Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

Eleştiri

Eleştiri

Yaşamı inceliklerle sınamak



Toplam oy: 579
Antoni Casas Ros
Sel Yayıncılık
Son Devrimin Güncesi, bize her anlamda bildik gelen bir dünyanın derisine işleyip kalınlaşan kodlarını, farklı, yadırgatıcı bir yöntemle kırmaya çalışıyor.

Anlatının vaat ettiği özgüleştirici okuma biçimi, okurun deneyiminde ruhsal bir gelişme, iyileşme sürecini de besleyen, sürekli kılan yaşam pratiğine dönüşüyor. Dilin çoksesliliğini rehber edinen büyük bir oyunun kurallarını yıkarak, bozarak, onu ciddiye almadan kendisini var eden neşeli bir oyuna…

 

Antoni Casas Ros, yaşam öyküsünün kendisinde yarattığı değişim sürecini, dilin ve kurgunun imkanları ile güçlendirecek, biçimlendirecek şekilde inşa eden güçlü bir metin yaratıyor. İlk romanı Almodovar Teoremi (2008) ve 2012 tarihli Enigma adlı ikinci romanının ardından, Son Devrimin Güncesi adlı metni ile okurun zihnini kamaştıracak deneysel bir anlatım kararlılığıyla sesleniyor yine.

 

"İçeri girin, yazı insanlarının maceralarıyla tanışacaksınız"

 

 

Metin, sürekli değişen genç anlatıcıların gözlemlerinin ve deneyimlerinin yansımaları ile çok odaklı bir anlatım sürecini takip ediyor. Flying Freedom Hareketi (özgürlük atlayıcıları) üyelerinden on yedi yaşındaki günlük anlatıcısı Lupa’nın, bir restoranın çatı katında düzenlenen özel bir geceye katılmasıyla başlıyor hikaye. Zamanın belirsiz bir yerinde dünya, “makro” ölçüde totalitarizmin tutsağıdır; Avrupa’da diktatörlükler, küçük yönetici grupları bütüncül bir baskı ile toplumu kuşatarak, ruhların, bedenlerin kendini gerçekleştirme gayretini ilga eder. Vicdani sesini yitirerek, çürüyen ve zalimleşen normların dayatması, “özgürlük atlayıcıları” adlı intihar/ölüm hareketinin ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Flying Freedom, kentin kamuya mal olmuş yaşam alanlarını hedef seçerek bir tür ölüm atlayışı performansına çevirir direnişini. Böylelikle sessizliğin bedenle gerçekleştirdiği uyumu bir karşı koyma tavrına dönüştürür hareket. Üyelerini gençlerin oluşturduğu “özgürlük atlayıcıları” bu sayede sessizliğe ve teslimiyete hangi silahla, yasayla karşı koyacağını bilemeyen egemen güçleri şaşırtır, devrimi zihinsel dönüşümünü zenginleştirerek, korkuyu yenerek mümkün kılacaklarını, yaşamdan vazgeçerek gösterirler dünyaya, onlara seyirlik bir umut vaat ederek…

 

Hikaye, farklı ülkelerden, farklı kentlerden genç günlük yazıcılarının anlatı ve kayıtları ile okurun fantezi dünyasındaki boşluklara sızmaya devam eder. Sinema diline yakın bir görsellik, metnin düşsel imgelerinin etkisini çoğaltırken, yazıcıların ve kayıtlarının dönüşümlü anlatıları, gerçek ve düş arasındaki sınır kapısını metin boyunca açık bırakır. 

 

Antoni Casas Ros, yaşadığı talihsiz trafik kazası ile hayatın limitlerini kontrol eden değerleri yeniden temize çeken bir değişim geçirir. Yüzünün deforme olması ile beden ve onun üzerindeki mutlak irademize dair kendi zihinsel mağarasına çekildiği ve düşünme, algılama pratiklerini revize edip, yeniden yorumladığı, bu metin ile görünür bir hale gelir. Hikayenin çatısı, yazarın kendisini sağaltmaya da niyetli olduğu oto kurgu denilen yeni anlatı biçiminin izlerini taşır. Bununla birlikte günceler, son devrimin kişinin mahallileşmeyle, beden üzerindeki siyasi güçle, mutlak güzellik ve aşk üzerine öğrenilen tüm kanıksanmış bilgilerle göbek bağını keserek gerçekleşeceğini müjdeler. Bu devrim politik bir argümanı, doğaya tahakküm kuran ekonomik müdahaleleri ya da daha iki kişi arasında başlayan iktidar çatışmasını yok sayan, henüz dillenmemiş, yazısız sözsüz gelenek dışı bir özgürlük vaat eder ne de olsa… Günlük yazıcıları arasındaki zihinsel bağ, cinselliğin beden üzerinde yaptığı yeni bir okuma ile güçlenen anonim bir düşünceye dönüşür diğer yandan. Cinsiyetler ve cinsel performanslar kanıksanmış rollerin tutsaklığından sıyrılır. Devrim, genç yazıcılara bir tür ayin/ibadet şevkini verir, bedenlerini onlara iade eder. Cinsel aşkın sınırlarını, modern zamanların ezberlerine isyan edip, bir “aşk teşebbüsü”ne dönüştürürler. Bir kadının, bir erkeğin içinden geçmenin, geçerken dönüp ona bakmanın çocuksu saflığa dönüşle, çocuklukla bütünleşmenin bilgisi olduğunun farkındadır günlük yazıcıları. Üstelik tenin ve hazzın şifacı, iyileştirici bir yanı da vardır… Antoni Casas Ros, özgürlük atlayıcılarının ölümle oynadıkları oyunu kozmik bir büyülenmeye dönüştürür. En saf haliyle içine bakmasını talep eder bir yerde okurdan. Çalınmış özgürlükler bu sayede bir fırsata dönüşür metinde. Yazar sokak milislerine, işkenceye, anayasaya, siyasal müdahalelere karşı ölümü, ölüm atlayışını öngörürken, sembolik düzenin laboratuvarı haline gelen bugünün küresel politik sürecine de bir bakış atar. Her ikisini de gerçeğin ritmini düşürmeden bir arada okumaya çalışır. Bunu başarır da…

 

Casas Ros, diğer yandan ekolojik bir okuma yapma çabasına girmeden, doğayı tahakküm altına alan insan merkezli bakışı reddederek, evrenin bir parçası olduğunu hatırlatır okura Son Devrimin Güncesi’nde. Ölümün, atlama sarhoşluğunun karşısında, yaşamı incelikleriyle sınamak ister. 

 

Son Devrimin Güncesi, bize her anlamda bildik gelen bir dünyanın kompozisyonunu çiziyor. Ancak bu dünyanın derisine işleyip kalınlaşan kodlarını, farklı, yadırgatıcı bir yöntemle, renklerin de anlamları doldurduğu ölümcül bir karşı koyuşla kırmaya çalışıyor. Zamanın, mekanın yeniden üretildiği bu etkileyici metin, Işık Ergüden’in incelikli çevirisiyle okura lezzetli bir okuma pratiği öneriyor.

 

 


 

 

* Görsel: Ali Çetinkaya

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Kendi anlatı evrenini kuran, hikâyelerini birbirine teyelleyip size aşina bir karakteri başka bir öykünün kıyısından geçiren yazarlara pek meftunum. Bunun nedeni kültürel kodlarımıza kazınan Binbir Gece tarzı anlatılar olabileceği gibi Borges’i pek sevmemize neden olan oyuncu tavır ya da postmodern estetiğin parçalanmış gerçeklik fikri de pekâlâ olabilir.

Kan İzlerinin Peşinde, 2016 yılında önce Man Booker ödülüne aday gösterilmiş, sonraysa ödülün finalistleri arasına kalmıştı. Man Booker ödüllerinde bir polisiye-gizem romanının finale kalmasına pek sık rastlanmıyor; küçük bir yayınevinden çıkan bu polisiye, o dönem insanları bir hayli şaşırtmış ve merak uyandırmıştı.

 

Asimetri Lisa Halliday’in ilk kitabı. Kitap, Time ve New York Times tarafından 2018’in en iyi on kitabı arasında gösterilirken Elle, Oprah Magazine, Kirkus Review gibi birçok mecra da 2018’in en dikkat çeken eserlerinden biri olarak niteliyor kitabı.

 

Ağaçlar’ın dilinden anlıyor muyuz? Yazıldığı dil Almancayı kastetmiyorum elbette, bu yazıda üzerinde duracağım dil evrensel, doğanın dili. Peki ağaçların sesine kulak vermemize vesile olan şey ne? Bir kitap. Hermann Hesse’nin bütün eserlerinin bulunduğu 20 ciltlik baskıdan Volker Michels tarafından derlenmiş Ağaçlar dilimize çevrilerek Kolektif Kitap etiketiyle okura sunuldu.

Aynur Dilber’in ilk öykü kitabı Az Hüzünlü Bir Yer (İz Yay. 2018), gerçekçi ve gerçeküstü tarzda öyküler içeriyor. Ben kendi payıma, kitaptaki gerçeküstü öyküleri daha çok beğendim. Bu beğeninin elbette öznel bir tarafı var ama gerçeküstü öyküleri neden daha çok beğendiğimi kendime sorduğumda, bunun tek sebebinin benim edebiyat zevkim olmadığını itiraf edeyim. Ne demeye çalışıyorum?

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.