Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gören ve anlatan bir bilge



Toplam oy: 89
Kamil Erdem
Sel Yayıncılık
İnsana, insanın dünyadaki şu bitmez çabalayışına, teslim oluşuna, vazgeçişine ya da tam tersi direnişine dair tavırları, duyuşları, sezişleri ifade etmekteki becerisi, Erdem'i bir filozof-yazara çeviriyor.

Kâmil Erdem, iki yıl önce yayımlanan ilk öykü kitabı Şu Yağmur Bir Yağsa ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bunun ilk nedeni, yetmişli yaşlarında öyküye geri dönen birinin kaleminden çıkmış olmasıydı. Ancak öyküleri okuduğumuzda, Türk edebiyatını bunca yıl kendinden mahrum ettiği için hayıflanmıştık. Nihayet, bu sefer çok fazla beklemeden Erdem'in ikinci öykü kitabı Bir Kırık Segâh ile buluştuk.


Kâmil Erdem kurduğu öykü evreni, üslubu, dile hâkimiyeti ve dil zevki ile öne çıktığı kadar, Şule Gürbüz okurlarının pek lezzet aldığı uzaktan, naif ama hâkimane söyleyiş tarzı ile de dikkat çekiyor. İnsana, insanın dünyadaki şu bitmez çabalayışına, teslim oluşuna, vazgeçişine ya da tam tersi direnişine dair tavırları, duyuşları, sezişleri ifade etmekteki becerisi, Erdem'i bir filozof-yazara çeviriyor. Handiyse öyküler, tüm o kurgu, karakterler ve olaylar, aslında anlatılmak istenen insanlık halinin fonuna, bir araca dönüşüyor. Öykü karakterlerinin duygu ve fikir dünyaları derinden, sarsıcı ve etkileyici bir şekilde okura aktarılarak sizi çepeçevre sarıyor. Bununla birlikte, anlatılan “o insan”ın hikayesi ile öykünün kurgusu ahenkli bir bütünlük içinde, doğal bir birliktelik içinde veriliyor. Öyküleri güçlü yapan tam da bu durum. Örneğin bir öykü, bir fikirden, bir dertten, yazarın şahit olduğu veya tahayyül ettiği sarsıcı bir durumdan, andan yola çıkar. Öykünün özüdür o. Bazı öykülerin o derdi anlatmaya nefesi yetmez, güç yetiremez, havada kalır. Tam tersinin olduğu da vakidir. Yazarımız tam bir kalem sahibidir ama anlatacak bir meselesi yoktur, sayfalarca hüner gösterir durur, şaşalarsınız ama öykü sona erdiğinde o hünerden alınan keyif de anında kesilir. Uzun süreli bir etki bırakamaz. Kâmil Erdem'de, bu iki yeteneğin birlikteliğini görebilirsiniz: maharetli bir anlatıcı ve dünyanın tüm hallerini görmüş bir bilge.


Kâmil Erdem'in diğer bir hususiyeti ise, artık pek göremediğimiz için gözlerimizin aradığı, bulunca da nasıl sevineceğimizi şaşırdığımız, geleneksel kültüre göndermeler yapıyor oluşu. Türk kültürünü oluşturan deyimler, kitaplar, dini referanslar ve beyitler gibi unsurlar, anlatının içinde tam bir doğallıkla yerlerini alıyorlar. Nitekim güncel Avrupa veya Amerika edebiyatından bir yazarı okuduğunuzda, kendi kültürüne göndermeler yaptığını, ortak ve paylaşılan bir geçmişe referans verdiğini görürsünüz. Mitoloji, halk hikayeleri ya da Hıristiyanlık göndermeleri olabilir bunlar. Çağdaş Türk edebiyatı ise Korkut Atalara, Kel Oğlanlara, Deli Dumrullara, menkıbelere ya da halk ozanlarına, deyişlere, gazellere pek uzak pek sağır. Ancak Kâmil Erdem'in öyküleri bu kültürel referansların edebiyatımızda nasıl yeniden üretilebileceğini gösterebilir.


Son olarak, Kâmil Erdem'in dilinden söz edelim. Kısa ve yalnız durum bildiren cümlelerin ağır ritmiyle başlayıp, dallanıp budaklanan, uzayıp kısalan, giriftleşen ve hızlanan, derinleşen bir dil kullanıyor Erdem. Kamera olan göz, akıl olan göze dönüştüğünde, dilin ve ifadenin lezzeti yıllar sonra dahi hatırda kalacak bir tat bırakıyor.Bu tercihin bir handikabı olarak yer yer hızlanan ritim, dilin ağırlığı altında kalarak aksayabiliyor ancak bu durum sahih okuru pes ettiremeyecektir.

 

 


 

Görsel: Alpay Aksayar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.