Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Eleştiri

Eleştiri

Yetim kalmasınlar diye...



Toplam oy: 985
Otobiyografi, günlük, deneme, gezi kitabı ya da bir itiraf tutanağı... Nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bir insanın gözünden birçok hayata, birçok tarihsel döneme tanıklık etmeye çağırıyor Oya Baydar Yetim Kalacak Küçük Şeyler'de okuru.

Bellek yanıltır insanı. Otobiyografiler yanlıdır; ama an'ların kozları eşittir. Güzel, iyi, kötü, korkunç, can yakan, acı veren, mutlu eden, baş döndüren, heyecanlandıran, pişmanlığa batıran, suçluluğa gömen, vicdan azabına sürükleyen, öfkelendiren, orgazm yaşatan an'ların hepsi de boşlukta yer kaplar. Hepsinin hayatta bir karşılığı vardır. Kimi daha dominant, kimi daha silik olsa da günün birinde eşitlenir hayat karşısındaki konumları. "Biyografiler kişinin yaşadıklarını anlatır; insan hep eksik kalır. Otobiyografiler masumca yalan söyler; çünkü insan en çok kendini sever. Yaşadıklarımız değil, yaşadıklarımızın anlık duygusudur gerçek 'ben'. Ânın duygusunda yalan, riya, çarpıtma yoktur: Sevinçtir, kederdir, coşkudur, tutkudur, korkudur, utançtır, kindir, ihanettir, intikamdır; zaferin sarhoşluğu, yenilginin ezikliği, hazzın doyumu, yitirmenin pişmanlığıdır." Bu giriş yazısıyla başladığı son kitabı Yetim Kalacak Küçük Şeyler'de Oya Baydar, belleğin insana acımasızca oyun oynayan patikalarının değil, an'ların sahiciliğinin izini sürer.

 

Bu otobiyografik roman, yalnızca Oya Baydar'ın değil, insancıklarındır aslında; her bir okurun tanışıklık hissedeceği an'lar niteliğindedir bir nevi.. Demiryollarına bakan evlerden, duvarları yıkılan kentlerden, heykelleri yiten ülkelerden, tren kompartımanlarından, evin en huzurlu odalarından, verandaların köşelerinden, Yıldırım Bölge Kadınlar Koğuşu'ndan, koğuşların zifiri karanlığından, bazen de 68'in umut taşıyan ışığından perdeyi aralıyor Oya Baydar. İçinden geçtiği ülkeler, şehirler, yaşamlar, özneler değişse de, değişmeyen ortak bir şey var anlattığı tüm an'larda: İnsan olan, insana ait duygular bunlar. Baydar, Maskesiz, makyajsız, kıyafetsiz halleriyle belleğinde kalanları aktarıyor. "Özrü" ise oldukça içten ve anlaşılır: "Ömür boyu yaşanan, biriktirilen yüzbinlerce, milyonlarca ânın toplamıdır insan. (…) Gün gelip vaktin daraldığını hissettiğinizde anlarınız yok olmasın, bilinmez boşluğun bir yerlerinde yaşasın istersiniz. Sizi siz yapan o küçük şeyler yetim kalmasın diye oturup yazmaya başlarsınız. Yazmak, insanın var olma çırpınışından başka nedir ki zaten!"

 

Eski dostlar, çocukluktan kalan arkadaşlar, yoldaşlar, kediler, köpekler, sevdalar, ruh çağırma seanslı anılar, komşulara dair hatıralar, mahpuslar, görüş günleri, huzur evleri, cenazeler, tabutlara sığmayan yaşamlar, taşan idealler, yıkılan umutlar, yitip giden hayatlar, sürgünler, yeni evler, gurbette geçen günler, hasretler, kaybedişler, vazgeçişler, ihanetler, aşklar, ağrılar, askerler, coplar, postallar, cuntalar, sadakatler, sadakatsizlikler, kopuşlar, birleşmeler... Doğumdan ölüme, çocukluktan yaşlılığa... Kısacası bir hayata sığabilen ne kadar an varsa Yetim Kalacak Küçük Şeyler'de kelama geliyor. Bir de hepsinin ötesinde devrimi düşündürtüyor kitap yeniden ve bir daha. Kitabı okurken, Murat Uyurkulak'ın devletle hesaplaşmayı kaleme aldığı Tol romanının ilk cümlesi yankılanıyor zihnimde: "Devrim vaktiyle bir ihtimaldi ve çok güzeldi." Genç Oya, kadın Oya, yazar Oya, anne Oya, asker babanın kızı Oya... Tüm toplumsal rollerinin yanı sıra devrime inanan, bir dönem hayatını devrime adayan ve hayatının bir bölümü darbelerle sekteye uğrayan Oya'yı tanıyoruz ve O'nun an'larında vücuda gelen nice hayatla karşılaşıyoruz bu kitapta.

 

Belki de daha önceki kitaplarının aksine, Baydar bu kitabında ilk defa Oya Baydar olarak direnmeyip, çözülüyor. Hayatına değen geçen herkesi ve en çok da kendisini gönüllü bir şekilde ele veriyor. Davaya ihanet ediyor tabiri caizse. Sınırları aşıyor, zincirlerini kırıyor. Teslim olmanın dayanılmaz hafifliğini yaşıyor belki. Kendisini, O'nu meydana getiren an'ların akışına bırakıyor. Belki de otosansür uygulamadan yazabileceği en rahat yazının bu anlatı-roman olduğunu hissediyor içinde yaşadığımız dönemde ya da kendisinin de ifade ettiği gibi, salt insan ömrünün sınırlılığını aşma, var olma, iz bırakma, biraz da arınma ve günah çıkarma çabası onunkisi.

 

Otobiyografi, günlük, deneme, gezi/seyahat kitabı ya da bir itiraf tutanağı... Nasıl tanımlarsanız tanımlayın, bir insanın gözünden birçok hayata, birçok tarihsel döneme tanıklık etmeye çağırıyor Oya Baydar Yetim Kalacak Küçük Şeyler'de okuru. "Sığınmacı" değil; ama "mülteci" olmaya buyur ediyor yer yer göçebe, yer yer mülteci olduğu hayatında hepimizi; taraf tutmadan, yargılamadan, kayıtsız kalmadan okumamız için.

 

 


 

 

* Görsel: Olga Müstecaplıoğlu

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Eleştiri Yazıları

Birgül Oğuz’un 2012’de çıkan son kitabı Hah’ın ardından, nihayet, İstasyon geçtiğimiz yılın son döneminde yayınlandı. “Okullu” bir edebiyatçı olan Oğuz, İstanbul Bilgi Üniversitesi’ndeki Karşılaştırmalı Edebiyat lisansı ve Kültürel İncelemeler yüksek lisansının ardından, Moda Sahnesi’nde edebiyat dersleri verdi.

Mizah kulakta komik çınlasa da ciddi bir mesele. Hele de insanların öncelikli değer verdiği, hayatını etrafında biçimlendirdiği, eleştirisini önemsediği, hassasiyet kapsamındaki konulara değdiğinde tam anlamıyla barut fıçısına dönen bir mesele.

Spor muhabirliği yaparak başlamıştım metin yayınlamaya. Fenerbahçe’yle ilgili bir haber yazmıştım, ilk imzamı orada gördüm. O gazete sayfasını çerçevelettim, hâlâ saklarım. Farklı konularda yazılar yazsam da aslında üç aşağı beş yukarı aynı konular arasında gidip geliyorum. Bilmediğim hiçbir konuda da yazmamaya çalışıyorum.

 

-Queensryche / Lady Jane eşlik edebilir bu yazıya-

 

Hayranı olduğum, yarattığı “Oulipo” akımıyla edebiyat alanında yepyeni ve oldukça da neşeli bir sayfa açan şair ve yazar Raymond Queneau’nun dilimize Tahsin Yücel tarafından kazandırılan Zazie Metroda romanını bilir misiniz? (Bence bilmelisiniz!) Annesi, küçük Zazie’yi birkaç günlüğüne Paris’e, dayısının yanına getirir.

Kulis

Her Şey Çölde Koşan Bir Atla Başladı

ŞahaneBirKitap

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Editörden

Doğu Batı sorunu yalnızca bizim edebiyatımıza özgü bir sorunlar yumağı değildir aslında, Rus edebiyatında da benzer bir tartışma söz konusudur. Bütün bir 19. yüzyıl romanı daha sonra şiddetlenecek bu tartışmanın ilk alevinin yakıldığı metinlerle doludur.