çıkarken güzellemeler yaptığı Texas’a, kimi zaman “zavallı” deyip çocuksu bir acımayla yaklaşıyor.

 

Paris, Texas filminden

 

Motel Günlükleri’nin bir başka özelliği, zamanlar arasındaki geçişler; kah Shepard’ın çocukluğuyla (ilk kez okuldan kaçışıyla ya da babasından yediği dayakla) kah sinema oyuncularına öykünen genç bir adamla ve profesyonel bir gezginle karşılaşıyoruz. Kısa bir süre dolaşmak için arkadaşıyla araba çalıp yola çıkması ve ardından kendisini Meksika’da bulması da bu profesyonel gezginliğe dahil!

Shepard’ın anlatısını, birbirini takip eden kısa filmler veya hızla yol alan bir arabanın sağından solundan akan manzara diye nitelemek de olası. O manzaraya, Los Angeles’ta yazdığı bir dörtlüğün eşlik edişi de cabası: “İnsanlar burada/ kimmiş numarası yapıyorsa/ o olmuş/ durumda.”

 

Sorular ve isimler

Shepard’ın duraklarından biri de ailesi: Babası, “belinde tabancası”yla betimlediği annesi, büyükbabası, amcaları… Sonra sıra isminin hikayesine geliyor: “Yedi kuşaktır hep aynı adı taşıyan erkeklerinkinden geliyor adım, hepsi de ilk oğullarına babalarının adını vermiş, analarsa oğulları yarı bellerine kadar gelen buğdayların arasında, açık havada babalarıyla birlikte çalışırken kendi isimlerini, babalarınınkiyle karıştırmasınlar diye onlara takma adlar vermiş.”

Motel Günlükleri’nin esprisi hatırlamada, kurgulamada, gerçeği edebi anlamda eğip bükmede ve zihni zorlayan sorularda gizli. California Homestead Vadisi’ndeyken Shepard, “Bir kuş yolunu nasıl kaybedebilir?” diye sorarken anımsamadığı ve yaşamadığı yılları neden özlediğini sorguluyor. Hatırladığı günlerde ise Burt Lancaster, Gary Cooper ve Nina Simone yer alırken, “herhangi bir ışığın karanlıktan iyi olduğu” geceler yaşayıp sabah yüzüne vuran çöl sıcağıyla uyanıyor. Bu sırada zihnine tebelleş olan bir başka soru daha var: “Hangi noktaya kadar gitmeli, ötesine geçmenin tehlikeli olduğu nokta hangisidir?”


Yürümenin, her zaman bir yere varma amacı taşımadığını veya gitmeye kalkışmak için nedenler uydurmayı bırakması gerektiğini düşündüğü bir seyahat halinde Shepard. Pek çok coğrafyanın yanı sıra uçak gördüğünde, ensesinde İkinci Dünya Savaşı’ndan kalma şarapnel yarasıyla oynayan babasının yanına uğruyor.

Shepard’ın gezginliğinin ve yaşamının önemli bir bölümünün kağıda dökülmüş biçimi olan Motel Günlükleri, aynı zamanda bunların hikayeleştirildiği ve hikayelerle desteklendiği bir metin. Hayaller, gerçekler, imgeler ve fantezilerle örülü kitap, Shepard’ın geçmişiyle bugünü arasında kurduğu edebi ve hakikatlere dayanan bir bağlantı beri yandan.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.