Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

“Yazmamayı tercih eden” Herman Melville



Toplam oy: 209
Herman Melville // Çev. İrfan Seyrek
Ayrıntı Yayınları
Gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o.

Herman Melville denince akla ilk gelen Moby Dick olmasına rağmen, dile gelen ilk söz: “Yapmamayı tercih ederim”dir. Edebiyat tarihinin bu en ünlü yanıtı, onu söyleyen Kâtip Bartleby’yi de aşıp adeta Herman Melville’in şahsında vücut bulmuştur. Kâtip Bartleby’nin kendince pasif bir direniş sergileyerek yapmamayı tercih etmesi, Melville’in, kitapları okunmadığı için bunalıma girerek yazmamayı tercih etmesine dönüşür.

 

Varlıklı bir aileye mensup olmasına rağmen, babasının geride bıraktığı yüklü miktarda borç onu genç yaşta ciddi kararlar almak zorunda bırakmıştır. Bu süreç, Melville’in yazma sürecini de derinden etkileyecektir. Özellikle henüz 18 yaşındayken Liverpool’a giden bir gemiye ayak basması, Melville’in dünya edebiyatına kazandıracağı romanların da büyük malzemesi olur. Çok büyük tehlikelerle karşı karşıya kalır; Güney denizlerinde balina avına çıkar, bir süre yerlilerin arasında yaşar, katıldığı bir isyan sonunda hüküm giyer. Tüm bunları çok genç yaşlarda yaşayan Melville, Amerika’ya dönerek deniz seferlerini tamamen geride bırakır. Bir süre işsiz dolaştıktan sonra yazmaya başlar. Aşkla yazdığı ve sonrasında dünya edebiyatına damgasını vuracak olan romanları da bu dönemde yazar. Ama romanları ilgi görmeyince yazmaktan tamamen uzaklaşır ve böylece yazı hayatını da sonlandırır. Öldüğü yıl olan 1891’e dek “yazmamayı tercih eder.”

 

Konu Moby Dick’in yazarı olduğundan, onunla ilgili en güzel tespitlerden birini yapmış olan Mîna Urgan’ın sözlerine yer vermeden olmaz: “Zaman zaman çıkardığı o garip seslere burnundan konuşma derseniz, balinayı horlamış olursunuz. Hem balinanın söyleyecek nesi olabilir? Ben, derinliği olan hiçbir varlık görmedim ki, bu dünyaya söyleyecek sözü olsun. Geçimini sağlamak için birkaç söz kekelemek zorunda kalır, olsa olsa. Ne mutlu ona ki, dünya duyuverir sesini.” Herman Melville’in roman ve hikayelerinde hem gerçek yaşanmışlığın ete kemiğe bürünmüş hali hem de ancak sezgilerle kavranabilecek bir derinlik vardır. Moby Dick ilk bakışta denizlerde geçen bir serüven, Kâtip Bartleby sıradan bir Wall Street hikayesi olarak görülebilir; ama ters yüz edildiğinde durum hiç de böyle değildir. Melville’in eserlerinin, o öldükten yıllar sonra gerçek değerinin anlaşılması, edebiyatta derinlik kavramının daha fazla ele alınmasıyla olmuştur. Okurların indiği derinlikte karşılarına çıkan ilk yazarlardan biridir o. Yazdığı o kısa süre içerisinde geride önemli eserler bırakan Melville’in, birbirinden değerli hikayeleri de vardır. İşte bunlardan bir demet, Toplu Hikâyeler I adıyla, Ayrıntı Yayınları tarafından yayımlandı yakın bir zaman önce. “Veranda öyküleri”, “Bir Wall-Street hikâyesi: Yazman Bartleby”, “Benito Cereno”, “Paratonerci”, “Büyülü Adalar” ile “Çan Kulesi”nin yer aldığı derlemede John Updike’ın “sunuş” yazısını da okumak mümkün. Şöyle başlıyor sözlerine John Updike: “Herman Melville, dergiler için öykü yazmaya ümitsizlik içinde başlamıştı. Bu ümitsizlik o denli başarılı olduğu büyük ve iddialı romanları düşünüldüğünde oldukça şaşırtıcıdır. Melville’in metinleri olmaksızın, özellikle de ‘Yazman Bartleby’yi kapsamayan hiçbir klasik Amerikan öykü antolojisi düşünülemeyeceği gibi, ‘Benito Cereno’yu içermeyen bir kısa roman koleksiyonu da yok gibidir.”

 

Herman Melville, gerek yaşamı gerekse yazdıklarıyla kendi döneminde anlaşılmasa da, anlaşıldığı yirminci yüzyıla damgasını vuran nadir yazarlardan biri hiç kuşkusuz.

 

 


 

 

Görsel: Onur Aşkın

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.