Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Kendi kendisini büyütenlere...”



Toplam oy: 72
Bahar Feyzan
Doğan Kitap
Adım Nisan, bir kadının kendi kendini büyütmesinin ve başına ne gelirse gelsin bir şekilde bunun altından kalkmasının romanı.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil. “Eyvah,” dedi iç sesim, “yine bir baba-kız hesaplaşması, aile girdabının içerisine düşeceğim.” Meğer mesele o değilmiş...

Adım Nisan, Nisan Nesin adında bir gazeteci kadının hikayesi. Anlatılan aslında sadece onun hikayesi değil, günümüz Türkiye’sinin farklı köşelerinden yan yana gelmiş pek çok kesit... Bahar Feyzan, dilinin akıcılığı ve kurgusuyla kitabın bir nefeste okunmasını sağlıyor. Bazı bölümlerde okuru klişe ile karşı karşıya bıraksa da, yine de kurgunun bütünlüğü içerisinde bunlar görmezden gelinebiliyor.

İthafını “kendi kendisini büyütenlere...” diyerek yapmış Bahar Feyzan ve Balat’tan başlıyor anlatmaya. Doğduğu gün ile babasının evi terk ettiği gün aynı olan bir kız çocuğu... Annesinden babasından çok anneannesini anıyor hayatının her köşesinde. Bahar Feyzan günün birinde o çok görmüş geçirmiş, her hikayeye söyleyecek bir cümlesi olan anneannenin de romanını yazar umarım. Çünkü bazı anneanneler vardır ki pek çok annenin ve babanın yerini tutar, insanı öksüz yetim koymazlar. Annesiyle olan ya da olmayan ilişkisi bir yana, babasının yıllar sonra ortaya çıkıp sonra yeniden ara ara kaybolup, yeniden varolmasıyla dengeleri altüst oluyor Nisan’ın. Babasının dolduramadığı boşluğu işinde, eşinde, dostunda, aşkında arıyor ve kimi zaman yanılıyor.

 

Adım Nisan bir polisiye -içinde dedektif, kan ve katil- olsa da aslında baştan aşağıya bir kadın romanı. Özellikle bazı bölümlerinde cüretkar ve korkusuz. Başımıza gelenlerin kader mi yoksa tesadüf mü olduğunu sorgulatıyor. İnançlarımızın sarsıldığı noktalarda hayatı ve koşullarımızı nasıl zorladığımızı hatırlatıyor.

İçinde hem aşkın, hem kadınlığın, hem erkekliğin, hem iş hayatının olduğu, bir şekilde ayakta kalmanın herkes için bambaşka şeyler ifade ettiğini sezdiren bir roman Adım Nisan. Nisan, büyüdüğü mahallenin yıkılmasıyla kendi varoluşunu sorgulayanlardan, kaybettikleriyle kazandıklarını eşitlemeye çalışanlardan; yaptığı mesleği sorgulayan, sorgulamayanın yanında duramayanlardan, daha doğrusu durdurmayanlardan. Anneannesinden kulağında kalanlar, kaybolduğu zaman önünü görmesini sağlıyor, aynı evi paylaştığı arkadaşı Cem ise herkesin hayatında olması gereken, ne olursa olsun her daim orada duran dostları ya da o tek vazgeçilmez dostu temsil ediyor.

Genç bir gazeteci kadın tam yükseldiğini ve işlerin yolunda gittiğini düşündüğü bir anda işsiz kalıyor. Hayatına giren zengin ve yakışıklı adam bir anda ortadan kayboluyor. Öldü mü kaldı mı bilinmiyor. Varlığı ayrı yokluğu ayrı dert olan babanın vefat etmesi var bir de. Sonra birdenbire hayatına giren bambaşka bir adamla ve yeni bir işle bütün iplerin birbirine bağlanması, bu bağlanmanın aslında onun hayatının son beş senesinin koptuğuna delalet olması...

Nisan’ın hayatının kendi dengesizliğinin içinde bir devinimi varken birden denge ortadan tamamen kayboluyor. Ve bir gökyüzünde bir yeryüzünde ama sürekli soru sorarken buluyor kendisini. Bir gazeteci ile aynı evin içerisinde yaşamadıysanız o bitmez bilmeyen soruların ne demek olduğunu bilemezsiniz. 5N1K öğretisini sürekli üstünüzde kullanırlar. Öyle ki eve iş getirme demek zorunda kalırsınız. Nisan da sorgulanmaktan hoşlanmıyor ama sorgulamadan da duramıyor. Kendi hikayesini anlatırken de sürekli kendisini sorguluyor.

Her ne olursa olsun Adım Nisan bir kadının kendi kendini büyütmesinin ve başına ne gelirse gelsin bir şekilde bunun altından kalkmasının romanı. Kader mi tesadüf mü bilinmez ama hayatta bazen romanlardaki gibi her şey üst üste gelir, tanıdığınız insanları hiç tanımadığınızı anlarsınız ve her şey zorunuza gider. İşte o zorunuza giden yerden başınızın çaresine bakmayı ve deliklere çomak sokmayı öneriyor Bahar Feyzan.

 



 


 

 

 

Görsel: Elif Demir

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.