Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş



Toplam oy: 1093

Bu dünya baştanbaşa aslı olmayan bir masal gibidir. Yeryüzünde yaşayan tüm canlılar eninde sonunda ölümle yüzleşir. Çünkü yeryüzünde her ne varsa geçici ve ölümlüdür. Mezarlıkların kapısına, şehrimize veya tesisimize “hoş geldiniz” gibi büyük harflerle yazılan Al-î Îmrân süresinin 185. ayetindeki gibi “Her canlı, ölümü tadacaktır.”

İnsanoğlu çağlar boyunca ölüm karşısında hep çaresiz kaldı. Bu yüzden de ölüme bir sürü anlam yükledi. Böylece bir nebze de olsa kendini avutmaya çalıştı. Fakat bu çaresizliği onun peşini hiç bırakmadı. Kil tabletler üzerine yazılmış neredeyse “yazı” kadar eski olan Gılgamış Destanı, Kral Gılgamış’ın ölümsüzlük peşinde koşarken yaptığı yolculuğu anlattır. Gılgamış Destanı bilinen en eski edebi metinlerden biridir. Gılgamış’ı bu ölümsüzlük yolculuğuna çıkartan da Can Dostu Enkidu’nun ölümüdür. Tüm insanlar ölüm karşısında çaresiz olduğu gibi Gılgamış da Enkidu’nun ölümü karşısında çaresizdir. Enkidu’nun ölümünü kabullenmediği için gömülmesine de gönlü razı olmaz. “Ta ki burnundan kurtçuklar düşene kadar” İşte bu son, Gılagmış’ın yüreğini yakar ve yüreğinin toprağına ölüm korkusunun tohumunun atar. O günden sonra da ölümden korkmaya ve günlerce bozkırda başıboş dolaşmaya başlar.  Kendi sonunun da Enkidu gibi olacağını düşünür. Bu korkunun verdiği huzursuzlukla da ölümsüzlüğün peşine takılır. Utanapişti’nin yanına kadar gider. Fakat çıktığı bu uzun yolcuktan Uruk’a yine eli boş döner.  Ve destanın şu ilk dizelerini yazarak hikâyesini anlatmaya başlar. “Bitkin, fakat yatışmış olarak / Kazıdı mezar taşının üstüne / Başından geçen her şeyi!”

Gılgamış’ın bu ölümsüzlük arayışına karşı “Ölüm bir varmış bir yokmuş” adlı kitabında Saramago bu sefer ölümsüzlüğü Saramagovari bir şekilde sorgular. Roman “Ertesi gün hiç kimse ölmedi.”cümlesiyle başlar. Bu şekilde adı bilinmeyen bir ülkede ölüm faaliyeti tümünden durur. Yani bir anlamda ölüm meleği tatile çıktığı için herkes ölümsüz olur. Ölümün durmasıyla ve insanların ölümsüzleşmesiyle birlikte Saramago bu sefer kurumların varlığını sorgular. Ölümün bir an önce geri gelmesini nedense en çok kilise ister. Eğer diğer dünya yoksa, işlevinin sona erdiğinin farkındadır. Artan yaşlılığı, hastanelerde biriken hastaları ve tüm bunların bileşeniyle birlikte doğan kaosu anlattır.

1998 yıllında Nobel Edebiyat Ödülü alan Portekiz edebiyatının dünyaca tanınan ünlü romancısı Jose Saramago, Ölüm Bir Varmış Bir Yokmuş adlı romanında insanların ölümsüzlük istekleriyle de bir şekilde alay eder. Saramago’nun okuyucuları onun bu üslubuna yapancı değiller. Yine “Kısırdöngü” adlı hikâyesinde bir başka şekilde ölümü sorgular. Bu öyküde ölümden korkan ve mezar taşı bile görmeye tehamülü olmayan bir kralı anlattır. Kral kaçtığı ölümü ve onu hatırlatan her şey görmemek için merkezi mezarlık fikrini geliştirir. Ülkedeki tüm ölüler mezarlarından çıkarılıp bu merkezi mezarlığa taşınır.

Saramago’nun olağanüstü düş gücünü ve keskin mizahını diğer eserlerinde olduğu gibi bu iki eserde de görmek mümkündür.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Bazen kitap tanıtma yazılarında iyi durduğu için “metafor” kelimesinin kullanıldığına şahit oluyorum. Şık bir sesi var elbette bu kelimenin. Sırf bu yüzden sembol, alegori, mecaz, istiare, eğretileme yahut benzetme yerine kullanılıp çığırından çıkarıldığı da oluyor.

Teknoloji hayatımıza sirayet ettikçe, ondan kaçış yollarına dair anlatılara, bilimin kötü yönlerine odaklanan hikâyelere daha sık rastlar olduk; hem filmlerde hem kitaplarda. Bu ay, Netflix tarafından yayınlanan The Social Dilemma adlı belgesel hayli konuşuldu.

“Aksilik bu ya, şeytanlara ben de inanmıyorum...” diye yazmıştı Dostoyevski, 1876 yılında. Halbuki birçok romanında dâhi bir karakterin içinde, ahlakı ve kanunları sorgulayan bir şeytan yatar, Raskolnikov, Stavrogin, yahut Ivan Karamazov gibi.

 

Her gün diri olmanın vermiş olduğu sorumluluk ve insanlar arasında bulunmanın ufak tecrübesi ve trajedisi ile...

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.