Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Uyanmanın vakti geldi



Toplam oy: 8
John Wyndham // Çev. Niran Elçi
DeliDolu
Genç-yetişkin türüne fazlasıyla yakın bir bilimkurgu olan Chocky, kimsenin gözünden kaçmaması gereken bir kitap, özellikle de her şeyi bildiğini iddia eden yetişkinlerin...

Hayali arkadaşlarınız olabilir. Onlarla tartışmaya da girebilirsiniz. Peki ya o hayali arkadaşlarınız dünya üzerinde şimdiye kadar kimsenin cevabını bulamadığı şeylerden bahsediyorsa ve siz daha on iki yaşındaysanız?

Oldukça sıradan bir çocuk olan Matthew’un üvey babası, onu göremediği biriyle (bir sesle) konuşurken, hatta duydukları yüzünden öfke patlamaları yaşarken bulduğunda klasik bir hayali arkadaş vakasından fazlası olabileceğinden şüphelenmekte çok haklıydı. Hangi hayali arkadaş bir haftanın neden yedi gün olduğunu, insan ırkının tekerleğe takıntısının sebebini ya da iki cinsiyet olmasının işlevsiz olduğunun farkına neden varamadıklarını merak eder ki? Chocky isimli bu hayali arkadaş, rahatsız edici derecede sıra dışıydı ve acilen ona karşı önlem almaları gerekiyordu. Çünkü kimse kendi anlamadığı şeyleri merak eden kişilerden hoşlanmaz. Kimse bize kendimizi aptal hissettiremez.

Chocky üzerinden şaşkınlığı attıkça, okur olarak bizler de tıpkı Matthew gibi cevaplarını daha önce düşünmediğimiz ve sınırlı algımızın çok dışında kalan sorular karşısında afallıyoruz. John Wyndham tam da bunu amaçlıyor. Bilmediğimiz bir evrende geçen ya da günümüzde geçerliliği olmayan canlılar tarafından yaşanan bir kıyamet senaryosu yerine odak noktasına okuyucuyu oturtuyor. İnsan zihninin tüm reddedişlerini Matthew’un anne ve babasıyla birlikte haykırırken, zihnimizin ardında minicik bir ses fısıldıyor: “İmkansızı eledikten sonra elinde kalan şey gerçek olmalı.” İster istemez kendimize dönmek zorunda kalıyoruz.

 

 

Bildiğiniz düşmanlardan değil


Yazar John Wyndham’ın belki de en güçlü özelliği, kendimizi yakın hissettiğimiz gerçekçi karakterlerle oluşturduğu o harika diyaloglar. Yazarın Triffidlerin Günü isimli kitabında da aynı özellik göze çarpıyordu. Bilimkurgu dünyasına inat, sanki olaylar kapımızın hemen önünde cereyan ediyormuşçasına okuyucuyu avcunun içine alan da bu olsa gerek. Medyanın çarpıtmaları, geniş ailelerin bitmek bilmez kıyaslamaları, bilim uğruna yapılabileceklerin sınırsızlığı, her işe burnunu sokan kasabalılar; fazlasıyla gerçek ve fazlasıyla esprili. Tabii bir de sürekli vurgulanan ifade yetersizlikleriyle yazar gerçek ustalığını ortaya koyuyor.


Chocky’nin de en büyük problemlerinden biri, anlatmak istediklerini karşılamayan “dil sorunu.” İnsan ırkının gelişiminin en temel sınırını dil oluşturur. “0” rakamının kullanımıyla beraber matematiğin çağ atladığı ya da Yunan metinlerinin çevrilmesiyle gelen Rönesans düşünüldüğünde, yetersiz bir dilin ne kadar kısıtlayıcı olduğu anlaşılabilir. Aslında bilgi evrende serbestçe salınırken biz de en az Matthew kadar ne yapacağını bilmez bir haldeyiz. Hâlâ tüm teknolojik gelişimimiz tekerlek fikri üzerine kurulu ya da günlerimizi 5000 yıl öncesinin ay döngüleri ve hasat takvimleri doğrultusunda yaşıyoruz. İşin acı tarafı ise, bunu bize başkası söylediğinde bile hemen idrak edemememiz. Bilim, gelişme, ilerleme, inovasyon gibi büyük lafların ardına sakladığımız cehaletimizi yüzümüze vurmalarını istemiyoruz.

Yazarın bu son romanıyla insanlığın bilinmeyene duyduğu -kimi zaman manasız olan- korkuyu ele alması çok da şaşırtıcı değil. İlerlemeyi sağlamak bilim insanlarının göreviyken, onların yolunu aydınlatmak da sanatla uğraşanlara düşer her zaman. Bunun için bilimkurgu klasiklerine, Geleceğe Dönüş’e, Uzay Yolu’na ya da Jetgiller’e bakmak yeterli. İmkansız görünen görüntülü konuşma ve herkesin heyecanla beklediği uçan kaykaylar artık var! Chocky’nin bize yönelttiği sorulara biraz dikkat edersek çok fazla şey öğrenebiliriz. Evrende dünya dışı varlıkların kullandığı bir enerji mutlaka olmalı; yapmamız gereken tek şey, bir çocuğun açık fikirliliğiyle bakabilmek.

Anlatıcı olarak da Matthew’un babasının seçilmesi bu noktada devreye giriyor. Annenin aşırı duygusallığı, Matthew’un şaşkınlığı ve Chocky’nin üstenci tavrıyla değil, mantığın ve sağduyunun sesi olan David’in çabalarıyla her şey gün yüzüne çıkabilir. Çünkü bizler zeki varlıklar olmamıza rağmen, hantal ve geçmişe bağlıyız. Daha özgür olanlarımızın ilhamından faydalanarak bilinmeze ulaşabiliriz.

Genç-yetişkin türüne fazlasıyla yakın bir bilimkurgu olan Chocky, kimsenin gözünden kaçmaması gereken bir kitap, özellikle de her şeyi bildiğini iddia eden yetişkinlerin.

 

 

 


 

 

 

Görsel: Nihan Sarı

 

SabitFikir arşivinden ek okuma: Uygarlığın arızaları

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Alberto Manguel, edebiyata, tarih boyunca yazılmış olanlara, dünyanın geneline, insanlık haline karşı derin ilgisiyle, kıvrımlı, oyuncu, zengin yazı diliyle çağımızın önemli denemecilerinden biri. Borges’le, ömrünün başında (Borges’e kitap okuyarak) ve sonunda (Arjantin Milli Kütüphanesinin başına geçerek) kurduğu ilişkiyle de, en azından biz meraklılar için, önemli bir geleneğin sürdürücüsü.

Bazı kitapların ilk sayfasını okumaya başladığınızda, yazarı daha önceden tanımıyorsanız eğer, ilk cümleler okuma motivasyonunuzu etkiler. “Eyvah klişe bir roman okuyacağım” ile “hayır, başka türlü bir metin karşımdaki” arasında kalırsınız. Bahar Feyzan’ın kitabının ilk sayfası, ne yalan söyleyeyim, beni biraz ürkütmedi değil.

İlk okuduğum aşk mektupları annemle babama aitti. Kaç yaşındaydım hatırlamıyorum; sanırım ortaokula gidiyordum. Üzerinde ayçiçek motifleri olan yaldızlı büyük bir çikolata kutusunun içinde yer alan ve salondaki vitrinin en üstünde saklanan aşk mektupları… Bolca özlem, tutku, sevgi içeren…

Dünyanın hemen her diline çevrilen -67’si roman, 17’si hikaye kitabı, 21’i tiyatro oyunu olmak üzere- yüzden fazla eseriyle Agatha Christie, polisiye tarihinin -hiç kuşku yok- en tanınan ve muhtemelen de en çok okunan yazarı.

Bir bilinmez yazar ve çoksatar bir kitap… 83¼ Yaşındaki Hendrik Groen’un Gizli Güncesi’nden bahsediyorum. Gulliver’in Seyahatleri’nin yazarı Jonathan Swift’in, “Herkes uzun yaşamak istiyor, ama kimse yaşlanmak istemiyor,” sözü, yaşadığımız çağın ruhunu bu kadar iyi yansıtırken, 83 yaşındaki bir ihtiyarın güncesine gösterilen bu ilgiyi neye bağlamak lazım?

Söyleşi

 

Emily Gould ile söyleşi // Zeynep Şen


ŞahaneBirKitap

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

FikriSabit

Fikri Sabit, Ursula K. Le Guin'le aynı fikirdedir ey okur, edebiyat her zaman küçük bir kalabalığın ilgisini çeker, geriye kalan, kitlesel olan her şey doğası gereği poptur, piyasadır.

Geçtiğimiz hafta iki edebiyat dergisi –İzafi Dergisi ile Sarnıç Öykü-, kapandığını açıkladı arka arkaya. Hemen hemen aynı anda gelen bu iki haberin, bizim edebiyat ortamımız için bir haber değeri yok, maalesef. Ne de olsa edebiyat dergisi dediğimiz, kısacık bir ömre daha doğarken hapsolmuş, solgun bir heves demek bu ülke topraklarında. Bunda hepimiz hemfikiriz.