Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ahenkli bir bütün



Toplam oy: 127
Virginia Woolf // Çev. Esra Çakıruylası
Ayrıntı Yayınları
Hangimiz Mrs. Dalloway’deki Clarissa Dalloway’i, Deniz Feneri’nin Mrs. Ramsay’ini, Gece ve Gündüz’ün Katharine Hilberry’sini ya da Dışa Yolculuk kitabındaki Rachel Vinrace’i Virginia Woolf’un kendiliğinden ayırabilir ki?

Bundan birkaç yıl önce özel bir üniversitede “Benliğim Ne Kadar Benden?” başlıklı bir nöropsikofelsefe sempozyumu olmuştu. (Burada öncelikle başlığın cazibesine kapıldığımı itiraf etmekte bir sakınca görmüyorum.) Psikanalist Bella Habip, “Psikanaliz Kuramları İçinde Benlik Kavramının Serüveni” başlıklı bir konferans vermişti. Freud’un yapıtındaki benliği mercek altına alıp, Freud sonrası benlik kavrayışlarını ele almıştı sunumunda.


Benlik, psikanalizin merkeze aldığı konulardan biri. Bununla ilgili birçok görüş, birçok farklı tanımlama mevcut. Ben(lik), kimlik, kişilik, karakter sözcüklerinin zaman zaman birbirlerinin yerine kullanılmakta olduğunu ancak tarihsel gelişimleri incelendiğinde bazı anlam farklılıkları taşıdıklarını görüyoruz. Örneğin, “ben” derken genel olarak zihinsel bir yapıdan (“ego”) söz ediyoruz demektir. Ego, “ben”in Latince karşılığı; ve genellikle “egoist”, “egosu yüksek”, “egosuna düşkün” gibi olumsuz anlamlar yüklenerek yanlış kullanılmakta. Oysa, Freud’un yazılarında –Türkçedeki– “ben” anlamında -–Almancadaki karşılığı olan– “ich”i kullandığı biliniyor. Ego, Freud’un metinleri İngilizceye tercüme edilirken, çevirmenin “ben”e Latince bir karşılık bulma düşüncesinden doğmuştur. Benlik ise, zihinsel ve bedensel bir bütün olarak “kendi”mize (“self”) işaret eder. Kendilik (self) bir temsil ya da temsiller bütünüdür; dışarıdaki insanların içimizdeki imgeleri olan nesne temsillerine paralel ve onlarla aynı şekilde kurulan yaşantısal bir yapıdır. Kendilik, içimizdeki ve dışımızdaki nesnelerle etkileşimlerin ürünüdür. Bu yüzden de nefes alıp verdiğimiz sürece sonu yoktur.


Sanatçının diğer insanlardan farkı, yarattığı eserlerle de kendisini yeniden ve sürekli olarak üretmesi. Örneğin bir yazarın yarattığı karakterler onun benliğinin de yansımalarını oluşturacaktır kuşkusuz. Hangimiz Mrs. Dalloway’deki Clarissa Dalloway’i, Deniz Feneri’nin Mrs. Ramsay’ini, Gece ve Gündüz’ün Katharine Hilberry’sini ya da Dışa Yolculuk kitabındaki Rachel Vinrace’i Virginia Woolf’un kendiliğinden ayırabilir ki?

 

 


Rollo May’e göre benlik, gelişen yönünde ona kendini yaratmada yön veren modeller, biçimler, metaforlar, mitler ve diğer birçok ruhsal içerikten oluşmuştur. Benlik dediğimiz kavram hem bilinci hem de bilinçdışını içerir. Bunu Virginia Woolf’un da şu cümlelerinde büyük bir ustalıkla ifade ettiğini görürüz: “Şimdi tek yapman gereken pencerenin kenarına geçip ritmik algını açmak ve kapamak, açmak ve kapamak, cesurca ve özgürce, ta ki bir şeyler başka bir şeylerin içinde eriyene dek, taksiler nergislerle dans etmeye başlayana dek, tüm bu parçalardan bir bütün ortaya çıkana dek... Demek istediğim, tüm cesaretini topla, tüm dikkatini ver, doğanın bahşetmesi tasarlanmış tüm yetenekleri davet et. Sonra bırak ritmik duygun adamların, kadınların, otobüslerin, serçelerin –caddede gelip geçen ne varsa her şeyin– arasına karışsın, girsin, çıksın, ta ki hepsini birbirine bağlayıp tek bir ahenkli bütün oluşturana kadar. “


Benlik Üzerine Denemeler kitabı, Virginia Woolf’un 37-58 yaşları arasında yazdığı bazı denemelerden oluşuyor. Kitaba sunuş yazısı yazan Joanna Kavenna, bu kitabı niçin benlik üzerinde odaklamayı seçtiğiyle ilgili kendisine ve dolaylı olarak da bize cevaplar vermeyi değil, sorular sormayı tercih etmiş: “Neden? Neden kadın haklarını ya da modernlik devrimlerini ya da romanın evrelerini seçmedim? Neden sınırlı, sonlu ve muhtemelen yanıltıcı ‘benlik’le cebelleşmeye başladım? Neden Woolf’u da peşimden sürükledim? Benlik nedir? Ne demektir? Kimin tanımıdır? Sanatçının kendisi mi, yoksa toplumsal benliği midir? Bireyin kurallarca mecbur edilmiş, maskelerin ardındaki benliği midir? Peki maske nerede biter, benlik nerede başlar? Bir tane mi benlik vardır, yoksa hesaplanamayacak kadar çok miktarda mıdır? Değişken midir, yoksa bölünemez bir bütün müdür?”


Woolf, 1919 tarihli “Modern Kurmaca” denemesinde, döneminin romancılarını eleştiriyor. Onları özgün bulmuyor. Biçime fazla odaklanıp içeriği renksiz, ruhsuz bıraktıklarını düşünüyor. Yarattıkları karakterlerin benliğinde, yani iç dünyalarında değil de dış dünyalarında odaklandıklarını söylüyor.

 

Ve hayatın döngüselliği, karşılaşmaların zenginliği, bireyin benliğiyle teması üzerine şu cümleleri kuruyor: “İçinize bakın, ‘hayat böyle olmaktan’ çok da uzak görünecektir. Bir an için sıradan bir dimağı alıp sıradan bir günde değerlendirin. Zihin, sayısız izlenimle dolup taşar; önemsiz ya da olağanüstü, uçup giden ya da çelik sertliğiyle kazınıp kalan.”


Bu derleme teorik anlamda benlik kavramıyla ilgilenmiyor. Kadın haklarını, yazarlığı, edebiyat eleştirisini, romanı ve şiiri Woolf, benlik kavramına bakışıyla ilişkilendiriyor; bu meseleleri benlik perspektifinden inceliyor. Ve hepsinin toplamı da “ahenkli bir bütün”ü oluşturuyor.

 

 


 

 

Görsel: Murat Miroğlu

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.