Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Georges Perec ve Ücret Artışı Talebinde Bulunmak



Toplam oy: 57

Georges Perec, zor hedeflerin ve çelişkilerin yazarı olarak bilinir. Fransızca'nın en sık kullanılan harfi E'yi hiç kullanmadan üç yüz sayfalık bir roman yazmak, bu zor hedeflerden biridir ve o bunu büyük bir başarıyla gerçekleştirmiştir. Yaşam Kullanma Kılavuzu gibi iddialı bir adı olan geniş kapsamlı bir roman yazmaya girişmek de ancak ondan beklenebilecek bir cesaret örneğidir. Perec bu zor hedefini de dahiyane bir biçimde gerçekleştirilmiş, olağanüstü zengin hikayelerle ördüğü bu büyük roman, yayınlandığı günden itibaren tüm dünyada büyük ilgi ve hayranlıkla karşılanmıştır. Bir çok okurun Yaşam Kullanma Kılavuzu'nun olağanüstü yazarı olarak tanıdığı ve hemen hemen bütün eserleri dünyanın bir çok dillerine olduğu gibi Türkçeye de çevrilmiş olan Georges Perec'in yayınlanan son eseri de geçtiğimiz aylarda İmge Kitabevi Yayınları tarafından yayınlandı.

Ölümünden sonra notları arasında bulunan ve son yazdığı değil ama son yayınlanan kitabı olan Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi, hem tüm dünyadaki hem de Türkiye'deki Perec hayranları için büyük bir sürpriz oldu.

Kitabın Almanya'da “en çarpıcı kitap ismi” ödülüne de aday gösterilen ismi ilk anda bir kişisel gelişim kitabı izlenimi verse de, içeriği bambaşkadır. Kitap böyle bir kitap olmaktan son derece uzaktır. Belki de, tam da o tür kitapların bir parodisi olduğu söylenebillir. Gerçekten patronundan zam koparmak isteyenlerin okuduğunda hayal kırıklığına uğrayacağı, ama hakiki bir edebiyat okurunun büyük bir keyifle okuyacağı, fiziki boyutları küçük bir kitaptır bu.
Kitabın bütün içeriği aslında başlıkta söylenmiştir. Metnin tamamı tek bir cümleden oluşur; büyük harf dahil hiçbir imla işaretinin kullanılmadığı sayfalar boyunca durup nefes alınacak bir yer dahi yoktur. Her seferinde yeni bir biçim alır gibi görünse de mütemadiyen ve bilinçli olarak yapılan tekrarlar giderek boğucu hale gelir ve örneğine ancak Kafka’da rastlanabilecek bürokratik bir anafora dönüşür. Ama bir yandan da komik ve eğlencelidir... ve hüzünlüdür.

Bütün bu tekrarlar aslında çalışma hayatının, adına büro denen canavarın temel işleyiş biçimidir. Ücret artışı talebinde bulunmak için şefiyle görüşmek isteyen kahraman, defalarca sekreterle çene çalmak ya da koridorda bir ileri bir geri gidip gelmek durumundadır. Sekreterin nasıl bir gece geçirdiğinden, şefin o an nasıl bir ruh hali olduğuna varıncaya kadar birçok değişkene bağlı olan şey, zam hayalinin gerçekleşmesi, giderek absürdleşen bir döngü içinde önemini tamamen kaybeder. Bu haliyle Sysiphos'un o bitmek bilmeyen ve aslında hiçbir yere varmayan, tek edefi kahramanı sonsuz bir cezaya çarptımak olan hikayesinin modern bir versiyonu gibi de okunabilecek olan kitabı bitirip kapağını kapattığımızda, bir yandan gerçek bir edebiyat şöleni yaşadığımızı hissederken bir yandan da o cümlenin yine sürekli değişerek kafamızın içinde dönüp durduğunu fark ederiz. Ücret Artışı Talebinde Bulunmak İçin Servis Şefine Yanaşma Sanatı ve Biçimi ile Perec bir anlamda küçük bir edebiyat değirmeni yaratmıştır. Bu yanıyla da kitap, hem okur ve muhtemelen hem de yazar için benzersiz bir edebiyat deneyimi olmuştur.

Bu kitabında da Perec çok sevdiği biçimsel deneylerden birini daha gerçekleştirmiştir. Bu sefer bir bulmaca yaratmamış, ama geniş kapsamlı bir organigram kullanarak karmaşık bir labirent yaratmıştır. Konusu, kitabın başlığıyla hemen hemen özdeş olan  ve bir şema olarak kitabın başına da konulan bu organigram, Perec’in bir arkadaşı olan araştırmacı Jacques Perriaud tarafından tasarlanmış, Perec tarafından işlenip geliştirilmiştir. Belli bir tema etrafında oluşan bütün olasılıkları sonsuz yinelemelerle ironik bir groteske dönüştüren Perec, metin ilerledikçe, aslında sürekli seslendiği okuru esas kahraman haline getirir. Labirentte dolaşan ve bir çıkış yolu arayan kahraman, okurun ta kendisidir. Böylece Perec kendi oyununa okuru da dahil eder. Çünkü oyun oynamaktan haz alır. Çünkü o, hayata ancak bu oyunlarla karşı koyabilmiştir.

Ancak onun edebiyatı sadece bu biçimsel oyunlarla sınırlı değildir. Asıl etkiyi, sesine sinmiş olan derin melankoli yaratır. Perec, okuru zekasıyla güldürür, parlak buluşlarıyla şaşırtır ve hüznüyle duygulandırır. Daha dört yaşındayken, savaşa gönüllü katılan babasını, yedi yaşındayken de Naziler tarafından Auschwitz’de öldürülen annesini kaybeden Perec’in, mutsuz geçirdiği çocukluk yıllarında içine işleyen acılar, o ne yaparsa yapsın, hangi çatlağı kapatmaya uğraşırsa uğraşsın metninin dışına sızar ve okura bulaşır.

Perec hemen hemen bütün eserlerinde en az iki katmanlı bir oyun oynar. Sadece içerik kurgulanmaz onun romanlarında, biçim de kurgulanır. Belki bu yüzden, gerçek tadını alabilmek için Perec’i en az iki kere okumak gerekir. Hatta, Harry Rowohlt’un dediği gibi, belki de “yılda en az bir kere okumak” gerekir.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

George Ritzer’ın üniversite öğrencilerine hazırlanmış ders kitabı niteliğindeki çalışması ‘Küresel Dünya’, dipnot ve alıntıların içinde kaybolmadan, ‘küreselleşmenin temel niteliklerini’ gözden kaçırmadan, güncel veri ve gözlemleri es geçmeden ‘toptan’ bir inceleme sunuyor. 

On dört yaşındaydım ve hayat, bir deniz yatağında uyumamı emrediyordu. Oysa deniz yatağı, altında deniz olmadan bir çakıl çuvalına benzer. Uyutmaz. Uyutsa da gördüğün rüyayı hatırlatmaz. Latin alfabesini doğduktan ancak dokuz yıl sonra öğrenebilmiş bir çocuğa, eline tesadüfen geçmiş bir romanı okutmaktan başka bir halta yaramaz.

 

Meksikalı Juan Rulfo, yaşadığı kadar yazan biri değil ne yazık ki. Fakat onun, kaleme aldığı az sayıdaki yapıtıyla pek çok ismi etkilediğini söylemek lazım. Ülkesi Meksika ve Latin Amerika edebiyatının önemli isimlerinden olan Rulfo'nun tek romanı Pedro Paramo.

 

Heinrich Böll’ün Can Yayınları’ndan çıkan öykü kitabı, duyguları alt üst eden, insan elinden çıkma vahşetin sahici korkunçluğuyla bir kere daha yüzleştiren, can yakan bir kefaret öyküleri seçkisi.

 "Biz kendimizi, kendi köyümüz dışındaki her yerde rahat sayan huzursuz insanlarız.” Cesare Pavese.

   

Hem ruhsal hem de edebi olarak yüzyıllara yayılan o kadar güçlü bir hikâye ki onunki, aslında yazarına da fazlaca söz bırakmıyor.

Yunus Emre kimdir? Ya da şöyle sorayım, bizim Yunus’u bilmeyen var mıdır? Hepimiz biliriz onu, en mühimi de severiz, hem de çok severiz... Niyesi belli, çünkü Yunus’uzdur hepimiz. Kendini Anadolu’da yeniden yaratmış Türk insanının bizzat özüdür o. 13. yüzyıl Anadolusu’nda yaşamış bu derviş, bu şair, bulduklarıyla değil aradıklarıyla, büyük arayışıyla ve çilesiyle temsil eder bizi.

Söyleşi

RIZA KIRAÇ'LA SÖYLEŞİ: "Türkiye'de dair paranoyak bir hikâye anlatmaktı amacım..."

 

AYCAN AŞKIM SAROĞLU

 


ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun