Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Georges Perec ve Ücret Artışı Talebinde Bulunmak



Toplam oy: 1219

Georges Perec, zor hedeflerin ve çelişkilerin yazarı olarak bilinir. Fransızca'nın en sık kullanılan harfi E'yi hiç kullanmadan üç yüz sayfalık bir roman yazmak, bu zor hedeflerden biridir ve o bunu büyük bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Yaşam Kullanma Kılavuzu gibi iddialı bir adı olan geniş kapsamlı bir roman yazmaya girişmek de ancak ondan beklenebilecek bir cesaret örneğidir. Perec bu zor hedefini de dahiyane bir biçimde gerçekleştirilmiş, olağanüstü zengin hikayelerle ördüğü bu büyük roman, yayınlandığı günden itibaren tüm dünyada büyük ilgi ve hayranlıkla karşılanmıştır. Bir çok okurun Yaşam Kullanma Kılavuzu'nun olağanüstü yazarı olarak tanıdığı ve hemen hemen bütün eserleri dünyanın bir çok dillerine olduğu gibi Türkçeye de çevrilmiş olan Georges Perec'in yayınlanan son eseri de geçtiğimiz aylarda İmge Kitabevi Yayınları tarafından yayınlandı.

Ölümünden sonra notları arasında bulunan ve son yazdığı değil ama son yayınlanan kitabı olan Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi, hem tüm dünyadaki hem de Türkiye'deki Perec hayranları için büyük bir sürpriz oldu.

Kitabın Almanya'da “en çarpıcı kitap ismi” ödülüne de aday gösterilen ismi ilk anda bir kişisel gelişim kitabı izlenimi verse de, içeriği bambaşkadır. Kitap böyle bir kitap olmaktan son derece uzaktır. Belki de, tam da o tür kitapların bir parodisi olduğu söylenebillir. Gerçekten patronundan zam koparmak isteyenlerin okuduğunda hayal kırıklığına uğrayacağı, ama hakiki bir edebiyat okurunun büyük bir keyifle okuyacağı, fiziki boyutları küçük bir kitaptır bu.
Kitabın bütün içeriği aslında başlıkta söylenmiştir. Metnin tamamı tek bir cümleden oluşur; büyük harf dahil hiçbir imla işaretinin kullanılmadığı sayfalar boyunca durup nefes alınacak bir yer dahi yoktur. Her seferinde yeni bir biçim alır gibi görünse de mütemadiyen ve bilinçli olarak yapılan tekrarlar giderek boğucu hale gelir ve örneğine ancak Kafka’da rastlanabilecek bürokratik bir anafora dönüşür. Ama bir yandan da komik ve eğlencelidir... ve hüzünlüdür.

Bütün bu tekrarlar aslında çalışma hayatının, adına büro denen canavarın temel işleyiş biçimidir. Ücret artışı talebinde bulunmak için şefiyle görüşmek isteyen kahraman, defalarca sekreterle çene çalmak ya da koridorda bir ileri bir geri gidip gelmek durumundadır. Sekreterin nasıl bir gece geçirdiğinden, şefin o an nasıl bir ruh hali olduğuna varıncaya kadar birçok değişkene bağlı olan şey, zam hayalinin gerçekleşmesi, giderek absürdleşen bir döngü içinde önemini tamamen kaybeder. Bu haliyle Sysiphos'un o bitmek bilmeyen ve aslında hiçbir yere varmayan, tek edefi kahramanı sonsuz bir cezaya çarptımak olan hikayesinin modern bir versiyonu gibi de okunabilecek olan kitabı bitirip kapağını kapattığımızda, bir yandan gerçek bir edebiyat şöleni yaşadığımızı hissederken bir yandan da o cümlenin yine sürekli değişerek kafamızın içinde dönüp durduğunu fark ederiz. Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi ile Perec bir anlamda küçük bir edebiyat değirmeni yaratmıştır. Bu yanıyla da kitap, hem okur ve muhtemelen hem de yazar için benzersiz bir edebiyat deneyimi olmuştur.

Bu kitabında da Perec çok sevdiği biçimsel deneylerden birini daha gerçekleştirmiştir. Bu sefer bir bulmaca yaratmamış, ama geniş kapsamlı bir organigram kullanarak karmaşık bir labirent yaratmıştır. Konusu, kitabın başlığıyla hemen hemen özdeş olan  ve bir şema olarak kitabın başına da konulan bu organigram, Perec’in bir arkadaşı olan araştırmacı Jacques Perriaud tarafından tasarlanmış, Perec tarafından işlenip geliştirilmiştir. Belli bir tema etrafında oluşan bütün olasılıkları sonsuz yinelemelerle ironik bir groteske dönüştüren Perec, metin ilerledikçe, aslında sürekli seslendiği okuru esas kahraman haline getirir. Labirentte dolaşan ve bir çıkış yolu arayan kahraman, okurun ta kendisidir. Böylece Perec kendi oyununa okuru da dahil eder. Çünkü oyun oynamaktan haz alır. Çünkü o, hayata ancak bu oyunlarla karşı koyabilmiştir.

Ancak onun edebiyatı sadece bu biçimsel oyunlarla sınırlı değildir. Asıl etkiyi, sesine sinmiş olan derin melankoli yaratır. Perec, okuru zekasıyla güldürür, parlak buluşlarıyla şaşırtır ve hüznüyle duygulandırır. Daha dört yaşındayken, savaşa gönüllü katılan babasını, yedi yaşındayken de Naziler tarafından Auschwitz’de öldürülen annesini kaybeden Perec’in, mutsuz geçirdiği çocukluk yıllarında içine işleyen acılar, o ne yaparsa yapsın, hangi çatlağı kapatmaya uğraşırsa uğraşsın metninin dışına sızar ve okura bulaşır.

Perec hemen hemen bütün eserlerinde en az iki katmanlı bir oyun oynar. Sadece içerik kurgulanmaz onun romanlarında, biçim de kurgulanır. Belki bu yüzden, gerçek tadını alabilmek için Perec’i en az iki kere okumak gerekir. Hatta, Harry Rowohlt’un dediği gibi, belki de “yılda en az bir kere okumak” gerekir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.