Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Aklınızın Eşiğine Davet



Toplam oy: 30
Halil Cibran
Yaba Yayınları

Halil Cibran’ın ‘Kâfir Halil’ adlı uzun öyküsü,  Ekim 2009’da, Yaba Sahaf Cep Kitapları tarafından yayımlandı.
Kâfir Halil’in tipik bir Cibran metni olduğu söylenebilir.

Hikâyeye göre yetim Halil’in sahibi, Qezhiya Manastırı’nın zenginlik ve bolluk içinde yaşayan keşişleri ve rahipleridir. Halil, manastırın hak hiyerarşisinde alt seviyededir. Kilisenin sığırlarına çobanlık eder, kuru ekmek ve kaba döşekle ödüllendirilir. Derebeyleri, çıkarları için, Tanrı'nın adını kullanarak halkı ezen kiliseye yaslanırken, kilise halk üzerinden kazanan derebeylerinden nemalanır. Halil ise ne ruhban sınıfındakilere benzer ne de serflere.

Halil, semavi iradenin, horlanarak yaşamasına göz yummayarak gözleriyle kulaklarını açtığına, böylece ışığı görüp,  gerçeği anladığına inanır.  Sözünü sakınmadığı için rahiplerce dışlanır, nihayet zemheri ayında manastırın kalın duvarları dışına, doğanın hırçın kollarına bırakılır. Sonrası Şeyh Abbas’ın köyüne çıkan yolda verilecek irade savaşıdır. Halil, karanlık Lübnan dağlarından, gırtlağından kopup tipinin uğultusuna eklenen son çığlığını şans eseri duyan ana kız sayesinde kurtulacak ve insanlıktan arta kalan değerlerin mirasçısı olarak ana kızın köyünü içine düştükleri gafletten uyandıracaktır. Bu çabanın söze geldiği uzun monolog, Cibran’ın öyküsünün can damarında dolaşan kandır.

Monolog Halil’in kendisini öfkeyle seyreden köylülere dönerek;

 “Benim ailem ve aşiretim yoksullar ve mazlumlardır. Bu geniş topraklar da benim memleketimdir” demesiyle başlar. Şeyh Abbas, Halil’in söze giriş cümleleriyle alay edecektir:

“Senin onlardanım dediğin kimseler senin cezalandırılmanı istiyorlar ve vatanım dediğin topraklar da senin orada kalmandan hoşlanmıyor.” Bu açıklamadan itibaren Halil, köylünün  bilmesi gereken ‘gerçeği’ ardı ardına dile getirecektir:

“Cehalet içindeki halklar en şerefli evlatlarını tutuklayıp zalimlerin eline teslim eder, aşağılanmış ve onuru çiğnenmiş ülke de sevenlerine zulmeder. Fakat iyi çocuk, hastalandı diye annesini terk eder mi, merhametli kardeş, kardeşini mutsuz olduğu zaman terk eder mi? Bugün beni tutuklayıp sana teslim eden bu zavallılar kalplerindeki tohumları senin tarlana ekiyor ve bedenlerindeki kanlarını senin ayağının dibine döküyor. Yurttaşı olmamı reddeden bu topraklar da zalimleri ve despotları affetmeyerek yutacaktır. (...)”

Yazar, şair, ressam ve düşünür olan Halil Cibran’ın öyküdeki köy için kurguladığı feodal gerçekliğin deneyimlerimize yakınlığı, öykünün gerçeklikle sorunlu ilişkisini önemsizleştirir. Köye gelen yabancının değiştirme gücünün çelişkili hali, metnin bir çeşit ütopya olarak okunmasını da sağlar.

Esas olarak, aktarılan hikâyenin mekâna, zamana, olaylara ayna olma özelliği dikkat çeker. Kâfir Halil, bu haliyle, kültürel planda da insanı şekillendiren coğrafyanın, dünya için geçerli en yalın değerler alanına yaslanan, edebiyata kazandırılmış bir aydınlatma metnine benzetilebilir. Uzun öykü sona erdiğinde okur, her durumda bir seçim yapılabileceğini fark edecek, kendi koşullarında yapılabilecek seçimler üzerine düşünmeye girişecektir.

Cibran’ın metinlerinden birinde yer alan şu cümleleri hatırlayınız: "Hiç kimse size, içinizdeki bilginin şafağında halen yarı uykuda olandan bir zerre fazlasını açıklayamaz. Takipçileri arasında mabedin gölgesinde yürüyen bir öğretmen, size bilgeliğini değil sadece inancını ve sevgisini verebilir. Eğer gerçek bir bilgeyse, bilgeliğinin evine davet etmek yerine, sizi kendi aklınızın eşiğine doğru yönlendirir.”

Kâfir Halil, bir hikâyedir, ancak kurgusu itibariyle, Cibran’ın benimsediği değerlerin (bağlılık, başkalarını incitmemek, yardımseverlik, dürüstlük, adil olmak, herkesin hakkını gözetmek vb.) yarattığı dünya görüşüne, düşünürün verimi olacak paylaşım zeminini sağlama işlevi görür. Fakat tam da yukarıdaki cümlelerin işaret ettiği gibi, uzun monoloğa rağmen, metin hiç de didaktik değildir.

Tam adı Cübran Halil Cübran olan Halil Cibran, 1883’de Lübnan’da doğdu. On iki yaşında Lübnan’ın Quadicha Vadisindeki Bhserri Köyü’nden ayrılarak ailesi ile birlikte ABD’ye gitti. Sonraki yaşamı, Boston – Beyrut – Paris – New York – Boston arasında geçti.

Yüksek öğrenimini Beyrut'taki El Hikmet Medresesi'nde (Bilgelik Okulu) tamamladı.

Cibran, 1902-1908 yılları arasında yalnızca resim yaptı. 1908'de Paris'e, Güzel Sanatlar Akademisi'ne giderek üç yıl boyunca büyük heykeltıraş Auguste Rodin'in öğrencisi oldu.

İlk kitabı "The Madman-Deli" 1918’de yayımlandı. Yapıtları yirmiden fazla dile çevrildi. "The Prophet-Ermiş" (1923) adlı kitabı ününü ve dünya çapındaki bilinirliğini pekiştirdi.

Kırık Kanatlar ve Asi Ruhlar adlı kitaplarının ardından bağlı olduğu Hıristiyan Marunî Kilisesi’nden aforoz edildi. Büyük düşünür, yazar, şair, ressam Cibran, öldüğünde 48 yaşındaydı. Naaşı, memleketine, Mar Sarkis Manastırı’na ölümünden çok sonra getirilebildi, ancak kemikleri mezarından çalındı.

Cibran, Lübnan’ın kültür mozaiğinden (Şii, Sünni, Hıristiyan Marunî... Arap, Ermeni, Dürzî vb.) beslendi, Batı’daki hayat deneyimiyle zenginleşti, tüm sanat üretimiyle dünya halklarının sevgi, saygı, uyum ve farkındalığına hizmet etti.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Ben hizmetçilerle büyümedim ama hizmetçilerle büyüyen akrabalarla büyüdüm. Sıklıkla gittiğim bir evin sahiplerinin iki şoförü, bir aşçısı, üç temizlikçisi vardı; daha büyük evler, daha zengin ev sahipleri, daha geniş hizmetçi kadroları gördüm.

Ankara’da Öykü Günleri’nin ilki yapılıyordu. Özcan Karabulut’un öncülüğünde düzenlenen Öykü Günleri, o günlerde önce öykü ve öykücüler, sonra tüm edebiyat dünyamız için bulunmaz nimet olmuştu. Ki, o güne dek edebiyat dergilerinde bile tek tük yayınlanırdı öykü; yazılmadığından, okunmadığından mı? Sanmıyorum. Öykü Günleri, öykücülüğümüze büyük hareket getirmişti.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun