Ferit Edgü'nün kırpıntı metinleri | www.sabitfikir.com
Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Ferit Edgü'nün kırpıntı metinleri



Toplam oy: 34
Her bakımdan "özel" bir kitapla karşı karşıyayız...

Ferit Edgü'nün Kazâ Sözleri ve Öteki Metinler'i, Kırmızı Kedi'nin "888" nüsha serisi içinde yayımlandı. Bu seriden Edgü'nün kitabı dışında bir de Enis Batur'un Endişe Yengeçleri adlı eseri çıktı. Özel bir tasarımla ve 888 adet yayımlanan bu kitapların başka bir baskılarının yapılmayacağına dair bir ibare de kitapların sonuna eklenmiş. Her bakımdan "özel" (hatta Edgü'nün kitabından ilhamla "öz-el" mi demeliyiz) kitaplarla karşı karşıyayız.


Ferit Edgü, "BİRKAÇ SÖZCÜK"te bizi şöyle karşılıyor: "Bu kitabın içindeki tüm 'kırpıntı metinler' bir kazâdan doğdu. Hangi kazâdan, anımsamıyorum. Değişik dönemlerde, değişik yerlerde, değişik defterlere karalanmış bu sözcükler yığınını, 2005'e doğru, Bülent Erkmen'in dostça önerisiyle 'kitaplaştırmaya' başladık. Sanırım, benim sözcüklerimden çok, Bülent'in yaratısıydı söz konusu olan. Çünkü her bir kitap 'bilgisayar çıkışıyla' yalnızca 41 adet yayımlanıyordu. Tümü numaralanmış ve imzalanmış olarak. Bu serüven bir süre devam etti: yedi ya da sekiz kitap. Sonunda, Bülent değil, ben yoruldum; kestik. Bir kazâ sonucu doğan bu kırpıntılardan dördü, onları anımsayan dostum Enis Batur'un sayesinde, elinizdeki bu gerçek kitaba dönüştü. Hepsi bu."

 



Bir kazâ'dan geriye kalan bu kitap:
KAR
KAPKARA adı altında yirmi beş "Hecelemeler" ile başlıyor. Çoğu zaman bölündükleri heceden ayrı, birleşik ve bağımsız anlamlarla kurulan bu hecelemelerde anlamın farklılıklarına göndermeler yapılıyor:
"Göz yaş-
ları şiş
eler
silen de el-
silen de el"

Kimi zaman da heceler, sesin akislerine dönüşüyorlar.

"Hey bu yol-
da yalnız yürü-
yen şey

karşı-
dan dan dan
gelen de
en de en de
sen
giden de"

Bazen de bu hecelere görsellik yerleştiriliyor:
"Bir sol-
uk yaş-
ama"

İkinci bölüm "GÖRÜNTÜLER" adını taşıyor. Bu bölümde çocuklar, yoksullar, işçiler, kadınlar, anlık görüntüler ve hayvanlar kelimelerle belirli bir anda tıpkı fotoğrafları çekiliyormuşçasına, tam o andaki hikayeleriyle anlatılıyorlar:
"Balkonda akşam çayı.
Hasır koltuklar. Hasır masa üzerinde
gülkurusu pembe, işlemeli keten örtü.
Beyaz önlüğüyle, çay tepsisini getiren
evlâtlık. Limoge çay fincanları. Küçük
halkalar. Kurabiyeler. Küçük poğaçalar.
Kaşarlı simitler. Gül, çiçek ve vişne
reçelleri. Tüm bunlara bakan büyük hanım.
Tüm bunlara bakan büyük hanıma bakan
misafir hanım.
Kimsenin bakmadığı evlatlık ve yerde
debelenen üç çocuk (İki erkek bir kız)."


"PUSULALAR" başlık üçüncü bölüm, bir temizlikçi kadının sesinden, pusulalar bıraktığı, evini temizlediği Memet abi'nin hayatının ve aralarındaki ilişkinin bize aktarılmasından oluşuyor:
"Memet abi dolaptaki sütün tarihi geçmiş
içme ölürsün" ile başlayıp:
"Ah Memet abi ah
gene görüşürüz gün ola harman ola" ile biten bir pusulalar tarihi aynı zamanda.


(Devamı var) başlıklı son bölümde “KAZÂ SÖZLERİ” var. Aforizmalardan yazarlara, eserlere sözlere doğru birer kırpıntı halinde bu metinler.


Ferit Edgü'nün kitabı, birçok "magnet"in farklı şekillerde bir araya getirilebilecek hallerini anımsatıyor. Her bir yeniden karşılaşmada farklı bütünleri meydana getirecek "bütün"ler bunlar.

 

 

 


 

 

Görsel: Seda Mit

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstanbul tarihçiler, edebiyatçılar, gezginler için bulunmaz bir kaynak. Hakkında yazılanlar, söylenenler ve hatta uydurulanlarla birçok esere ilham veren bir kent. Gerçi sadece “kent” kavramı İstanbul'u karşılamaya yetmiyor; şehir, kent, mekan, medeniyet vb birçok kelime İstanbul söz konusu olduğunda aklımıza gelenlerden.

Macar yazar Gábor T. Szántó’nun romanı Kafka’nın Kedileri, anlatıcımızın üniversitedeki ofisine beklenmedik bir ziyaretçinin, “80 yaşlarında, sakalları karmakarışık, siyah ceketli bir Yahudi”nin girmesiyle başlıyor.

Çok satma kaygısı taşıyan romanların bazı ortak özellikleri var; bunlardan ilki, en basmakalıp haliyle söylersek, okurunun keyifli zaman geçirmesine imkan tanıması. Keyif öznel bir kavram olduğundan, burada biraz duralım.

Aşk, bitimsiz sorularıyla çözülemeyen bir esrar gibi. Öte yandan hakkıyla da konuşulmaz. Ya abartılı bir şekilde kalpler, güller, nasihatler havada uçuşur ya da dudak bükülür, hasır altı edilir. Ama öyle ya da böyle, hep gündemdedir aşk; görmezden gelinmesi bile popülerliğindendir.

İnsanın doğadan gitgide uzaklaşarak mahkum olduğu modern yaşamı hedef alan, o modern yaşamın mağduru bireyi merkeze koyup onu yiyip bitiren sisteme hunharca saldıran ve nihayetinde kahramanımızı doğayla buluşturan neredeyse bütün hikayeleri seviyoruz.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.