Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Karadeniz'de kadın olmak



Toplam oy: 932
Kocasını kaçıran ninelerin, hiç kavuşamayan aşıkların, ölmek için eski evine dönmeyi bekleyen annelerin, anneannelerinin babaannelerinin koynunda büyüyen çocukların, ıslık çalarak haberleşen kadınların hikayeleri var kitapta.

Büyüdüğü coğrafya insanın kaderini belirler; inancınız, kimliğiniz, beden kuvvetiniz, dünyaya bakış açınız onunla şekillenir. Sevseniz de sevmeseniz de toprağınız hayatınızın bir yerinde sizi çeker. İnsan hikaye arar kendisine, merak eder. Tanışırken ilk sorduğumuz sorulardan biridir "Nerelisin?". Kan çeker deriz, toprağım deriz. Bizim oralıdır; kan bağımız varmışcasına sahip çıkarız gurbet ellerde. Adınızdan ve ne iş yaptığınızdan önce kimliğinizdir memleketiniz.

 

Karadeniz yaylaları, vadileri, nehirleri, denizi, ağaçlarıyla, horonlarıyla kelimenin tam manasıyla kocamandır. Çoşkuludur insanları, büyük yaşarlar, büyük görürler, şehirde önemsemediğimiz en ufak durumlar orada kocaman olur. İki Karadenizli kadın olan Leyla Çelik'in ve Elif Yıldırım'ın derlediği Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portleri kitabında bu çoşkunun hikayeleri yer alıyor. Karadeniz kadın kimliğine ağırlıklı olarak yer verilen kitapta Karadeniz'in temel ve güncel problemlerine de oldukça değiniliyor. 

 

50 yazarın hikayeleri ve araştırmalarıyla Karadeniz'de kadın olmanın nasıl bir gönül ve beden gücü istediğini anlatan kitapta, Karadeniz kadınından yola çıkarak aslında bu ülkede kadın olmanın yerine, önemine ve zorluklarına değiniliyor. Anlatı ve tanıklıkların ötesinde akademik olarak da bir Karadeniz kaynağı olan kitap, bölgenin dil problemlerinden, Karadeniz müziğinden, kültür kavramının ve aktarımının yanlış anlaşıldığından ve sistemin bu yanlış aktarımı televizyon yoluyla insanların hayatlarına nasıl dayattığından, HES inşaatları ve direnen Karadeniz'den bahsediyor. Hatta hepsinin tarihçesini ve günümüzdeki halini anlatıyor. 

 

Karadeniz fotoğrafları ve Karadeniz'i anlatan şiirlere de yer verilen kitapta tanıkların anlattıkları bazen güldürse dahi genelde hüzünlendiriyor. Tarlada ayrı, evde ayrı çalışan kadınların ülkesi Karadeniz... Hikayesi, Amazon kadınlarına, Medea'lara dokunuyor. Annelerinin, ninenlerinin, komşu kadınlarının hikayelerini paylaşan yazarlar çocukluklarında gördükleri Karadeniz’den ve şehrin çiğliklerinden de bahsediyorlar. 

 

Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri bölgenin yaşantısını, dilini, kültürünü, yaşayışını, dostluklarını ve aşklarını, doğumdan ölüme yaşamın zorluklarını ve keyfini her yazarın kendi dilinin döndüğünce anlattığı, tıpkı Karadeniz gibi çok dilli bir kitap. 

 

Sevdası uğruna kocasını kaçıran ninelerin, hiç kavuşamayan aşıkların, ölmek için eski evine dönmeyi bekleyen annelerin, anneannelerinin babaannelerinin koynunda büyüyen çocukların, ıslık çalarak haberleşen, dağların sınırlarında sırtlarında yükle dolaşan kadınların hikayeleri var kitapta. Hani şunun şurasında beş on yıl sonra hiçbirimizin dinleyemeyeceği, belki bir daha asla anlatılmayacak olan hikayelerin bir derlemesi Yeşilden Maviye Karadeniz'den Kadın Portreleri.


* Görsel: Sinan Arık

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Gündelik hayatta sık sık kullandığımız iki söz ediminin birbirlerine yakınlıkları da dikkat çeker: Söz vermek ile yemin etmek. Gerçi söz vermenin seküler, yemin etmenin ise kutsal olandan hareketle anlamlandırılabileceği ileri sürülebilir. Buna göre söz vermede kişi kendi itibarını pey sürmektedir. Sözünü tutamazsa itibarını yitirecektir.

Yaşar Nabi’nin yayımladığı ilk kitaptı Otuz Beş Yaş

 

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.