Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Hayatı olduğu gibi kucaklamak



Toplam oy: 718
Yu Hua // Çev. Bahar Kılıç
Jaguar Kitap
Yaşamak, türlü duyguyla yüklü, Yu Hua’nın hayran kaldığım hikayeciliğiyle zirveye tırmanan nadir bir eser.

Jaguar, bir başyapıtla daha tanıştırdı bizi: Çağdaş Çin edebiyatının önemli yazarlarından Yu Hua’nın, basıldığı yıl Çin’de yasaklanan ve ardından dünyada büyük bir karşılık bulan, çok sayıda dile çevrilmiş, ayrıca bir filme de konu olmuş, tartışmalı eseri Yaşamak. Hakkında söylenebilecekleri bir yazıya süzmek ve o yazıyı da nereden açacağını bilmek pek kolay olmasa da, romanın –görür görmez vurulduğum– adıyla başlamak şimdilik iyi bir fikir gibi görünüyor.

Yaşamak, tam da hakkını verdiği üzere, ölümün bir ömür boyunca yanı başında dolanıp durduğu, etrafındaki herkesi tek tek alıp götürürken kendisine dokunmadığı bir adamın, Fugui’nin, yaşama tecrübesini anlatıyor. Fugui’nin hikayesini bir “hayatta kalma mücadelesi” olarak nitelemek romana haksızlık olur; evet, bu gerçek bir “ölüm-kalım” savaşı ama Fugui bunun üzerine varoluşsal çıkarımları olan, ölümle kavga eden, yaşamı sorgulayan, kaderi didikleyen bir adam hiç değil, o sadece yaşıyor. Bilgeliği kendi içinde taşıyan bu yaşam, sade bir anlatımla devleşiyor; Yu Huan bu çarpıcı ve kahredici hikayeyi öyle çabasız ve öyle gerçekçi aktarıyor ki, Fugui kitaptan çıkıp etiyle kanıyla yanınıza geliyor, hızla akan roman boyunca size kurmaca bir karakter olduğunu unutturuyor.

 

Şöyle diyor Yu Huan yarattığı karakter için: “Yaşadığı yoğun keder ve zorluğun ardından, Fugui acı çekme tecrübesine içinden çıkılmaz bir şekilde bağlanıyor. Dolayısıyla onun kafasının içinde ‘dayanmak’, ‘metanet sergilemek’ gibi düşüncelere gerçekten yer yok; o sadece basitçe yaşamak için yaşıyor. Bu dünyada hayata bu kadar saygısı olan biriyle daha tanışmadım. Ölmek için çoğu insandan daha fazla nedene sahip olsa da, o yaşamaya devam ediyor.” Yazarın bu sözleri bile aslında tek başına romanın meselesine dair yeterince şey söylüyor. Yu Huan romanda bir tanrı-yazar gibi hissettirmiyor kendisini; adeta metnin içinde eriyip çözülmeyi başarıyor, yarattığı karakterin canlanmasına, onun kendi sesini duymamıza izin veriyor.

Gösterişsiz bir bilgelik

 

Gençliğinde ailesinin servetini kumarhane ve genelevlerde hunharca yiyip bitiren Fugui, günün sonunda toprak sahibi babasından kalan her şeyi yitirdikten sonra, yoksul ve dürüst bir çiftçi olarak ailesiyle birlikte hayatını yeniden kurar. Ancak ülke zor bir dönemden geçmektedir. Kültür Devrimi her şeyle birlikte gündelik yaşamı da yıkıcı bir şekilde etkilemiş, taş üstünde taş bırakmamıştır. Bir rastlantı eseri İç Savaş sırasında ordu tarafından askere alınır ve sadece doktor çağırmak için çıktığı evine yıllar sonra geri döner. Döndüğünde evde hiçbir şey eskisi gibi değildir. Ülkedeki bu büyük erozyonun gölgesinde, Fugui’nin küçük dünyasında da hayat önüne kattığını alıp götürür. Hayatı neredeyse gerçek dışı talihsizliklerle eksile eksile dibe vurur. Yürek paralayıcı bir kırk yılın sonunda geriye yaşlı öküzüyle bir tarlayı süren tek başına ihtiyar bir adam kalır.

Yıllar içinde etrafındaki tüm gerçeklikle birlikte değişip dönüşen, şımarık bir genç adamdan onurlu bir çiftçiye dönüşen ve her şeye rağmen şaşırtıcı bir iyimserlikle hayata tutunan ihtiyar Fugui’nin, ömrünün son dönemecinde yoldan geçen genç bir yabancıya anlattığı hikayesi, son satırına kadar gösterişsiz bir bilgelikle ve –gariptir– mutlulukla yüklüdür: “Doğruldum ve yanı başımdaki tarlada bir ihtiyarın, yaşlı bir öküzle tarlayı sürdüğünü gördüm. (...) İhtiyarın, güneş ışığında hayat dolu gülümseyen esmer yüzündeki çizgiler neşeyle kırışıyordu. Tıpkı, tarladaki çamurla dolmuş arıklar gibiydi. (...) Daha sonra, ihtiyar adam o kocaman yapraklı ağacın altına oturdu ve o güneşli öğleden sonra hikayesini anlattı bana. (...) İhtiyar sözünü bitirdiğinde ayağa kalktı, pantolonunu silkeledi ve göletin yanındaki yaşlı öküze seslendi. (...) Sonra yavaşça yürümeye başladılar.”

Yaşamak, türlü duyguyla yüklü, Yu Hua’nın hayran kaldığım hikayeciliğiyle zirveye tırmanan nadir bir eser. Çin’in kültürel ve politik fonunu ıskalamadan, özünde varlıklı bir ailenin kırk yıllık dönemine bakan ve aile bireylerinden bir adamın gözünden ve dilinden nesiller arası bir geçişe ve düşüşe –hem bireysel hem de kolektif olarak– ayna tutan roman, aslında ülke sınırlarını ve dönemin tarihsel gerçekliğini aşarak insanlığın ve zamanın bütünü hakkında bir söz söylüyor. Bu da Yaşamak’ı insanlık durumlarına dair, evrensel nitelikler taşıyan epik bir romana dönüştürüyor.

Roman ayrıca iyi edebiyatın çoğu kez iyi anlatılmış bir hikayeden ibaret olduğunun da kanıtı. Fugui ise bir karakterden beklediğimiz her şeye sahip: Hayatın akıl sır ermez fenalıklarının ardından bir göletin yanında, tek yoldaşı yaşlı bir öküzle bir tarlayı sürmeye indirgenen hikayesinde bizi ne yüce duygulara boğuyor, ne ders veriyor ne de etkilemeye çalışıyor. Sadece olduğu gibi var oluyor ve sırf bu haliyle yaşamın ne kadar basit bir şey olduğunu hatırlatıyor.

Arka kapak metinlerine güvenmem ama şu iki üç cümleyi buraya iliştirmeden edemeyeceğim: “Basit bir anlatım, güçlü bir anlatı doğurur: Sabanın toprakta bıraktığı izlere benzer kâğıt üzerinde satırlar. Yaşamın her şeyi kapsaması gibi, Yaşamak da hayatı olduğu gibi kucaklar. Doğumları ve ölümleri, mutsuzlukları ve umutlarıyla...”

Mühim not: Yazarın Kanını Satan Adam romanı da yakında yine Jaguar Kitap’tan yayımlanacakmış.

 

 


 

 

 

Görsel: Muhammed Ali Üzen

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Adalet Ağaoğlu’nun eylülde Everest’ten çıkan kitabı Düşme Korkusu adını taşıyor. Bir kitabın ismi içeriğinden bağımsız olabilir, Gülün Adı buna güzel bir örnektir; bazı isimler içeriğe dair ipucu verebilir, bazıları ise tamamen o isim üzerine inşa edilebilir. Düşme Korkusu son gruptan.

I. Dünya Savaşı’nı takip eden günlerde, İrlandalı genç bir meteoroloji uzmanı, Antartika’daki kuş uçmaz kervan geçmez bir adaya bir yıllığına tayin edilir. Onu bırakacak olan gemi, bir önceki meteoroloji uzmanını alıp dönecektir ancak adada karşılaştıkları tek insan, tuhaf ve yabani deniz feneri bekçisi olur.

Birçok edebiyatçı intiharı temalaştırıp yazı ve şiirlerinde kullanmış ama bazıları onu metnin dışına taşıyarak bizzat tecrübe etmiştir. Ölümün sınır uçlarında gezinen ve kendi iplerini kendi kalemleriyle çeken bu edebiyatçılar yazdıkları metinlerle, arkalarında bıraktıkları notlar ve şiirlerle boğazda kalan bir düğüm gibi atılıyor hayatın sayfasına.

 

Edebiyat ödülleri, ister ulusal olsun ister uluslararası, daima tartışmalarla örülü bir ağın içindedir. Çünkü roman, öykü, şiir, kurmaca hatta edebiyatın ta kendisi dahi yüzde yüz objektif bir bakış açısıyla değerlendirilecek, teraziye konulup tartılacak, laboratuvara sokulup incelenecek şeyler değil.

Söyleşi

EFSANELERDEN KURGUSAL EDEBİYATA EDEBİYATIN BAŞ KÖŞESİNDE: KEDİ

 

Bern’deki Paul Klee Müzesi’nde Klee’nin hayvanları konu eden eserleri sergileniyor. Klee’nin çektiği fotoğrafların döndüğü kısımda epey zaman kalıyorum, en az sergiyi gezdiğim süre kadar - fotoğraflar içime işliyor; sevgi dolu ve sakin. Ressamın deklanşörünün karşısında ise sadece kediler var.

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editörden

Edebiyat en basit anlamıyla insanı ilgilendirse de, ilk edebi eserlerden günümüze, başka canlıların da alanı olmuştur. Dönüp baktığımda, edebiyatın dünyayı ve insandan yola çıkarak hakikati anlama, anlatma becerisi başımı döndürüyor.