Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabı



Toplam oy: 92
Gertrude Stein // Çev. Nesrin Kasap
Metis Yayıncılık
Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı...
Bazı çevrelere göre modern edebiyatın öncülerinden, bazılarına göre yazdıkları anlaşılmayan, bazılarına göre bir deha, bazılarına göre kendi reklamını yapan, bazılarına göre politikacı biriydi Gertrude Stein; Pablo Picasso’nun portresini yaptığı, Virginia Woolf’un yazdıklarını basılmaya değer görmeyen, Ernest Hemingway’e göreyse yol gösterici bir isimdi... Yaşadığı dönemde çok az anlaşıldı, anlayanlarsa yanlış anladı. Ama herkesin hemfikir olduğu tek şey; Stein’in kafasının Antik Roma imparatorlarının kafasına benzediğiydi.


Charles Henri Ford, Stein hakkında şunları söyler: “Bir sandalye alıp insanın yaşamının içinde oturmaktan çok hoşlanır.” Resimden edebiyata, psikolojiden felsefeye sanatın hemen her disipliniyle ilgilenen bu ilginç kadın, yaşadığı dönemin en karizmatik kişilerinden biriydi aynı zamanda. Sanat dünyasının en gözde şehri Paris’te bir otorite haline gelen Stein, sanata yönelmiş yetenekli gençleri desteklemekten hiç imtina etmedi. Bu yüzden de Paris’te yaşadığı ev, sanat çevrelerinin en uğrak yeriydi. İki dünya savaşı görmüş, insanlığa dair hayal kırıklıkları umudundan fazla olan bu zeki kadının anlatacağı elbette çok şey vardı.


Yazar olarak tanınması da 1909 yılında yayımlanan Üç Yaşam kitabıyla olur. Üç kadının öyküsünün anlatıldığı bu kitap, aynı zamanda modern edebiyatın öncü kitaplarından biri olarak görülür. Ritmik anlatım biçiminin tipik bir örneği olan, varoluşun sürekli bir yinelenmeye bağlı olduğunu ileri sürdüğü ve kendince en önemli kitabı olan Amerikalıların Oluşumu, onun anlaşılması en zor olan kitabıdır. Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı. Aslında bunu bilerek yapıyordu. Bir konuşmasında, bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapar: “Gazetelerde de insanların özel yaşamlarında da bir sürü öykü anlatılıyor zaten… Ortada bunca öykü olduğuna herkes bunca öykü bildiğine ve bunca öykü anlattığına göre başka öyküler anlatmanın ne yararı var… Ben herkesin her zaman bilmediği ya da anlatmadığı bir şey yaratmak isterim.”

 

 

Gertrude Stein ve Alice B. Toklas
Carl Van Vechten–Mark Lutz koleksiyonu, jelatin gümüş baskı, 1934

 

Her yazar gibi Gertrude Stein da anlaşılmamayı bir süre sonra kafasına takar; bunun sadece bir zaman sorunu olduğunu ve önünde sonunda karşısına çıkacağını da biliyordu. İşte Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü de, bu anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabıdır. Sanki bunu bilerek yapmış; siz benim seviyeme çıkamıyorsunuz bari ben sizin bulunduğunuz yere ineyim der gibi, bu kitabı yazmıştır. Altı haftada yazdığı bu kitap, yayımlandığında New York’ta en çok satan kitap haline gelir. Duygusallıktan uzak, şakacı bir yaklaşımla yazdığı bu kitabın bu denli anlaşılır ve okunur olması pek çok kişiye ilginç gelir. Kitaba adını veren Alice B. Toklas, Gertrude Stein’ın yaşamında çok önemli yeri olan biridir. Kırk yıla varan birliktelikte Toklas, Stein’a bir dayanak olur. Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü’nde Toklas’ın ağzından Stein’ın hayatı anlatılır. Aslında yazan yine Stein’dır!


Yaşadığı dönemde yaptıklarıyla, söyledikleriyle ve dostluklarıyla öne çıkan ve sanat dünyasının en aykırı tiplerinden biri olarak görülen Gertrude Stein, insanları dikkatle dinler ve onları anlamaya çalışırdı. Çünkü ona göre insanların ne söylediğinden çok söyleme biçimleri önemliydi. Bir insanın bir şeyi ifade etme biçimi, onun aynı zamanda söylemediği şeylerin de bir başka ifadesiydi.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

Söyleşi

100. sayımızdan itibaren başladığımız Yayınevi Hikâyeleri’nde bu ay İz Yayınları editörü Hamdi Akyol var. Akyol, yayıncılık tarihimizin kilometre taşlarından olan İz Yayınları’nın kuruluşunu, daha çok hangi kitapları bastıklarını ve günümüz yayıncılık ortamının durumunu değerlendirdi.

 

ŞahaneBirKitap

“Tıp gerçek bir kütüphanedir, ama doğru biçimde okunması gerekir” cümlesinden yola çıkan Kütüphanedeki Beden, Charles Dickens’tan Franz Kafka’ya, Virginia Woolf’tan Susan Sontag’a, John Berger’dan Oliver Sacks’e uzanan bir yelpazeyle zenginleşen, tıbbın toplumsal tarihini edebiyat aracılığıyla aydınlatan bir antoloji.

Editörden

 

Günümüz İngiliz romancılarından Ian McEwan’ın Soğuk Savaş döneminin “edebiyat cephesi”ni anlattığı ilginç bir romanı var; Bir Parmak Bal. Ülkemizde de yayınlanan roman bir anlamda birbirine benzemeyen üç ilgi çekici konuyu garip bir kurgu etrafında bir araya getiriyor: Gizli servis, edebiyat ve aşk.