Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Düşme Korkusu'na Düşünce



Toplam oy: 99
Öykülerin kırılma noktaları düşmek kavramıyla kuruluyor. Küçük hayatlardan büyük hikâyeler çıkaran ve bireyden hareketle toplumsal manzaralar çizen yazarın işlediği meseleler Düsme Korkusu’nda da hemen hemen aynı.

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan. Bu kitaptaki öyküler “düşmek” ve “korku” olmak üzere iki sağlam temaya dayanıyor fakat kaynağını hayat denilen kaygan zeminden alan bu öyküler için düşüş kaçınılmaz.

 

Düşme fikri ve kitabın nasıl doğduğuna dair Ağaoğlu şu cümleleri kuruyor: “Düşme Korkusu adı altında altı tane hikâye yazdım. Çünkü düşmenin çeşitli anlamları var. Saygınlığını kaybetmek var, değerini kaybetmek var. Düşmek sadece yere düşmekten ibaret değil. Bir de manevi yanı var. Bunun manevi yanını göz önünde tutarak düşme korkusunu yazmaya karar verdim. Hepsinde de hem yürümekten korkmak hem de düşme korkusu var.”

 

Yaşanan bir korkudan hareketle o duygunun peşine takılmak, bir kelimeden yola çıkıp kitap yazmak elbette zor iş. Tek kelime, tek tema, tek biçime odaklanan öyküler yazmanın yazarı sınırlandırdığını, onu dilsel ve zihinsel bir hapishaneye tıktığını düşünenler vardır elbette. Ama bu yöntem, sınırı aşabilenler için besleyici, tetikleyici, yaratıcı bir işlev de kazanabilir. Düşme Korkusu, ikinci gruptan.

 

GÖZDEN VE GÖNÜLDEN DÜŞENLER

 

Öykü evrenini düşme korkusuyla inşa eden bu kitapta ilk hikâye Yürüyüş adını taşıyor. Öyküde fiziksel bir düşmenin ardından yaşanan değişim söz konusu. Mizah yazarı Ragıp Ersal çok sevdiği yürüyüşlerinin birinde yıldırım çarpmış gibi düşer ve ne olursa bundan sonra olur. Öykünün vaka halkalarını çizerken bu düşüşü, kırılma noktası olarak ele almak mümkündür; çünkü bu düşüş karakteri baştan aşağı değiştirir, evin içinde bile yürümekten korkar hâle getirir. Hatta bu korku tüm hayatına sirayet ederek yazarın kalemini de felç eder; gözden düşen Ersal’ın yazarlık kariyeri bu düşüşlerle sona erer.

 

Zengin Adam öyküsünde düşme teması Solmaz Hanım etrafında döner. Her işini parayla halleden, saygıdeğer iş kadını imajı çizen, sırf gösteriş olsun diye hayır kurumlarına giden, vakıf toplantılarına katılan ve saygınlığını yitirmekten ölesiye korkan Solmaz’ın düşüşü de ilkin fiziksel sonra manevidir. Dernek toplantısında kürsüye çıkarken yüksek ökçeli ayakkabısı halıya takılarak yere düşmesine sebep olur; bu düşüş onu rezil eder, üstelik dostlarını da kaybeder çünkü yazar önemle belirtir: “Düşenin dostu olmaz.”

 

Kökten Değişim kültürel ve toplumsal değişimin portresini kelimeler üzerinden çizen bir öykü. Arapça, Osmanlıca, Eski Türkçe okunan dönemde okur-yazar aydın olarak bilinen baba, ertesi gün gençlerin önünde cahil kalır, ilmi olarak gözden düşer. Ağaoğlu bu öyküde Osmanlı- Cumhuriyet, eski dil-yeni dil karşılaştırmasını baba-oğul, konakapartman üzerinden yapar ve yaşanan sosyal değişimi kelimelerdeki kültürel kodlar aracılığıyla ele alır.

 

Orta Sınıf öyküsünde bu sefer bir çiftin birbirine düşüşü konu edilir ancak bu düşüş önce aşk ile başlarken çiftlerin birbirine düşmesiyle son bulur. Severek evlenen çiftin aşkı biter, devreye geçim sıkıntısı girer ve güzel duygular nefrete dönüşür. Para, geçim, evlilik, kavga, kadına şiddet gibi yan temaların işlendiği öyküde gündelik kesitlerden hareketle toplumsal hayata ve dönemin sosyal dokusuna ışık tutmak mümkündür.

 

DİLİ SU GİBİ DURU

 

Öykülerin kırılma noktaları düşmek kavramıyla kuruluyor. Küçük hayatlardan büyük hikâyeler çıkaran ve bireyden hareketle toplumsal manzaralar çizen yazarın işlediği meseleler Düşme Korkusu’nda da hemen hemen aynı. Yazar, kurgu ve olaydan ziyade karakter çözümlemelerine ağırlık veriyor ve öykünün atmosferini bu yolla oluşturuyor. Hatta kimi zaman bu öteleyiş kurgusal boşluklara neden oluyor, vaka halkaları çok hızlı değiştiğinden zamansal kopukluklar ve sağlamlaştırılmamış neden-sonuç ilişkileri anlatımı sekteye uğratabiliyor. Ayrıca, kısacık bir paragrafta bile en az dört-beş zaman kipini art arda kullanmak anlatımdaki ritmi kesip dilsel ve zihinsel bir dağınıklığa sebep oluyor. Buna rağmen Ağaoğlu’nun kullandığı dil su gibi duru. Öykülerde mizahi bir anlatım görülse de edebi sanatlar, uzun cümleler, aforizmalar yok denecek kadar az. En çok dikkat çeken şey ise yazarın düşmek ile ilgili deyimlere, söz kalıplarına ve atasözlerine bilhassa yer vermesi. Düşmek sadece tematik değil, dilsel açıdan da öykünün merkezine oturmuş durumda. Yere düşmek, bir yerden düşmek, kendini düşürmek, itibardan düşmek, gözden düşmek, içine düşmek, birbirine düşmek, garip hallere düşmek, kendi düşen ağlamaz, düşenin dostu olmaz, düşmez kalkmaz bir Allah… Bunlardan sadece birkaçı. Düşmek kelimesinin kullanım ve çağrışım zenginliğiyle ilgili olarak Türkçenin Sırları’nda da geçen Kelimelerin Tadı adlı bölüm, bu kitapla birlikte mutlaka okunmalı.

 

Adalet Ağaoğlu, 89 yaşında ve hâlâ yazıyor; kalemi ölene dek elinden düşmesin ve gördüğü “düş” daha da uzun olsun diyerek…

 

 

DÜŞME KORKUSU
Adalet Ağaoğlu

EVEREST YAYINLARI 2018

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neil Gaiman’ın çağımızın hikâye anlatıcıları için bir tür süperstar olduğunu söylemek sanıyorum yanlış olmaz. En azından konu fantastik kurgu olduğunda türün pek çok gediklisi bu tanıma itiraz etmeyecektir.

Hollandalı Rönesans ressamı Pieter Bruegel; hayatı boyunca yer yer karanlık, düşündürücü ve etkileyici işleriyle öne çıkan, sanat tarihinde oldukça önemli yer edinmiş, usta diye addedilen bir isim. Çalışmaları arasında, zamanın ve mekânın ötesine geçen, günümüzde hâlâ adından söz ettiren birçok resim var ve bunlar edebiyattan sinemaya birçok eserin de esin kaynağı oldu.

 

“Velhasıl, diyeceğim o ki Tanrı’nın oğlunun ete kemiğe bürünmesindeki bereketin üstünden bin üç yüz kırk sekiz sene geçtikten sonra, İtalya’nın diğer tüm güzelliklerini gölgesinde bırakan muhteşem Floransa’ya ölümcül veba çıkageldi.”

 

Connell fakir bir genç. Üstelik annesi hoşlandığı kadının, Marianne’in evinde çalışıyor. Connell’ın Marianne’le ilişkisi, Connell’ın kendi kendine koyduğu yasaklarla sınırlandırılmış durumda; çünkü Connell,–Y kuşağının asla izlemediği– olasılıkla ailesinin evinde rastladığı, soap-opera’lardan gördüğü kahramanlardan öğrendiklerini tekrarlıyor.

“Her yerde olduğu gibi Fransa’da da bir artistin eserleri Bila kaydü şart hürmet görmesi için vefat etmiş olması lazımdır” diyor Fikret Mualla, Semiha Berksoy’a yazdığı bir mektupta.

 

Kulis

Ekrem Demirli: ''Kuşeyri, ilahi kitaba 'Sevgilinin Mektubu' gibi bakıyordu''

ŞahaneBirKitap

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Editörden

Deniz denildiğinde aklıma hep Küçük Kara Balık geliyor. Üstelik, Samed Behrengi’nin bu hüzünlü küçük öyküsü, yosunlarla kaplı bir kayadan göllere dökülen, oradan da nehir nehir denize açılan bir öyküdür. Elbette denizden daha fazlasını anlatır. Yine de büyük denizi özleyen küçük bir balık imgesi, insanın dünyadaki yolculuğunu anlatmada bana hep eşsiz bir metafor olarak görünmüştür.