Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Aşk, İhanet, Cinayet: Islak Balık



Toplam oy: 15
Alman yazar Volker Kutscher imzalı Islak Balık, dedektif Gereon Rath’ın ilk vakası. Serinin bundan başka üç kitabı daha bulunuyor. Bu da Islak Balık’ın tek bir suçun peşindeki polisin hikâyesinden ziyade, karakterin hayatının tüm yönleriyle ele alınacağı çok boyutlu bir roman olduğunun ipucu adeta. Gereon Rath’ın maceraları diziye de uyarlanmış. Babylon Berlin adıyla seyircinin beğenisine sunulan dizi, 40 milyon euroluk bütçesiyle Almanya’nın bugüne kadarki en pahalı prodüksiyonu rekorunu da eline geçirmiş.

Suçlar ne denli çeşitliyse, suç edebiyatındaki polis imgesi de o denli çeşitlidir. Yakışıklı, karizmatik, zeki, iyi, kötü, babacan, sert… Alman yazar Volker Kutscher, kitabı Islak Balık’ta adeta ihtimaller dahilindeki polis tiplerini harmanlayarak oluşturduğu son derece ortalama bir karakterin, gayet sürükleyici hikayesini anlatıyor okuyucuya; dedektif Gereon Rath.

 

Kitabın kapağında da belirtildiği gibi Islak Balık, Gereon Rath’ın ilk vakası. Serinin bundan başka üç kitabı daha bulunuyor. Tıpkı beş yüz sayfaya yaklaşan ilk kitap gibi, diğerleri de bir hayli hacimli kitaplar. Bu da Islak Balık’ın tek bir suçun peşindeki polisin hikâyesinden ziyade, karakterin hayatının tüm yönleriyle ele alınacağı çok boyutlu bir roman olduğunun ipucu adeta. Bilinmesi gereken diğer bir husus da, Gereon Rath’ın maceralarının diziye uyarlanması. Babylon Berlin adıyla seyircinin beğenisine sunulan dizi, 40 milyon euroluk bütçesiyle Almanya’nın bugüne kadarki en pahalı prodüksiyonu rekorunu da eline geçirmiş.

Karanlık bir atmosfer
Islak Balık, okurken yer yer yüzlerde tebessüm oluştursa da, tam anlamıyla “karanlık” bir roman. Kitabı bu hale getiren şey ise atmosferi. 1920’lerin sonunda geçen hikaye, trençkotları ve fötr şapkalarıyla arz-ı endam eyleyen dedektifleriyle, dönemin o puslu havasını çarpıcı şekilde gözler önüne seriyor. Serinin diğer kitaplarını henüz inceleme fırsatım olmasa da, bu ilk kitap, aynı zamanda bir “siyasi polisiye” olarak o yılların politik gündemine de bol bol yer veriyor.
Gereon Rath yirmili dokuz yaşında genç bir polis memurudur. Köln’de, cinayet bürosunda görev yaparken, talihsiz bir kaza sonucu yanlışlıkla birini vurur. Yerel gazeteler yüzünden, aklanmasına rağmen olay bir türlü soğumayınca Berlin’e tayin edilir. Fakat buradaki yeni departmanı cinayet masası değil, ahlak polisidir.
Hikaye tam da burada başlıyor. Dönemin Almanya'sı siyasi belirsizlik yüzünden bir hayli çalkantılıdır. Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra Kayzer tahttan indirilmiş, Almanya’da Weimar Cumhuriyeti kurulmuştur. Öte yandan Naziler’in iktidar yürüyüşü başlamıştır. Sovyetlerin kuruluşundan sonra pek çok çar yanlısı Almanya’ya iltica etmiştir. Hatta Stalin’le ters düşen pek çok Bolşevik de yine Almanya’da örgütlenmektedir. Tüm bu belirsizlik ortamında Berlin’in gece hayatı ise hiç olmadığı kadar uçlardadır. Gece kulüplerinde ahlaka mugayir partiler yoğun talep görmekte, ahlak polisi ise bu organizasyonlarla canla başla mücadele etmektedir.
Rath, bağlı olduğu yeni birimle bu yasadışı eğlence yerlerine baskınlara giderken ve görevine alışmaya çalışırken, yorgun bir günün ilerleyen saatlerinde, geceyarısı, kaldığı pansiyon odasının kapısı çalınır. Sarhoş bir Rus, içeriye girmek için çabalar. Rath dediklerinin tek kelimesini anlamaz. Onu göndermeye çalışsa da adam diretir. Nihayet adamı tekme tokat dışarı atar. Ertesi gün işe giderken polisin su kanalına düşen bir otomobili çıkarmakla uğraştığını görür. Otomobilin kanala kaza süsü verilerek bilerek sürüldüğü, şoförün ise kazadan daha önce öldürülüp koltuğa yerleştirildiği açıktır. Rath arabadan çıkarılan erkek cesedini ise tanımakta zorlanmaz. Bir gece evvel kapısına dayanan Rus’tur bu. Artık ahlak polisi olmasına rağmen, yeni geldiği Berlin polis departmanında, şayet bu işi çözebilirse büyük sükse yapacağının ve belki de yeniden cinayet masasına geçebileceğinin farkındadır. Bir önceki gece olanları ve adamı tanıdığını kimselere söylemez ve olayı araştırmaya koyulur.
Suça bulaşan dedektif
480 sayfalık serüven boyunca Rath’ın başı beladan kurtulmuyor. Ahlak masası operasyonlarına katılan bir polisken, kısa sürede Berlin’in yer altı dünyasından önemli isimlerle temas kurarken buluyor kendisini. Hatta işler o denli çığrından çıkıyor ki, Çarlık Rusya’sından kaçırılan tonlarca altının da, o gece kapısına dayanan ve ertesi gün ölü bulunan Rus’la alakalı olduğunu anlıyor. Tüm bu hengamede aşk yaşamayı da ihmal etmiyor. Polis sekreteri Charlotte ile çalkantılı bir ilişkiye başlıyorlar. 1 Mayıs protestolarının kanlı bir şekilde bastırılmasına şahit oluyor. Rath tarafından çözülmeyi bekleyen daha pek çok karmaşık ilişki ve olay, sayfalar ilerledikçe anlam kazanırken, yerine yenileri ekleniyor. İlk cümlelerde belirttiğim polislik vasıfları, anlatı boyunca Rath’ın sergilediği tutumla alakalı. Bazen sert polis oluyor, bazen bir iyilik meleği, kimi zamansa suça bulaşıyor ve emniyet güçlerini yanıltıyor.
Islak Balık, okuması keyifli bir kitap, ancak sürükleyicilik açısından yer yer durgunlaşıyor. Kitaptan alınan keyfi arttırmak için muhakkak ona yoğunlaşmak gerekiyor. Olay kurgusundaki düğümlerin üzerine, onlarca karakterin akılda tutulması gereken isimleri de eklenince, doğru zamanda okunması gerektiğini anlıyorsunuz. Hatta tavsiyem odur ki güneşli yaz günlerinden ziyade, karanlık kış günlerinde daha lezzetli bir okuma sunacaktır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Türkçede 2013 yılında yayımlanan Toby’nin Odası kitabıyla tanınan İngiliz yazar Pat Barker, yeni kitabı Kızların Suskunluğu ile ikinci kez Türk okurları selamlıyor. İlyada destanına yeni bir bakış getirdiği Kızların Suskunluğu, feminist yazına katkı niteliği de taşıyor.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020).

Yazarların ve sinemacıların birbirleriyle mektuplaşmalarının kitaplaşmasına aşinayız. Karantina Günlerinde Evin E-Hali de böyle bir kitap, yazışmalardan ortaya çıkmış. Ama gerekçesi fazlasıyla kendisine has. Fikir nereden ve nasıl ortaya çıktı, biraz anlatabilir misiniz?

 

Sütçü, topluluk içinde dönüp dolaşan bir dedikodunun romanı. Ortada bir gerçek yok, sadece, o gerçeğin üstüne konuşulanlar var ve bir süre sonra, toplumun tüm üyeleri, bu dedikodunun gerçek olduğu varsayımıyla hareket ediyor.

 

Polisiye tutkunları, İskandinav polisiyesinin türün içinde nasıl bir ağırlığa sahip olduğunu iyi bilirler. Özellikle son yıllarda Türkçeye kazandırılan yeni yazarlarla beraber, bu soğuk toprakların suç öykülerine olan ilgimiz gitgide artıyor. Bunlardan biri de Türkçe için kısmen yeni, fakat İskandinav polisiyesi için artık klasikleşmiş bir seri; Martin Beck.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.