Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Neoliberal Küreselleşme bitti



Toplam oy: 909
Fikret Şenses
İletişim Yayınevi

Küreselleşmeyi kabaca bir sistemin kendi sınırlarını aşması olarak tanımlamak mümkün. İkinci dünya savaşından sonra başlayan tartışmalar 1960’lardan itibaren Avrupa’da sosyal devleti öne çıkardı. Özellikle Almanya merkezli bu yapı daha sonra farklı ülkelerde kendini gösterdi. Ve dünyanın birçok ülkesi için örnek oldu. Ancak sosyal devlet ancak devlet kaynaklarına bağlı olduğu sürece, kaynakların artış hızı ile toplumun ihtiyaç hızı arasındaki artışın uyumu ile birlikte sürdürülebilecek bir sistemdi. Devletin sosyal giderlere kaynak ayırması azaldıkça sosyal devlet anlayışı da krize girdi. Ekonomik alanda yükselmeye başlayan liberalizm kendini iyice hissettirmeye başladı. Nihayetinde 1970’lerdeki petrol krizi ile başlayan süreç 1980’lerin başında ABD’de Ronald Reagan, İngiltere’de Margaret Thatcher, Almanya’da Helmut Kohl’un başa gelmesi ile yeni bir süreç başladı: Neoliberalizm.
Neoliberalizmi kabaca, ekonominin devletten bağımsız olmasını ve piyasanın kendi kurallarının kendisinin koymasını ifade eder. Yani devletin dışında olduğu bir ekonomik modele dayanır. 

Bu ekonomik model aynı  yıllarda (1980’ler) Turgut Özal’ın Başbakan olması ile Türkiye’de de kendini gösterdi anacak Türkiye’deki model hiç  bir zaman Batı’daki örnekleri gibi olmadı. Çünkü Türkiye’de ekonomi hiçbir zaman devletten bağımsız olmadı. Devletin bir rant merkezi olarak ortada durduğu model bugün dahi terk edilmiş değildir. 

2007’nin ikinci yarısından itibaren ABD’de başlayan kriz, finans piyasalarının reel piyasalardan çok daha büyük hacime ulaşmasının bir sonucudur. Yani reel sektörün büyüklüğünün yaklaşık 5 katına erişen finansal piyasaların büyüklüğü, sonunda finans balonunun patlaması ile son boldu. Ve başta ABD olmak üzere birçok ülke devlet kaynaklarıyla ekonomiye müdahale ederek krizi azaltmaya çalıştı.

Finans piyasalarının, reel ekonominin 5 katına kadar büyümesi temel olarak klasik iktisadi kuramları  da anlamsız kıldı. İktisat’ı üretim, tüketim, bölüşüm etkinlikleri arasındaki ilişki olarak tanımlayan ekonomi de; sınırsız ihtiyaç ve isteklerinin, sınırlı kaynaklarla nasıl yerine getirebileceğini inceleyen bilimdir. 

İşte karşıya karşıya olduğumuz küresel krizi ekonominin temel kavramları ile açıklamak neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Bu durum Klasik iktisat anlayışının (Devletin ekonomiye müdanelerinin sınırlı olması gerektiğini savunan iktisat anlayışı) terk edilmesi ve Neoklasik iktisat anlayışı alması olarak tanımlanabilir. Elimizde Ortadoğu Teknik Üniversitesi’nde Prof. Dr. Fikret Şenses tarafından derlenen ve İletişim Yayınlarından Çıkan “Neoliberal Küreselleşme ve Kalkınma” tam da bu tartışmalar bağlamında daha önce yayınlanmış 19 makaleden oluşuyor. Yaklaşık 774 sayfadan oluşan bu kitapta yer alan makalelerin ortak kaygısını Şenses şöyle ifade ediyor; “Bu kitap belli başlı kalkınma sorunları üzerine odaklanarak iktisat bilimi ile kalkınma sorunları arasındaki kopukluk derecesindeki bu uyumsuzluğun giderilmesi çabalarına bir nebze olsun katkıda bulunmayı amaçlıyor.” Bu açıdan, makaleler kalkınma sorunlarına Neoklasik olmayan bir bakışla yazan yazarlar tarafından kaleme alındığını ifade etmeye gerek kalmıyor sanırım. Seçilen makaleler, kalkınma iktisadının ihmal edilmiş konuları ile daha günsel konuları derinlemesine ele alıyor. Temelde bir ders kitabı niteliği taşısa da bu konuya ilgi duyanların kolayca okuyabileceği bir dili ve dizgisi var. 

Kitapta öne çıkan makaleler; “Bir Kalkınma İktisatçısı Olarak Karl Marx” (Pkabhat Patnaik), “Keynes Kalkınma İktisadı İçin Önemi” (John Toye), “Küreselleşen Dünyada Kalkınma Politikaları” (Joseph Stigltz). Bunların dışında Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren makalelerde var. Fikret Şensen’in “Neoliberal kürselleşme çağında yoksullukaraştırmalarındaki Kayıp bağlantılar: Türkiye Deneyiminden Çıkarılacaklar Dersler” ve yine Fikret Şenses ve Ziya Öniş’in birlikte yazdığı “Küresel Dinamikler, Ülkeiçi Koalisyonlar ve Reaktif Devlet: Türkiye’nin Savaş Sonrası Kalkınmasında Önemli Politika Dönüşümleri”. Kitapta öne çıkan bazı makaleleri okuduğunuzda, Kürselleşme, İksisat, Kalkınma İktisadı, ekonomi gibi alanlardabir çok yeni bilgiyi ve bakış açısını görebiliyorsunuz. 

Kitap her ne kadar uzmanlık alanına hitap etse de içinden geçtiğimiz dönemin koşullarına baktığımızda yabancımız olmayan tartışmaların farklı okumalarını yapmak mümkün. Küreselleşme her ne kadar ekonomik tartışmaları ile anılsa da, bilgi ve kültüründe küreleşmeden payına düşeni aldığını bir yere not etmemiz gerekiyor. Küreselleşmeden kaçmanın mümkün olmadığı şartlarda en iyi yol, yarattığı etkilere hazır olmak ve dönüştüğü dünyaya adapte olmaktır. 

Türkiye, iktisadi alanda Fikret Şenses ve Ziya Öniş’in makalesinde ifade ettiği gibi, Reaktif (takip eden) Devlet. Şenses ve Öniş bunu makalelerinde bunu iktisadi alanda analiz etseler de bunun izini her alanda görmek mümkün. Osmanlı’da üretim sadece var olan sistemi iademe ettirmek üzerine inşa edildiği için birikim ve ticaret bu topraklara çok uzaktır ve çoğu zaman azınlıklara kalmıştır. Ancak bu onların değil yönetenlerin tercihi oldu. Bugün belki iktisadi alanda referans almamız gereken yine Osmanlı’nın toplumsal talepleri uygun üretim modelini modernize ederek bugüne adaptasyonu sağlamak. Bugün Neoliberal İktisat anlayışı piyasayı rekabetsizleştirirken krizi sürekli hale getirmiştir. Oysa bugün olması gereken daha çok Keynesyen bir iktisat anlayışıdır. Ancak burada da temel sorun devlet müdahalesini tek bir sorun olarak görüp onu “siyaset üstü” ya da “siyaset dışı” olarak görülmesindedir. Galiba buna izin vermeyecek bir iktisadi modeli hayata geçirmekte fayda var.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

İstisna ve Kayboluyorsun romanlarıyla tanıdığımız Christian Jungersen, kariyerinin ilk romanı Çalılık’ta, yaşlı bir adamın inançlarına ve hayatında yaptığı seçimlere dair nefes kesici bir hikaye anlatıyor... Çalılık, iki erkek –Paul ve Eduard– arasında yaklaşık 70 yıl boyunca süren karmaşık ama yoğun bir ilişki etrafında kurgulanmış.

Sinema meraklıları hatırlayacaktır; 1984’te Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye kazanan, yönetmenliğini Wim Wenders’ın üstlendiği Paris, Texas filminin esin kaynağı, Sam Shepard’ın kaleme aldığı Motel Günlükleri’ydi.

Kütüphaneler ve okur-yazarlık üzerine düşünen, dört yıl boyunca Borges’e kitaplar okuyan, Ahmet Hamdi Tanpınar hayranı Alberto Manguel’i hepimiz biliyoruz; hatta bu ismi, 2015 yılında bir söyleşi için geldiği Boğaziçi Üniversitesi’nde dinleme şansı bile bulmuştuk.

1963 doğumlu İsviçreli yazar Peter Stamm, çağdaş Almanca edebiyatın başarılı isimlerinden. Romanları, tiyatro eserleri, radyo oyunları ile tanınıyor, pek çok ödülü var. Muhasebecilik ile başlayan hayatının yönünü –bir süre psikiyatri çalıştıktan sonra– edebiyata ve gazeteciliğe çevirmiş; edebiyatıyla günümüz meselelerini, insan ruhunun bugünlerde yaşadıklarını anlatmaya çalışıyor.

19. ve 20. yüzyıl başında yazılmış Türkçe klasik eserlerin Latin harflerine aktarılarak yayımlanması son zamanlarda hız kazanarak devam ediyor. Birçok yayınevi klasikleri gündeme taşımaya başladı. Bu eserlerin bugünün okuru için nasıl yayıma hazırlanacağı da yavaş yavaş bir tartışma konusu halini aldı.

Söyleşi

Kutlukhan Kutlu ile söyleşi

 

ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.