Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Bütün Cepheleriyle Adaletsizlik



Toplam oy: 36
Marion de Lorme Victor Hugo’nun bir piyesi. Kitap, Cemil Meriç ve Mahmut S. Kılıççı tarafından Türkçeye çevrilmiş. 211 sayfa. Fakat kitap, bir solukta okunan cinsten. Piyes olmasının da tabii bu akıcılıkta etkisi vardır. Kitap baştan sona diyaloglardan, kısa anlatım ve tasvirlerden oluşuyor. Kitabın konusuysa: adaletsizlik. Marion de Lorme için, konusu türüne ağır gelen bir eser diyebiliriz. O yüzden dikkatli okumak, düşünerek, soluk alarak ilerlemek gerekiyor.

Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş. yüzyıl şairlerinin bir özelliğidir. Onlar şiir yazar, hikâyeye bulaşır, romanla uğraşır, deneme ve piyesleriyle de anılırlar. Mesela Türk edebiyatında Namık Kemal de öyledir. Abdülhak Hamit Tarhan, Ahmed Midhat Efendi… Örnekler çoğaltılabilir. Victor Hugo da aynı kuşaktandır. Şiirleriyle meşhurdur ama Sefiller romanı daha çok bilinir. Günümüzde denemeleri kadar piyesleri de konuşulur.

 

Marion de Lorme Victor Hugo’nun bir piyesi. Kitap, Cemil Meriç ve Mahmut S. Kılıççı tarafından Türkçeye çevrilmiş. 211 sayfa. Fakat kitap, bir solukta okunan cinsten. Piyes olmasının da tabii bu akıcılıkta etkisi vardır. Kitap baştan sona diyaloglardan ve kısa anlatım ve tasvirlerden oluşuyor. Kitabın konusuysa: adaletsizlik. Marion de Lorme için, konusu türüne ağır gelen bir eser diyebiliriz. O yüzden dikkatli okumak, düşünerek, soluk alarak ilerlemek gerekiyor. Eserde anlaşılmayacak bir yön yok. Ama piyeste Victor Hugo’nun ince esprileri belki olaydan daha önemlidir. Onları gözden kaçırmamak için gerekiyor. Eserin büyüklüğü, bu tür espri ve ayrıntılarda. Örneğin asilzade Saverny için boyunlarının vurulması asılmaktan daha iyidir: “Korktuğum yok, gücüme giden ipe çekilmek!”. Saverny gerçekten ölümden korkmuyordur, bunu da onun idamdan birkaç saat önce horul horul uyumasından anlarız. Diğer idama mahkum karakter Didier de ölümden korkmuyor, bunu da onun idamdan birkaç saat öncesinde bile ölümü değil sevdiği kadını düşünmesinden anlarız. Piyeste bu tür çokça ayrıntı vardır. Piyes sahnelendiğinde, bu tür ayrıntıları yansıtmak oyunculara düşüyor. Fakat okurken, bunları fark etmek okuyucunun dikkatine bağlı.

Konu ağır: toplumsal adaletsizlik. Piyeste bir de aşk hikâyesi var. Piyes ismini bu aşktan alır. Marion, merkez kahramanımız. Marion Paris’in çeşitli salonlarında, güzelliği ve işvesiyle şöhret bulmuş bir kadın. Daha küçük bir şehir olan Blois’e taşınır. Ve hiç de asilzade olmayan, anne ve babası belirsiz, bununla birlikte kocaman bir yüreği olan Didier’e aşık olur. Ama Marion, Didier’den geçmişini saklamak zorundadır. Saklamadığı takdirde Didier’i kaybedecektir. Çünkü sevgilisi onu “tertemiz” sanmaktadır: “Cenabıhak/ Bir melek yaratmış!.. Yoo! Kadın denemez buna!/ Alev alev tutuşan gözlerin füsununa/ Kapılmamak mümkün mü? Bu ne iffet, ne saflık!” Didier, Marion’la evlenmek istemektedir. Marion ise, canı pahasına sevdiği Didier’in evlilik teklifine geçmişte yaşadıklarından dolayı olumlu yanıt veremez. Didier bu durumu anlayamaz. Neden diye sık sık sorar. Didier ne zamanki Saverny’yle karşılaşır, o zaman Marion’un neden evlilik teklifini kabul etmediğini de öğrenme sürecine girer. Victor Hugo ülke yönetiminde gösterilen adaletsizliği, bu şekilde bireysel düzeyde görülen adaletsizlikle birlikte işler. Bunlar birbirini ortaya çıkaran durumlardır. Saverny’yle Didier’in ilişkisi de aynı adaletsiz düzenin farklı bir yönünü oluşturur.

Merkezinde toplumsal adaletsizlik var
Victor Hugo tüm bu adaletsizliklere karşı kahramanca duruşu, asil davranışı yüceltir. Saverny evet asilzadedir, alt sınıflara hor bakmaktadır. Didier’e hakaretler eder. Onu aşağılar. Düellonun sebebi de budur zaten. Kendinden de çok emindir Saverny. Düelloda şüphesiz Didier’i haklayacaktır. Fakat Didier de asilzade olabilir. Anne ve babasının kim oldukları meçhuldür çünkü. Ve beklenen olur. Düelloda Saverny ve Didier kıran kırana çarpışırlar. Düelloyu Marion önler. Saverny ölmüş taklidi yapar. Çünkü aynı toplumsal sınıfa mensup arkadaşları öyle söylemiştir. Kardinal tarafından düello yasaklandığı için, her iki taraf da ölümle cezalandırılacaktır. Saverny ölü taklidi yaparak kurtulur. Didier ise, idam edilecektir. Didier’in idam süreci, piyesin aksiyon tarafını oluşturur. Piyes bu noktadan sonra daha hızlı ilerlemeye başlar. Çünkü aslında Saverny, düello yaptığı kişinin haftalardır aradığı, kendini hırsızlardan kurtaran kişi olduğunu sonradan öğrenecektir. Victor Hugo, bu şekilde diğer tiyatro eserlerinde de gördüğümüz, ‘yanlış anlaşılmaların, ne tür büyük felaketlere yol açtığı’ yöntemini kullanır. Buna Shakespeare piyeslerinden aşinayız. Ayrıca Hugo, piyesini Shakespeare gibi nazım şeklinde yazmıştır. Uzun tiratlar, biraz da bu yüzden etkilidir.

Kral artık bir “gölge kral”dır
Piyeste bir dönemin kapanıp yeni bir dönemin açılması işlenir. Victor Hugo, XIII. Louis dönemini işler. Hugo, bir yandan krallığı tutarken, diğer yandan onu eleştirir. Tutar, çünkü krallık iyi bir yönetimdir. Eleştirir, çünkü bu dönemde krallığın hakkı verilmemektedir. Kral artık bir “gölge kral”dır. Fermanları etkisizdir. Kral, kardinalin dedikodusunu yapmakla meşguldür. Onun adaletsizliklerini gördüğü halde müdahale edememekte, düzeltememektedir. Buna karşılık kardinal, keyfine göre yönetmektedir ülkeyi. Acımasızdır, hatta zalimdir. Kardinalin adamlarında da aynı zalimlik ve düzenbazlık vardır. Hugo, “gölge kral”dan daha çok bu yeni yönetimi topa tutar. Adaletin temsilcisi yargıç Laffemas türlü oyunlar oynar. İki tarafın da ölmediği ve birbirini affettikleri düello nedeniyle iki genç adamı idam ettirmekte ısrarcıdır. Bu olaydan kendince çıkarlar da elde etmeye çalışır. Mesela tutuklattığı Didier’i kurtarmak isteyen Marion’dan faydalanır. Şahsi ihtirasları, benlik kavgaları uğruna makamını suiistimal eder.
Hugo, bir roman genişliği ve rahatlığı gerektiren, bunlar gibi daha birçok olay, duygu ve düşünceyi beş perdelik Marion de Lorme piyesinde işlemeye çalışır. Piyesin sahneleneceğini düşündüğünden olsa gerek hızlı geçişler, kısa anlatım ve diyaloglarla olayları toparlar. Konunun ağırlığı piyesle aktarılamayacak düzeyde olduğu için okuyucuda bıraktığı etki azalır. Aynı konu ve olaylar romanla anlatılsaydı daha etkileyici olabilirdi. Hiç olmazsa Hugo, felsefesini daha ayrıntılı tartışabilirdi. Yine de Marion de Lorme birçok yönden okuyucusunu farklı diyar ve zamanlara, düşünce ve duygulara taşımayı başarabilen, okunduğunda kesinlikle pişmanlık duyulmayacak, iyi bir eser. Unutmadan söyleyelim, Marion Edebiyatın hemen her dalında eser vermek, sanırım 19’uncu de Lorme “Aşk Çelengi” demekmiş

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Anahtar kelimeler: Ergani, baba, kış, soba, gaz lambası, kitap. Bu anahtarla açıyor çocuk şiirin kapısını. Dışarda kar fırtına, içerde babanın ılık sesi. Kitap okuyan ses ılıktır, hele Ali’den söz ediyorsa. Hele Ali atıyla gelip çocuğun önünde duruyorsa.

William Faulkner’ı romancı olarak biliriz. Ses ve Öfke, Döşeğimde Ölürken, Ağustos Işığı gibi benzersiz romanlarını okumuş olmak yeter bunun için. Halbuki Faulkner aynı zamanda öykücü ve şairdir. Gerçi okuduğum birkaç şiiri, şiir konusunda ısrarcı olmamasının gayet isabetli bir karar olduğunu düşündürmedi değil ama öyküleri için aynısını söyleyemem.

Çavdar Tarlasında Çocuklar romanının yazarı J. D. Salinger hakkında söylenecek çok şey var ve aynı zamanda -mükemmel bir tezat olarak- o kadar da çok şey yok.

Polisiye edebiyatın tekinsiz labirentlerinde gezerken korkudan heyecana, hüzünden şaşkınlığa pek çok duyguyu deneyimleyen okur, olayların ya da vahşetin dozu ne ölçüde artarsa artsın, kurgunun kendine ilişmeyeceğini bilmenin emniyetindedir. Bununla beraber, ilhamını gerçek hayattan alan hikâyelerin sunduğu okuma deneyimi, okuyucuda daha farklı tesirler bırakabilir.

10 Temmuz 2011… İstanbul/Balmumcu… Dünya Bülteni’ndeki ofisinde Akif Emre bir kitap uzattı… Kitap o dönem Klasik Yayınları’ndan çıkan İhsan hocanın Fuzûlî Ne Demek İstedi? kitabı... “Oku, konuşalım” dedi. Fuzûlî’nin bir şiirinin şerhini İslam düşünce geleneği içinde dolaşarak okuyordum adeta.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Editörden

Roman türü denilince aklıma hemen Lukacs’ın ünlü sözü geliyor: “Roman, tanrının bırakıp gittiği bir dünyanın destanıdır.” İlk büyük roman diyebileceğimiz Don Kişot da aslında Tanrı’nın olmadığı bir dünyanın romanıydı. Roman 18 ve 19. yüzyıllarda siyasi politik bir etki alanına sahipti. Bana kalsa siyasi politik etki alanından hiç vazgeçmedi roman.