Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabı



Toplam oy: 102
Gertrude Stein // Çev. Nesrin Kasap
Metis Yayıncılık
Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı...
Bazı çevrelere göre modern edebiyatın öncülerinden, bazılarına göre yazdıkları anlaşılmayan, bazılarına göre bir deha, bazılarına göre kendi reklamını yapan, bazılarına göre politikacı biriydi Gertrude Stein; Pablo Picasso’nun portresini yaptığı, Virginia Woolf’un yazdıklarını basılmaya değer görmeyen, Ernest Hemingway’e göreyse yol gösterici bir isimdi... Yaşadığı dönemde çok az anlaşıldı, anlayanlarsa yanlış anladı. Ama herkesin hemfikir olduğu tek şey; Stein’in kafasının Antik Roma imparatorlarının kafasına benzediğiydi.


Charles Henri Ford, Stein hakkında şunları söyler: “Bir sandalye alıp insanın yaşamının içinde oturmaktan çok hoşlanır.” Resimden edebiyata, psikolojiden felsefeye sanatın hemen her disipliniyle ilgilenen bu ilginç kadın, yaşadığı dönemin en karizmatik kişilerinden biriydi aynı zamanda. Sanat dünyasının en gözde şehri Paris’te bir otorite haline gelen Stein, sanata yönelmiş yetenekli gençleri desteklemekten hiç imtina etmedi. Bu yüzden de Paris’te yaşadığı ev, sanat çevrelerinin en uğrak yeriydi. İki dünya savaşı görmüş, insanlığa dair hayal kırıklıkları umudundan fazla olan bu zeki kadının anlatacağı elbette çok şey vardı.


Yazar olarak tanınması da 1909 yılında yayımlanan Üç Yaşam kitabıyla olur. Üç kadının öyküsünün anlatıldığı bu kitap, aynı zamanda modern edebiyatın öncü kitaplarından biri olarak görülür. Ritmik anlatım biçiminin tipik bir örneği olan, varoluşun sürekli bir yinelenmeye bağlı olduğunu ileri sürdüğü ve kendince en önemli kitabı olan Amerikalıların Oluşumu, onun anlaşılması en zor olan kitabıdır. Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı. Aslında bunu bilerek yapıyordu. Bir konuşmasında, bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapar: “Gazetelerde de insanların özel yaşamlarında da bir sürü öykü anlatılıyor zaten… Ortada bunca öykü olduğuna herkes bunca öykü bildiğine ve bunca öykü anlattığına göre başka öyküler anlatmanın ne yararı var… Ben herkesin her zaman bilmediği ya da anlatmadığı bir şey yaratmak isterim.”

 

 

Gertrude Stein ve Alice B. Toklas
Carl Van Vechten–Mark Lutz koleksiyonu, jelatin gümüş baskı, 1934

 

Her yazar gibi Gertrude Stein da anlaşılmamayı bir süre sonra kafasına takar; bunun sadece bir zaman sorunu olduğunu ve önünde sonunda karşısına çıkacağını da biliyordu. İşte Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü de, bu anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabıdır. Sanki bunu bilerek yapmış; siz benim seviyeme çıkamıyorsunuz bari ben sizin bulunduğunuz yere ineyim der gibi, bu kitabı yazmıştır. Altı haftada yazdığı bu kitap, yayımlandığında New York’ta en çok satan kitap haline gelir. Duygusallıktan uzak, şakacı bir yaklaşımla yazdığı bu kitabın bu denli anlaşılır ve okunur olması pek çok kişiye ilginç gelir. Kitaba adını veren Alice B. Toklas, Gertrude Stein’ın yaşamında çok önemli yeri olan biridir. Kırk yıla varan birliktelikte Toklas, Stein’a bir dayanak olur. Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü’nde Toklas’ın ağzından Stein’ın hayatı anlatılır. Aslında yazan yine Stein’dır!


Yaşadığı dönemde yaptıklarıyla, söyledikleriyle ve dostluklarıyla öne çıkan ve sanat dünyasının en aykırı tiplerinden biri olarak görülen Gertrude Stein, insanları dikkatle dinler ve onları anlamaya çalışırdı. Çünkü ona göre insanların ne söylediğinden çok söyleme biçimleri önemliydi. Bir insanın bir şeyi ifade etme biçimi, onun aynı zamanda söylemediği şeylerin de bir başka ifadesiydi.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Çeyizime Bir Kefen, 1990’lı yıllardan beri Türk şiirine katkı veren şair Ali Emre’nin altıncı şiir kitabı. Şaire ait altı kitap arasında tematik bakımdan merkezî bir öneme sahip Meryem’in Yokluğunda adlı toplam sonrasında yayınlanan Çeyizime Bir Kefen, “biz ve onlar” arasındaki bitimsiz kavganın şairin diline yansıyan yeni ve şimdilik son uğrağı.

Kitaplar da insanlara benzemez mi? Adlarıyla, biçimleriyle, anlattıklarıyla... Sanırım ben en çok azınlığın keşfine, ellerine ve kütüphanesine vardığı Halil Cibran, Oruç Aruoba, Emil Cioran gibi insanları seviyorum. Onlar benzersiz ve ikâmesiz bir kendiliği metnine getirmeyi başaranlar.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı.

Amerikalı çok sayıda müzisyen, şarkıcı ve söz yazarının edebiyat dünyasına giriş yaptığını ve bu dünyada tutunarak üretmeye devam ettiğini görüyoruz. Örneğin punk rock kraliçesi olarak kabul edilen Patti Smith, yeni yayımlanan beşinci kitabı Year of The Monkey ile edebi alanda daha anlatacak çok hikâyesi olduğunu kanıtlayanlardan.

“Ey tutkun gönül, derdini kendine sakla” Meksika Halk Şarkısı

 

Kulis

“Jack London’ın Unutulmaz Bir Romanını 40 Yıl Sonra İngilizce Aslından Çeviriyoruz”

Henüz bir yaşını doldurmamış bir yayınevi Kutu Yayınları. Hikâyesini anlatır mısınız?

ŞahaneBirKitap

Birkaç sene önce, yazar arkadaşlarla oturup şu meseleyi tartışmıştık: Yazdıklarımızı hiç kimsenin okumayacağını bilsek, yine de yazar mıydık? “Okur” olmadan yazdıklarımız bir işe yarar mıydı? Hele ki okuruyla konuşan, okuru da kurmacanın içine davet eden, hatta onu hikâyesinin bir kahramanı haline getiren yazarlar ne yapardı okur olmasa?

Editörden

Doksanlı yılların sonu olmalı. Yaşadığım taşra şehrinde sadece bir tane olan müzik mağazasına gidip gelip Pink Floyd’un The Dark Side of the Moon albümünü soruyordum sürekli, geldi mi gelmedi mi diye… Çünkü müziğin bir kaset ya da CD marifetiyle dinlendiği zamanlardı ve sevdiğiniz bir grubun albümünün çıktığını duymanız ayrı dert, o albümün sizin yaşadığınız şehre ulaşması ayrı dertti.