Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Kaç Victorie kaç...



Toplam oy: 1135
Jean Echenoz
Helikopter Yayınları

Jean Echenoz, günümüz Fransız edebiyatının, daha doğrusu yeni Fransız romanının önemli kalemlerinden. Özellikle süssüz anlatımı tercih etmesi ve sadeliğiyle pek çok isimden ayrılmasını sağlıyor.

 

 

Echenoz'un hayli sevdiği kaçış ya da gidiş temaları da, bugünün insanının sıkışmışlığına sesleniyor öte yandan. Buradan bakınca, Goncourt gibi prestijli bir ödülü kazanmasına da şaşmamalı.

 

 

Bir Yıl, Echenoz'un biçemini tam anlamıyla yansıtan bir kitap. Romanın kahramanı Victorie, hayatının büyük bölümünü geride bırakmaya niyetlenmiş ve bu yüzden yola koyulmuş bir kadın. Aynaya yansıyan görüntüsü o halini destekliyor: “İnce sert hatlı, kararlı görünümlü (...) saldırgan ve her an tetikte yeşil gözler, siyah saçlar, kısa kesim, hareketli.”
Victorie'nın hikayesi yalnızca bir kaçışı anlatmıyor, 'her kaçış bir arayıştır' mantığına uygun biçimde kimliğini, unuttuklarını ama hepsinden önemlisi yeni bir yaşamı kovalıyor kahramanımız. Otostopla oradan oraya gitmeye başlaması da bu yüzden.

 

Hiç kimse hakkında tek kelime kötü konuşmayan, çoğu zaman ürkek, bazen hayli çelişkili sürekli yollarda olma durumu, yeni ve zaman zaman tekinsiz şeylerle karşılaşması, Victorie'nın anahtarı evin içinde bırakıp nasıl yola düştüğünü düşündürüyor.

 

Belli bir noktadan sonra ise yönünü bulmak için bakan, hırpani, daha çok otostop yapan, nereye gittiği tam belli olmayan, kendisine soru sorulmasın diye 'alık gibi davranan' bir Victorie çıkıyor karşımıza.


Echenoz'un anlattığı, bir kayboluşun öyküsü. Bir yıl veya o süreye yakın zaman dilimini kapsayan olaylar zincirinde Victorie'nın sürüklenişine tanık oluyoruz. Sahi bizi buralara getiren neydi?: “Şubat ayının bir sabahı, önceki akşamdan hiçbir şey anımsamayan ve Félix'in yatakta, yanıbaşında ölmüş olduğunu gören Victorie, valizini hazırladı, bankaya uğradı, ardından bir taksiye atlayıp Montparnasse Garı'na yollandı.”

 

O nasıl bir ilk cümledir öyle...

 

 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Modern sanat telakkisinin adeta “dinselleştiği” ve bunun da en önemli etkisini mimarlık alanında gösterdiği bir bağlamda yaşadı Turgut Cansever. Türkiye ekseninde bir yanda pozitivist bir dünya görüşünün diğer yanda da seküler mistik ve “yaratıcı insan” düşüncesinin egemen olduğu, “bilim”in dogmatikleştiği bir dönem.

Hayat parantezi 1916’da İstanbul’un Fatih semtinde, Atik Ali Paşa’da açıldı Behçet Necatigil’in. Sonra parantezin içerisine bir başka şehir girdi: Kastamonu. Zeki Ömer Defne’nin zilleri çalarken derslere bir bir girenler arasında o hassas ortaokul öğrencisi de vardı. Evlerden, kırlardan, denizlerden duyulan bu ses zil değil şiirin tınısıydı.

“Sanatçı, gözün göremediğini görendir.”

 

Çağdaş Amerikan edebiyatının en parlak yazarlarından Michael Chabon’un bir söyleşisini hatırlıyorum. Yaratıcı yazma atölyelerinin desteklenmesi gerektiğini söylüyordu: “Tamam, kimse kimseye dâhi olmayı öğretemez kuşkusuz ama yazarken hata yapmamak, yazmak denen şeye ‘okur’ gibi değil de ‘yazar’ gibi bakmak pekâlâ öğrenilebilir.

Nehir söyleşi, ara bir tür. Ne biyografi ne de otobiyografi. Otobiyografi değil çünkü hayatınızı nasıl anlatacağınızı söyleşiyi yapan kişinin soruları belirliyor. O çerçeveyi siz çizemiyorsunuz ve birkaç soruyla hiç istemediğiniz günlere veya olaylara geri dönmeniz mümkün.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.