Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabı



Toplam oy: 113
Gertrude Stein // Çev. Nesrin Kasap
Metis Yayıncılık
Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı...
Bazı çevrelere göre modern edebiyatın öncülerinden, bazılarına göre yazdıkları anlaşılmayan, bazılarına göre bir deha, bazılarına göre kendi reklamını yapan, bazılarına göre politikacı biriydi Gertrude Stein; Pablo Picasso’nun portresini yaptığı, Virginia Woolf’un yazdıklarını basılmaya değer görmeyen, Ernest Hemingway’e göreyse yol gösterici bir isimdi... Yaşadığı dönemde çok az anlaşıldı, anlayanlarsa yanlış anladı. Ama herkesin hemfikir olduğu tek şey; Stein’in kafasının Antik Roma imparatorlarının kafasına benzediğiydi.


Charles Henri Ford, Stein hakkında şunları söyler: “Bir sandalye alıp insanın yaşamının içinde oturmaktan çok hoşlanır.” Resimden edebiyata, psikolojiden felsefeye sanatın hemen her disipliniyle ilgilenen bu ilginç kadın, yaşadığı dönemin en karizmatik kişilerinden biriydi aynı zamanda. Sanat dünyasının en gözde şehri Paris’te bir otorite haline gelen Stein, sanata yönelmiş yetenekli gençleri desteklemekten hiç imtina etmedi. Bu yüzden de Paris’te yaşadığı ev, sanat çevrelerinin en uğrak yeriydi. İki dünya savaşı görmüş, insanlığa dair hayal kırıklıkları umudundan fazla olan bu zeki kadının anlatacağı elbette çok şey vardı.


Yazar olarak tanınması da 1909 yılında yayımlanan Üç Yaşam kitabıyla olur. Üç kadının öyküsünün anlatıldığı bu kitap, aynı zamanda modern edebiyatın öncü kitaplarından biri olarak görülür. Ritmik anlatım biçiminin tipik bir örneği olan, varoluşun sürekli bir yinelenmeye bağlı olduğunu ileri sürdüğü ve kendince en önemli kitabı olan Amerikalıların Oluşumu, onun anlaşılması en zor olan kitabıdır. Deneyci yaklaşımıyla soyuta varan bir anlatım biçimini tercih eden Stein’ın yazarlığı, alışılmışın dışındaydı. Aslında bunu bilerek yapıyordu. Bir konuşmasında, bu konuyla ilgili şöyle bir açıklama yapar: “Gazetelerde de insanların özel yaşamlarında da bir sürü öykü anlatılıyor zaten… Ortada bunca öykü olduğuna herkes bunca öykü bildiğine ve bunca öykü anlattığına göre başka öyküler anlatmanın ne yararı var… Ben herkesin her zaman bilmediği ya da anlatmadığı bir şey yaratmak isterim.”

 

 

Gertrude Stein ve Alice B. Toklas
Carl Van Vechten–Mark Lutz koleksiyonu, jelatin gümüş baskı, 1934

 

Her yazar gibi Gertrude Stein da anlaşılmamayı bir süre sonra kafasına takar; bunun sadece bir zaman sorunu olduğunu ve önünde sonunda karşısına çıkacağını da biliyordu. İşte Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü de, bu anlaşılması zor kadının en anlaşılır kitabıdır. Sanki bunu bilerek yapmış; siz benim seviyeme çıkamıyorsunuz bari ben sizin bulunduğunuz yere ineyim der gibi, bu kitabı yazmıştır. Altı haftada yazdığı bu kitap, yayımlandığında New York’ta en çok satan kitap haline gelir. Duygusallıktan uzak, şakacı bir yaklaşımla yazdığı bu kitabın bu denli anlaşılır ve okunur olması pek çok kişiye ilginç gelir. Kitaba adını veren Alice B. Toklas, Gertrude Stein’ın yaşamında çok önemli yeri olan biridir. Kırk yıla varan birliktelikte Toklas, Stein’a bir dayanak olur. Alice B. Toklas’ın Özyaşamöyküsü’nde Toklas’ın ağzından Stein’ın hayatı anlatılır. Aslında yazan yine Stein’dır!


Yaşadığı dönemde yaptıklarıyla, söyledikleriyle ve dostluklarıyla öne çıkan ve sanat dünyasının en aykırı tiplerinden biri olarak görülen Gertrude Stein, insanları dikkatle dinler ve onları anlamaya çalışırdı. Çünkü ona göre insanların ne söylediğinden çok söyleme biçimleri önemliydi. Bir insanın bir şeyi ifade etme biçimi, onun aynı zamanda söylemediği şeylerin de bir başka ifadesiydi.

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.