Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Hiroşima, Çocukluğum: Yalınayak Gen Ve Bir Ulusun Çizgi Roman Portresi



Toplam oy: 22
Otobiyografik ve biyografik bir çizgi roman örneği olarak tanımlayabileceğimiz Yalınayak Gen, Japon çizer Keiji Nakazawa’nın toplam 10 kitapta anlattığı bir savaş hikâyesi.

Keiji Nakazawa, Amerika Birleşik Devletleri’nin, İkinci Dünya Savaşı’nın bitişini ilan eden atom bombası dehşetinin ilkini Hiroşima’da, 6 Ağustos 1945’te ailesiyle birlikte yaşadı. Bir ülkenin aynı anda hem geçmişini, hem de geleceğini değiştiren bu saldırı, Nakazawa’nın ‘Gen Projesi’ içerisinde çizgi roman türünde bir Japon trajedisi olarak 1973 ve 1987 arasında, bomba ve sonrasını aktaran on beş yıllık bir anlatıya yayıldı. Nakazawa, kendi anılarını paydaşı olduğu diğer anılarla harmanlayarak kitabın ana kahramanı olacak 6 yaşındaki Gen’in hikâyesini biçimlendirdi; bu anlamda bir biyografik seçki yoluyla hikâyesini anlatmayı seçti. Hiroşima’nın öncesinin ve sonrasının Japon toplumunu ve toplumsal dinamikleri nasıl değiştirdiğini, bu on beş yıllık dönemde (ülkemizde an itibariyle henüz ilk beşi yayınlanmış olan) toplam on kitaptan oluşan bir külliyatla sundu. Ancak bunu yaparken, genel anlamda trajedinin yönünü salt malum nükleer felakete bağlamaktansa; savaş sonrası cehennemi yaşayan bir toplumun bu cehenneme ne kadar hazır olduğunu ve o dönemi atlatırkenki zorlukları sorgulayarak anlatısına aktardı.

 


Biten savaş, bitmeyen dram

Birinci kitap, Hiroşima’nın Hikâyesi bize kısaca Gen’in ve aile fertlerinin savaş esnasında Japonya’daki mütevazı hayatlarının ince dinamiklerini anlatır. Tüm Japon toplumunun üzerine çökmüş bir korku ikliminin özetlendiği bu kitap; Japon milliyetçilerinin ve popülist galeyanın yarattığı savaş psikolojisi yoluyla toplumun nasıl yozlaştırıldığının, aynı zamanda bu yozlaşmanın getirdiği kaçınılmaz nepotizmin Japon halkını nasıl etkilediğini özetler. Her ne kadar hikâye, bombayı taşıyan Amerikan uçağı Enola Gay’in, ağustos sıcağında Hiroşima insanlarını hedef almasına doğru ilerlese de; genel olarak tüm kitap bir Japon ailesinin o dönem bir kap pirince bile muhtaç yaşayarak çektiği acıları ve bu acıların nereden, nasıl kaynaklandığını anlatmayı hedefler. İlkelerinden taviz vermeyen ve ailesini, en azından fikren, bu savaşın dışında tutmaya çalışan baba figüründen, babasının “hain” damgası yemesi yüzünden ailesinin dışlanmasına gönlü el vermeyen ve sırf bu sebepten istemeyerek de olsa orduya katılan büyük erkek kardeşe kadar tüm karakterler Japonya’nın 1940’larda nasıl bir sosyo-kültürel atmosfer içerisinde büyük savaşa dâhil olduğunu bizlere aktarır. Bu hikâye, ikinci kitap Ertesi Gün’le devam eder, bombadan sonra olanlar karikatürvari ancak bir o kadar da acı verici bir dille, vahşeti birebir hissettirecek şekilde anlatılır. Bombanın hemen ardından yaşanan o grafik ve şiddetli kaosun birebir temas ettiği bu öykü, aynı zamanda Japon İmparatorluğu’nun savaş dönemindeki yarattığı milliyetçi özgüvenin ne kadar kısa zamanda tuzla buz olabileceğini okuyucunun yüzüne vurur. Kaos anında bizciliğin ne noktalara ulaşabileceğini en çıplak şekilde ortaya koyan Ertesi Gün, anarşinin kucağına bırakılmış bir Japon gençliğinin ve Sineklerin Tanrısı’nı hatırlatacak şiddette bir kural tanımazlığın portresini çizer.
Üçüncü kitap Bombadan Sonra ve dördüncü kitap Küllerin İçinden ile Nakazawa, bombanın yarattığı dumanın dağıldığı ve bu kaos ortamının sakinleşmeye başladığı bir dönemde hayatın yeniden nasıl kurulduğunu ya da kurulmaya çalıştığını aktarır. Savaş sırasında genele hâkim olan popülist tavrın dağılmasıyla, bir yandan da aslında Japon halkının toplumlaşamamasıyla bizi yüzleştirir. Savaş sonrası kayıplar aranırken, acılı Japon ailelerinin geçmişle yüzleşmesi ve savaş öncesinde ve sonrasında olan biteni sorgulama süreci başlar. Nakazawa, asayişin gerçek anlamda yitirildiğini anlayan Japon halkının devletsiz ayakta kalmaya çalıştığı bu dönemi anlatırken, aslında kayıpların ne boyutta olduğunu ve savaşın günün sonunda kaybeden taraf için nasıl sonuçlanacağını resmeder.
Bir savaşta insanı vuran şey bomba mıdır, yoksa insan mı?

TUDEM tarafından yaklaşık on yıllık bir aradan sonra (Yalınayak Gen serisinin dördüncü kitabı Küllerin İçinden Ocak 2009’da yayınlandı) yayınlanan beşinci kitap, Bitmeyen Savaş, bombadan iki sene sonra, bombaların düştüğü Hiroşima’nın ve Nagazaki’nin, genel anlamda tüm Japonya’nın yeni temeller atarak geleceğe ilerlemeye çalıştığı bir dönemi anlatıyor. Ancak toplumsal bağların zayıflığı ve ülkenin içerisinde bulunduğu ekonomik felaket, Gen ve diğer kahramanlarımızın otoritesiz bir ortamda yolunun Japon mafyası ve diğer kirli ilişkiler ile kesişmesini konu ediniyor. Beraberinde vaktinde ülke savaşa girerken itici güç sahibi olan yerel derebeylerin, savaş sonrasında nasıl zıt bir tavır takındığını anlatan Bitmeyen Savaş, bir yandan da olan biten felaketin sadece bir bombadan ibaret olmadığını bize ispatlıyor. Genel anlamda bazı kişilerce savaşın Amerika yönünü anlatmaktan imtina etmekle eleştirilen Nakazawa, çuvaldızı Japon toplumuna batırmaya sürekli devam ederek, savaşın da bir politika sonucu olduğunun altını çiziyor ve toplumsal acıların yeni tür popülizm örneklerine kaynak edilmesi yerine özeleştiriye konu edilmesi gerektiğini bize hatırlatıyor.
“Bombanın atıldığı” yerine “bombanın düştüğü” bir anlatının tekrar edildiği günümüzde Yalınayak Gen için manga türü çizgi romanların belki de en nitelikli olanlarından bir tanesi demek yanlış olmayacaktır. Neredeyse yetmiş beş sene sonra hakkında hâlâ soruların sorulduğu ve Amerikan veya Japon sorumluların hâlâ tam anlamıyla hesap vermediği bu facianın sosyokültürel ve tarihsel okumasını, basit ama katmanlı politik içeriğiyle okuyucuya sunan Yalınayak Gen, ülkesinin öteden beridir aksayan yönlerini, bilinen en kolektif acı etrafına yerleştirerek anlatıyor. Şu ana kadar bir sinema filmi (1976) ve iki animasyon film uyarlaması da (1983, 1986) bulunan Gen’in hikâyesi, ilk kitabın çıktığı tarihten bu yana son on iki yıl içerisinde Türkiye macerasının henüz yarısına ulaşabildi. Umuyorum ki sıradaki diğer beş kitap da bu kitabın yaratacağı bir ivmeyle kısa sürede Türkiye’deki okuyucularla buluşacak ve Gen’in hikâyesini tamamlama fırsatını bizlere sunacaktır.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Neredeyse her ülkede 150 milyonu aşkın abonesi var; kendi televizyon şovlarını, dizilerini, filmlerini yapıyor. Son dönemde Türkiye’de insanların film izleme alışkanlığını değiştirdi. Artık pek fazla uğraşmak istemiyoruz ve onda ne varsa onu izliyoruz.

Karantina, sokağa çıkma yasağı, kısıtlamalar, “evde kal” çağrıları derken, tüm dünya olarak daha önce deneyimlenmemiş çok ilginç zamanlardan geçiyoruz.

Dünya yolculuğunun ara durakları var ve biz ana rahminden sonraki duraktayız. Dünyada. Şair, “insan nerenin yerlisidir?” diye soruyor. Çünkü insan yerleşmeye eğilimli, buna ihtiyaç duyan bir varlık. Bir yere yerleşti mi hemen ora ile ünsiyet kuruyor ve bir daha ayrılmak istemiyor.

Dünyayı kasıp kavuran bir salgının içine düştük. Dünya tarihinde isimleri farklı olsa da buna benzer salgınlar yaşandı. Hepimizi ölümle ve yaşadığımız hayatla yüzleştiren bir sürecin içindeyiz. Şimdiden korona sonrası dünyanın nasıl bir sosyolojik, psikolojik dönüşüm yaşayacağına dair tezler ortaya atılmaya başlandı bile. Bekleyip göreceğiz.

Kulis

Postmodern Öykü Denince: Jorge Luis Borges

ŞahaneBirKitap

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Editörden

Dünyanın çehresini değiştiren en büyük seyahat, bir odada, bir kitabın yoldaşlığında yapılan seyahattir. Kitaplardan en çok yola çıkmasını öğrenebiliriz. Ola ki hoyrat bir karakterle birlikte seksen günde dünyanın çevresinde devri daim eder, aklımızın eremeyeceği sırlara vakıf oluruz. Her yolculuk, insanın kendi içine attığı adımı biraz daha kuvvetlendirir.