Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

“Yazmamayı tercih eden” Herman Melville



Toplam oy: 53
Herman Melville // Çev. İrfan Seyrek
Ayrıntı Yayınları
Gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o.

Herman Melville denince akla ilk gelen Moby Dick olmasına rağmen, dile gelen ilk söz: “Yapmamayı tercih ederim”dir. Edebiyat tarihinin bu en ünlü yanıtı, onu söyleyen Kâtip Bartleby’yi de aşıp adeta Herman Melville’in şahsında vücut bulmuştur. Kâtip Bartleby’nin kendince pasif bir direniş sergileyerek yapmamayı tercih etmesi, Melville’in, kitapları okunmadığı için bunalıma girerek yazmamayı tercih etmesine dönüşür.

 

Varlıklı bir aileye mensup olmasına rağmen, babasının geride bıraktığı yüklü miktarda borç onu genç yaşta ciddi kararlar almak zorunda bırakmıştır. Bu süreç, Melville’in yazma sürecini de derinden etkileyecektir. Özellikle henüz 18 yaşındayken Liverpool’a giden bir gemiye ayak basması, Melville’in dünya edebiyatına kazandıracağı romanların da büyük malzemesi olur. Çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır; Güney denizlerinde balina avına çıkar, bir süre yerlilerin arasında yaşar, katıldığı bir isyan sonunda hüküm giyer. Tüm bunları çok genç yaşlarda yaşayan Melville, Amerika’ya dönerek deniz seferlerini tamamen geride bırakır. Bir süre işsiz dolaştıktan sonra yazmaya başlar. Aşkla yazdığı ve sonrasında dünya edebiyatına damgasını vuracak olan romanları da bu dönemde yazar. Ama romanları ilgi görmeyince yazmaktan tamamen uzaklaşır ve böylece yazı hayatını da sonlandırır. Öldüğü yıl olan 1891’e dek “yazmamayı tercih eder.”

 

Konu Moby Dick’in yazarı olduğundan, onunla ilgili en güzel tespitlerden birini yapmış olan Mîna Urgan’ın sözlerine yer vermeden olmaz: “Zaman zaman çıkardığı o garip seslere burnundan konuşma derseniz, balinayı horlamış olursunuz. Hem balinanın söyleyecek nesi olabilir? Ben, derinliği olan hiçbir varlık görmedim ki, bu dünyaya söyleyecek sözü olsun. Geçimini sağlamak için birkaç söz kekelemek zorunda kalır, olsa olsa. Ne mutlu ona ki, dünya duyuverir sesini.” Herman Melville’in roman ve hikayelerinde hem gerçek yaşanmışlığın ete kemiğe bürünmüş hali hem de ancak sezgilerle kavranabilecek bir derinlik vardır. Moby Dick ilk bakışta denizlerde geçen bir serüven, Kâtip Bartleby sıradan bir Wall Street hikayesi olarak görülebilir; ama ters yüz edildiğinde durum hiç de böyle değildir. Melville’in eserlerinin, o öldükten yıllar sonra gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o. Yazdığı o kısa süre içerisinde geride önemli eserler bırakan Melville’in, birbirinden değerli hikayeleri de vardır. İşte bunlardan bir demet, Toplu Hikâyeler I adıyla, Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı yakın bir zaman önce. “Veranda öyküleri”, “Bir Wall-Street hikâyesi: Yazman Bartleby”, “Benito Cereno”, “Paratonerci”, “Büyülü Adalar” ile “Çan Kulesi”nin yer aldığı derlemede John Updike’ın “sunuş” yazısını da okumak mümkün. Şöyle başlıyor sözlerine John Updike: “Herman Melville, dergiler için öykü yazmaya ümitsizlik içinde başlamıştı. Bu ümitsizlik o denli başarılı olduğu büyük ve iddialı romanları düşünüldüğünde oldukça şaşırtıcıdır. Melville’in metinleri olmaksızın, özellikle de ‘Yazman Bartleby’yi kapsamayan hiçbir klasik Amerikan öykü antolojisi düşünülemeyeceği gibi, ‘Benito Cereno’yu içermeyen bir kısa roman koleksiyonu da yok gibidir.”

 

Herman Melville, gerek yaşamı gerekse yazdıklarıyla kendi döneminde anlaşılmasa da, anlaşıldığı yirminci yüzyıla damgasını vuran nadir yazarlardan biri hiç kuşkusuz.

 

 


 

 

Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Doğrulara ilişkin söylenen ve yazılanlar er ya da geç seslerini duyuracak bir çatlak bulup insanlara yayılma fırsatı yakalar. Kimi zaman Sokrates’in yaptığı gibi sözle, diyalogla aktarılan sorgulayıcı düşünce yöntemi kimi zamansa kağıda dökülür, kitap olur.

“O gün Cosima edebiyat öğretmeninin on dersinde öğrendiğinden çok daha fazla şey öğrendi. Meşenin dişli yaprağını pırnalın mızraksı yaprağından, sığırkuyruğunun kokulu çiçeğini tarla sarmaşığının çiçeğinden ayırt etmeyi öğrendi.” Hayatı böyle öğrenir Cosima; birinin ona bir çiçeği tarif ederek öğretmesindense, o çiçeğe dokunarak öğrenmeyi tercih eder.

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.