Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Paranormal Hi̇kâyeleri̇n Çapkın Klarnetçi̇si̇; Veya Kâbuslar Dedekti̇fi̇, Dylan Dog



Toplam oy: 8
Genel olarak İtalyan çizgi romanı, bahsi geçen Amerikan veya İngiliz kültürüne entegre kahramanlarının aracılığıyla ‘60’lardan itibaren ülkemizde olduğu kadar dünyada da büyük ilgi toplamayı başardı. Bunu yaparken hem çizgi, hem de öykü olarak bir ekol yaratırken farklı dilini yayın sektöründe de kendine özgü bir mecraya yerleştirdi.

Türkiye’de zamanında çokça ilgi gören Texas, Teks, Tommiks (Orijinali Captain Miki) türevi çizgi romanların ülkemizdeki macerasını Sabitfikir’in geçen sayısındaki dosya içerisinde kısaca özetlemeye çalışmıştık (“Türkiye’de Çizgi Romanın Yeniden Yükselişi”, Sabitfikir #114, 2020). Genel olarak İtalyan çizgi romanı, bahsi geçen Amerikan veya İngiliz kültürüne entegre kahramanlarının aracılığıyla ‘60’lardan itibaren ülkemizde olduğu kadar dünyada da büyük ilgi toplamayı başardı. Bunu yaparken hem çizgi, hem de öykü olarak bir ekol yaratırken farklı dilini yayın sektöründe de kendine özgü bir mecraya yerleştirdi; bu mecra renkli kapak üzeri siyah beyaz, fotoromana yakın, realist çizgilerin yarattığı bir dil oluşturdu. Bu yazıda da bu janrın en nitelikli ve diğer örneklere kıyasla diğer emsallerinden koparak değişen ve dönüşen; hatta zamanla Hollywood’a bile sıçramayı başaran Dylan Dog’u, yani Craven Sokak, numara 7’de yardımcısı Groucho’yla birlikte yaşayan yakışıklı kabuslar dedektifini masaya yatıracağız.

İtalyan yazarın Londralı dedektifi
Dylan Dog’un (Bu noktadan itibaren DD olarak anılacaktır) yaratıcısı Tiziano Sclavi, kâbuslar dedektifini keşfetmeden önce ‘70’lerde sinema ve edebiyat gibi farklı kültür alanlarında yardımcı yazarlık yapmaktadır. Bu işler aracılığıyla görsel kültür yazarlığı ekseninde rotasını çizerken kendini bir anda çizgi roman dünyasında bulur. Önceleri çocuk dergilerinden Piccoli’de yazarlık yaparken zamanla dönemin büyük ismi Bonelli Yayıncılık’la çalışmaya başlar ve kendi karakterlerini yaratma imkanını yakalar. DD’u karakter olarak sınadığı farklı öykü denemeleri sonrasında çizgi roman formatındaki DD’u 1984’te çizer Claudio Villa işbirliğiyle piyasaya sunar; ilk başta diğer Bonelli işlerine göre geri planda kalan DD, kısa bir sürede yoğun ilgiyle karşılaşır.
Sclavi’nin daha önce yayınlamış olduğu kısa öykülerden devşirme bir karakter olan Dylan Dog Londra’da yaşar, Craven Road No:7’de ikamet eder ve hayattaki en yakın arkadaşı olan yardımcısı Groucho’yla aynı evi paylaşır. Her ayrı hikayede kendisinden yardım isteyen farklı bir müşteriyle farklı maceralara atılır; bu müşterilerin çok büyük kısmı da güzel kadınlardır. Bu kadınların da gene büyük kısmıyla gönül ilişkilerine savrulan Dylan, tüm beceriksizliğine rağmen eğlenceli ancak biraz da zavallı bir çapkındır, bu kadınlara “lovebombing” 1 yaparken bir yandan da farklı kabusların, daha doğru tabirle paranormal olayların çözümünü arar. Bu çözümü ararken büyük oranda şansına güvenir ve şahsi boşvermişliğinden güç alır; nitelikli bir dedektifin kullanacağı çoğu imkanı ve yöntemi kullanmaz, ama gene de şansı bir şekilde yaver gider. Genel olarak DD, paranormal bir problemi çözmekten ziyade kendisine ulaşan ve dokunan problemi yaşar, kişiselleştirir, çoğu zaman o problemin bir parçasına dönüşür ve bir macera haline getirir. Ama istisnasız her zaman hem gönül ilişkilerinde, hem de bahsi geçen olağanüstü problemde bir şekilde başarı sağlar; en kötü ihtimalde ise başarılı bir şekilde halı altına süpürür.

Bir kahramanın üretimi
DD’un sebebi belli şekilde en sorgulanan tarafı soyadıdır; ama bu gizeme dair çok laf edilmez, isminin şair Dylan Thomas’tan geldiğini ise hem kendisi hem de yaratıcısı Sclavi mümkün oldukça vurgular. Esasında DD’un isminden ziyade cismi göze çarpar; karakterin görsel tasarımı birebir gerçeği kopyalar. DD’un ilk denemeleri yapılırken yazar Sclavi çizer Claudio Villa’ya İngiliz aktör Rupert Everett’i örnek almasını söyler; o dönemde sinemada oynamakta olan bir Everett filmini Villa’nın özellikle görmesini ister. Bugün, bağlamdan kopup kendi karakterini oluşturmuş olan DD’un yüzüne baktığınızda hala En İyi Arkadaşım Evleniyor (My Best Friend’s Wedding, 1997) filmindeki damadın suratını görmeniz bu sebeple kaçınılmazdır! Keza DD’un yardımcısı ve yoldaşı da ‘30’ların popüler komedi ekibi Marx Kardeşler’den Groucho Marx’ın cismi ve hicvi üzerine modellenmiş ve birebir hikayeye yerleştirilmiştir (DD’un Türkçe yayınlarının bir kısmında ise yardımcı Groucho, Arşak adıyla anılır; buradaki Arşak ismi seçimi de gene Marx Kardeşler’in Türkiye’deki sinema çevirisindeki ismine gönderme amacıyla yapılmıştır).
DD için Everett referansı bundan ibaret değildir; Sclavi’nin senaryosunu yazdığı ve 1994’te gösterime giren Michele Soavi filmi Dellamorte Dellamore’de başrolü dönemin önemli kadın aktörlerinden Anna Falchi’yle paylaşır. Soavi de İtalyan korkusunun en önde gelen isimlerinden Dario Argento’nun yakınındaki öğrencilerindendir; eskimekte olan türe son örnekleri birlikte ekleme fırsatı bulurlar. Teoride dirilen ölülerle uğraşan bir mezarlık bekçisinin hikayesini anlatan Dellamorte Dellamore, pratikte tamamen bir Dylan Dog hikayesi anlatır. Bu vesileyle eskisine kıyasla çok da revaçta olmayan İtalyan korku sinemasına ise Sclavi ve Soavi işbirliği çok nitelikli ancak gecikmiş bir örnek bırakır; bu filme yönelik önemli kenar köşe bilgilerden biri ise film içerisinde Sezen Aksu’nun 1991 tarihli Hadi Bakalım şarkısının kullanılmış olmasıdır; Türkiyeli seyirciyi beklenmedik şekilde şaşırtır, afallatır!
Kâbuslardan sinemaya Dylan Dog
Dellamorte Dellamore her ne kadar hayranlar tarafından ilk DD filmi olarak kabul edilse de, pratikte 2010 tarihli, Kevin Munroe’nun yönetmiş olduğu Dylan Dog: Gecenin Ölüleri (Dylan Dog: Dead of Night), ne yazık ki, ilk meşru DD filmi olarak bilinir. Tam anlamıyla hikayenin Hollywoodlaştırılması vesilesiyle DD evreninin kendi içerisinde sarkazmını kaybetmesine ve mizaha başvurduğu her anda karikatürleşmesine sebep olan film, diğer birçok uyarlama gibi kötüler rafına kolayca yerleşebilir.
Türkiye’de farklı dönemlerde Rodeo Kitap, Hoz Comics, Oğlak Yayınları tarafından farklı kitap boyutlarında, farklı hikaye kombinasyonlarında yayınlanmış olan Dylan Dog, verdiği kısa aralar haricinde ülke içerisinde kitlesini kaybetmemiş en önemli çizgi roman serilerinden biri olarak öne çıkıyor. An itibariyle Lal Kitap tarafından yayınlanmakta olan Dylan Dog, Sclavi’nin danışmanlığında farklı yazarlar ve farklı çizerler eliyle evrenini büyütüyor ve çizgi romanla yeni tanışmış olanlara, diğer emsallerine kıyasla, akıl, korku ve heyecan dolu hikayeler sunmaya devam ediyor. Eğer Zagor, Martin Mystere, Nathan Never ve türevi çizgi roman evrenine ilgi duyuyorsanız ve korkuyla da aranız iyiyse; tez vakitte Dylan Dog’a başlamanızı, herhangi bir hikayeden başlayabileceğiniz rahatlıkta olduğunu da belirterek, tavsiye ederim.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Tür olarak deneme, bir Rönesans armağanı. Montaigne gibi kalemi ile öznelliğin dibini de bulsa Bacon gibi nesnellik kaygısını da öne çıkarsa işin bir ucunda bireyciliğin doğuşu var.

Lisede gittiğim bir fotoğraf sergisinin hayatımı değiştirdiğini söyleyebilirim. NTV’nin “O An” sergisi, Levent’te. O kadar etkilendim ki -özellikle “Gökyüzüne olta atan adam”- heyecandan kitapçıya gidip birkaç teknik fotoğraf kitabı aldım -hiçbirini okumadım. Ama fotoğrafçılığı merak etmeye başlamıştım.

Kosinski, 1933 yılında Polonya’nın Lodz şehrinde dünyaya gelmiş. Yahudi olan ailesi, Nazilerin Almanya’dan başlayarak tüm Avrupa’ya yaydığı korku ikliminin bir objesi olmuşlar. Haliyle Kosinski’nin çocukluğu bu karanlık sürecin gölgesinde geçmiş. İkinci Dünya Savaşı’nın başlamasıyla birlikte savrulan aile, Lodz şehrindeki Katolik topluluklardan hatırı sayılır yardımlar görmüş.

Televizyonlarda yemek programları revaçta. Sadece yemesini değil, izlemesini de seviyoruz vesselam. Sadece televizyonlar mı? Sosyal medya üzerinde yemek yapanların ciddi takipçi kitleleri var. İnternet kocaman bir yemek tarifleri kitabına dönüşmüş durumda. Peki bu kadar çok kaynak varken neden hala yemek kitapları yazılır? Şikayetçi olduğumu sanmayım.

İnsan için anılar çok değerlidir. Kişinin davranış, duygu ve düşüncelerinin arkasında geçmişi yatar. Kişiliğin inşasının temelini oluştururlar. Tabii geçmişte yaşanılanları nasıl algıladığımız, nasıl hatırladığımız da bir o kadar ehemmiyet taşır. Ancak beynimiz, yaşantıları kaydetme ve hatırlama konusunda o kadar eksiksiz ve kusursuz değil.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.