Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Gören ve anlatan bir bilge



Toplam oy: 202
Kamil Erdem
Sel Yayıncılık
İnsana, insanın dünyadaki şu bitmez çabalayışına, teslim oluşuna, vazgeçişine ya da tam tersi direnişine dair tavırları, duyuşları, sezişleri ifade etmekteki becerisi, Erdem'i bir filozof-yazara çeviriyor.

Kâmil Erdem, iki yıl önce yayımlanan ilk öykü kitabı Şu Yağmur Bir Yağsa ile dikkatleri üzerine çekmişti. Bunun ilk nedeni, yetmişli yaşlarında öyküye geri dönen birinin kaleminden çıkmış olmasıydı. Ancak öyküleri okuduğumuzda, Türk edebiyatını bunca yıl kendinden mahrum ettiği için hayıflanmıştık. Nihayet, bu sefer çok fazla beklemeden Erdem'in ikinci öykü kitabı Bir Kırık Segâh ile buluştuk.


Kâmil Erdem kurduğu öykü evreni, üslubu, dile hâkimiyeti ve dil zevki ile öne çıktığı kadar, Şule Gürbüz okurlarının pek lezzet aldığı uzaktan, naif ama hâkimane söyleyiş tarzı ile de dikkat çekiyor. İnsana, insanın dünyadaki şu bitmez çabalayışına, teslim oluşuna, vazgeçişine ya da tam tersi direnişine dair tavırları, duyuşları, sezişleri ifade etmekteki becerisi, Erdem'i bir filozof-yazara çeviriyor. Handiyse öyküler, tüm o kurgu, karakterler ve olaylar, aslında anlatılmak istenen insanlık halinin fonuna, bir araca dönüşüyor. Öykü karakterlerinin duygu ve fikir dünyaları derinden, sarsıcı ve etkileyici bir şekilde okura aktarılarak sizi çepeçevre sarıyor. Bununla birlikte, anlatılan “o insan”ın hikayesi ile öykünün kurgusu ahenkli bir bütünlük içinde, doğal bir birliktelik içinde veriliyor. Öyküleri güçlü yapan tam da bu durum. Örneğin bir öykü, bir fikirden, bir dertten, yazarın şahit olduğu veya tahayyül ettiği sarsıcı bir durumdan, andan yola çıkar. Öykünün özüdür o. Bazı öykülerin o derdi anlatmaya nefesi yetmez, güç yetiremez, havada kalır. Tam tersinin olduğu da vakidir. Yazarımız tam bir kalem sahibidir ama anlatacak bir meselesi yoktur, sayfalarca hüner gösterir durur, şaşalarsınız ama öykü sona erdiğinde o hünerden alınan keyif de anında kesilir. Uzun süreli bir etki bırakamaz. Kâmil Erdem'de, bu iki yeteneğin birlikteliğini görebilirsiniz: maharetli bir anlatıcı ve dünyanın tüm hallerini görmüş bir bilge.


Kâmil Erdem'in diğer bir hususiyeti ise, artık pek göremediğimiz için gözlerimizin aradığı, bulunca da nasıl sevineceğimizi şaşırdığımız, geleneksel kültüre göndermeler yapıyor oluşu. Türk kültürünü oluşturan deyimler, kitaplar, dini referanslar ve beyitler gibi unsurlar, anlatının içinde tam bir doğallıkla yerlerini alıyorlar. Nitekim güncel Avrupa veya Amerika edebiyatından bir yazarı okuduğunuzda, kendi kültürüne göndermeler yaptığını, ortak ve paylaşılan bir geçmişe referans verdiğini görürsünüz. Mitoloji, halk hikayeleri ya da Hıristiyanlık göndermeleri olabilir bunlar. Çağdaş Türk edebiyatı ise Korkut Atalara, Kel Oğlanlara, Deli Dumrullara, menkıbelere ya da halk ozanlarına, deyişlere, gazellere pek uzak pek sağır. Ancak Kâmil Erdem'in öyküleri bu kültürel referansların edebiyatımızda nasıl yeniden üretilebileceğini gösterebilir.


Son olarak, Kâmil Erdem'in dilinden söz edelim. Kısa ve yalnız durum bildiren cümlelerin ağır ritmiyle başlayıp, dallanıp budaklanan, uzayıp kısalan, giriftleşen ve hızlanan, derinleşen bir dil kullanıyor Erdem. Kamera olan göz, akıl olan göze dönüştüğünde, dilin ve ifadenin lezzeti yıllar sonra dahi hatırda kalacak bir tat bırakıyor.Bu tercihin bir handikabı olarak yer yer hızlanan ritim, dilin ağırlığı altında kalarak aksayabiliyor ancak bu durum sahih okuru pes ettiremeyecektir.

 

 


 

Görsel: Alpay Aksayar

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Kan İzlerinin Peşinde, 2016 yılında önce Man Booker ödülüne aday gösterilmiş, sonraysa ödülün finalistleri arasına kalmıştı. Man Booker ödüllerinde bir polisiye-gizem romanının finale kalmasına pek sık rastlanmıyor; küçük bir yayınevinden çıkan bu polisiye, o dönem insanları bir hayli şaşırtmış ve merak uyandırmıştı.

 

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.