“Havada kalan” öyküler | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Havada kalan” öyküler



Toplam oy: 42
Kurt Schwitters // Çev. Deniz Kurt
Sub Yayınları
Fragman estetiğinin bir yansıması olan öykülerinde Schwitters, malzemeden çok, onun nasıl biçimlendirildiğini ortaya koyuyor.

1918’de Berlin-Dada’ya yaptığı başvuru kabul edilmeyince, ertesi yıl bir manifesto yayımlayıp kendi sanat hareketi olan (bir kolajında kullandığı Kommerzbank’tan türettiği) “Merz”i tanıtıyordu Kurt Schwitters. Anlamsızlığı esas alan, eline geçen her şeyle sanat üretmeye dayanan, özgürce biçim vermenin önemine dikkat çeken, sanat olan ve olmayanı birleştiren Merz, yalın ve düşündürücü bir hareketti. Merz’le parça/fragman estetiğinin kurucusu sayılan Schwitters’in bir yazar olarak anılması ise, 1940’ta “düşman ülke” vatandaşı diye esir düştüğü İngiltere’de kaleme aldığı Üç Öykü kitabında da karşılaştığımız “Yassı ve Yuvarlak Ressam”a rastlıyor. Kitaptaki diğer iki öykü ise esir kampından salıverilişinin ardından yazdığı “Enayi” ve “Ev Sahibesi.”

Schwitters’in öykü yazarlığı ile Merz’deki sanat söylemi; anlamsızlıkla örülü anlam haline gelen parça-an-fragman arasında bağlantı bulunuyor. Merz’de olduğu gibi öykülerinde de kendi hayatından izlere rastladığımız yazar, “Yassı ve Yuvarlak Ressam”da, havaya çizim yapan birini anlatırken tutsaklık günlerinde kurduğu absürt evreni betimliyor sanki. Schwitters, yalnızca absürt bir evren kurmuyor, aynı zamanda ona dair bir masal da uyduruyor. Burada, çizilen resim de ressam da yazarın Merz’le oluşturduğu anlamsızlığın içindeki anlam sularında boy gösteriyor. İkinci Dünya Savaşı’nın en hararetli günlerinde yazdığı bu öykü, Schwitters’in kendine özgü Dadacı kimliğinden türeyen simgesel bir niteliğe sahip. Ressam ve çizdikleri (kraliçe, uçak vd), yeri geliyor bir yerlere ve kimi olaylara gönderme yapar gibi görünüyor, yeri geliyor havada kalıyor.

“Enayi” öyküsünde ayakları biraz daha yere basan bir durum var. Cin olmadan adam çarpmaya çalışan bir balıkçının, uyutmaya çalıştığı kişi tarafından soyulmasını konu alan öykü, adeta bir anti-tüccarlık anlatısı.

“Ev Sahibesi” ise, savaş zamanı savaş silahı olan kibritin ve gazın, barış zamanı “barış silahı” sayıldığı bir dönemin ürünü ama öyküdeki kadının barışla ilgisi yok; kiracısından, koyduğu katı kurallara bir Nazi subayı edasıyla uymasını bekliyor. Her ne kadar barış dönemi de olsa ev sahibesinin tavrı, aklının yakın geçmişe takılıp kaldığını gösteriyor.


İronik ve simgesel eleştiriler

 

Fragman estetiğinin bir yansıması olan öykülerinde Schwitters, malzemeden çok, onun nasıl biçimlendirildiğini ortaya koyuyor. Bir anlamda Merz’de uyguladığı özgür sanat eylemini öykülerine uyarlayıp soyutlamanın kapısını ardına kadar açıyor.

Üç Öykü’deki metinlerde, kurduğu sahnede adeta doğaçlama bir oyun sergileyen Schwitters, Dada’nın 1918 tarihli manifestosunda geçen “herkes kendi sanatını yapar” sözüne göz kırpmakla kalmayıp kendi manifestosundaki “sanat ciddi sorunlarla oynamaktır” ifadesini hayata geçiriyor. Böylece “Yassı ve Yuvarlak Ressam”, “Enayi” ve “Ev Sahibesi”, masal gibi başlayıp bozguncu bir hal alıyor.

Üç Öykü’deki metinler, ayrıca, gerçeküstü özellikler taşımakla birlikte ayağı hakikatin toprağına hayli sağlam basıyor. Schwitters’in, ironik ve simgesel eleştirelliğinin bir izdüşümünü barındırmasıyla Merz işlerinin metne dökülmüş biçimi demek de mümkün onlara. Saçma veya anlamsız gibi görünse de hepsi yazıldığı dönemin karakterini ve rengini taşımakla birlikte zaman üstü bir niteliğe de sahip. Schwitters, öyküleriyle son derece sade ve derin insan çözümlemeleri yapıyor, kısa ve etkili davranış analizlerinde bulunuyor.

 

 

 


 


Görsel: Alpay Aksayar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Macar yazar Gábor T. Szántó’nun romanı Kafka’nın Kedileri, anlatıcımızın üniversitedeki ofisine beklenmedik bir ziyaretçinin, “80 yaşlarında, sakalları karmakarışık, siyah ceketli bir Yahudi”nin girmesiyle başlıyor.

Çok satma kaygısı taşıyan romanların bazı ortak özellikleri var; bunlardan ilki, en basmakalıp haliyle söylersek, okurunun keyifli zaman geçirmesine imkan tanıması. Keyif öznel bir kavram olduğundan, burada biraz duralım.

Aşk, bitimsiz sorularıyla çözülemeyen bir esrar gibi. Öte yandan hakkıyla da konuşulmaz. Ya abartılı bir şekilde kalpler, güller, nasihatler havada uçuşur ya da dudak bükülür, hasır altı edilir. Ama öyle ya da böyle, hep gündemdedir aşk; görmezden gelinmesi bile popülerliğindendir.

İnsanın doğadan gitgide uzaklaşarak mahkum olduğu modern yaşamı hedef alan, o modern yaşamın mağduru bireyi merkeze koyup onu yiyip bitiren sisteme hunharca saldıran ve nihayetinde kahramanımızı doğayla buluşturan neredeyse bütün hikayeleri seviyoruz.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.