Sabitfikir
idefix
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

Felsefe

Felsefe

‘PASAJLAR’DA YÜRÜMEK


Gayet iyi
Toplam oy: 4
Susan Buck-Morss
Metis Yayınları

“Pasajlar şunu savunur: Kapitalizm çağını biçimci “Modernizm” ve tarihsel açıdan eklektik “Postmodernizm” diye ikiye ayırmak bir anlam ifade etmez, çünkü bu eğilimler zaten sınaî kültürün başından beri var olmuştur. “Modernizm” ve  “Postmodernizm” kronolojik çağlar değil, sanat ile teknoloji arasında yüzyıla yayılan siyasal konumlardır. Dolayısıyla her iki konum da ancak kısmi bir hakikati temsil eder; meta toplumunun çelişkileri aşılmadığı sürece bunların her biri “yeniden” ortaya çıkacaklardır.”
                                                                  SUSAN BUCK MORSS

ABD’li yazar ve siyaset bilimci Susan Buck-Morss’un Walter Benjamin’in ‘Pasajlar’ çalışmasını açımladığı “Görmenin Diyalektiği” isimli eseri, geçtiğimiz Ocak ayında Metis Yayınları tarafından dilimize kazandırıldı. Morss’un kendi sözleri ile Benjamin’den yaptığı alıntıları birlikte kullanarak kurduğu bir metin yapısına sahip olan eser, otoritesini hiçbir zaman yazılmamış bir kitaba, Benjamin’in günümüzde en önemli eserlerinden biri olarak görülen Pasajlar Çalışması’na (Passagen-Werk) borçlu.

Benjamin bu önemli eser üzerinde çalışmaya 1927 yılında başlamıştır. Aradan geçen 13 yıl içerisinde eseri tamamlayıp, olgunlaştırmak yerine; 19.yüzyıl sanayi kültürüne ilişkin parça parça notlar derleyip, bunları fragmanlar halinde dosyalamayı seçmiştir. Yazarın başlangıçta 50 sayfa olarak düşündüğü bu çalışma 1982 yılında ilk kez basıldığında 1000 sayfayı aşan muazzam bir malzemeye dönüşmüştür. Susan Buck-Morss’un “Görmenin Diyalektiği” isimli çalışması ise bu tarihsel malzeme üzerine yoğunlaşmaktadır. Eser; ‘Pasajlar’ın bir özeti olmaktan ziyade, farklı bir metindir. Amacı ise; kendisini oluşturan tarihsel verilerin katmanları içinde derin bir uykuya dalmış olan ‘Pasajlar’ın bilişsel ve siyasal gücüne ‘Yeniden’ hayat vermektir. Bu amaçla kaleme alınan “Görmenin Diyalektiği” Benjamin’in kendi tarihsel deneyiminin içinde 19.yüzyıl Paris’ini anlatan bir hikâye-içinde-hikâyedir.
Walter Benjamin’in müstakil bir edebiyat ürünü olmayan Pasajlar çalışması, içeriği açısından modernist bir yapıya sahiptir. Bu yapı içerisinde yer alan anlam şifreleri, okuyucuya eseri ‘yeniden inşa etme’ fırsatı vermektedir. Benjamin çalışmasının niyetine dair verdiği ipuçları ile okuyucuyu kendi isteklerini bile hiçe sayarak adeta birer tarih dedektifi haline getirir. Okur toplumsal-tarihsel gerçeklikleri arama yolunda ilerlerken, Benjamin spot ışıkları altından hızla kaybolur. Geriye kalan ise olguların anlamını kendi kendine keşfettiğini hisseden okur ile yeniden inşasına katkıda bulunduğu Pasajlar çalışmasıdır. Benjamin, bu anlatım biçimini bilinçli olarak seçmiştir. Yekpare zaman anlayışına karşı çıkan, geçmiş ve gelecek arasındaki bağı parçalanmış bir zamanda tahayyül eden bu modernist biçim aracılığıyla okur, ‘Pasajlar’ın içerisine girip ilerleme fırsatı bulur. Benjamin’in tarihten bağımsız / karşı bir ‘tarihyazımı’ olarak tanımladığı bu eser, sanayi devrimi çağında mitik ve düşsel bir durumda var olan bilinci, elde edilecek tarihsel bilgi ile uyandırmayı amaçlar. Yazar bu yolla tarihi ideolojik işlevinden arındırarak onu 'şimdi'yi gündeme getirebilecek eleştirel bilginin kaynağı olarak kurtarır. Tarihsel hafızayı uyandırmak olarak da tanımlayabileceğimiz bu çaba için en iyi örnek ise Pasajlar hakkında yazmak olarak tanımlanabilir. Susan Buck-Morss’un da çabası bu yöndedir; amacı Pasajlar hakkında okuyucuyu aydınlatarak, yaşayan kültürün bağrındaki tarihsel bilgiyi açığa çıkarmaktır. Uzun ve argümanları karışık olmasına rağmen, akademik alanın karanlık koridorlarına sıkışmayan ve bir yandan da popüler değeri yüksek olmayan bir eser yaratmıştır Morss ki, Benjamin de böyle olmasını istemiştir.

Modernliğin kök-olguları olarak meta kapitalizminin tapınağı Pasajlar, Walter Benjamin için dünyanın fenomenolojik bilgisine ulaşmada birer aracıdırlar. Dünyanın pek çok yerinde (Berlin, Paris, Moskova) eşzamanlı olarak kurulan pasajlarda önceleri sanayi kültüründen kalma tarihsel kalıntılar sergilenmiştir. “Vitrin” olgusunun da ilk olarak ortaya çıktığı pasajların camekânlarında sergilenen korseler, taraklar, fotoğraflar, yaka düğmeleri ve bunun gibi gündelik hayatın içerisinde yer alan diğer nesneler Benjamin’in fenomenolojik yönteminin duraklarıdır.   Bu özgün felsefi yöntemi eserinde en iyi şekilde “Görmenin Diyalektiği” olarak tanımlar Susan Buck-Morss. Tarihten hareketle felsefe inşa etmek olarak tanımlayabileceğimiz bu yöntemi içeren Pasajlar eseri, yazdıkları içerisinde Benjamin’i en çok zorlayandır demek yanlış olmaz. “Başarısız olma korkusunu bu denli içimde hissederek yazdığım hiç olmamıştı”  der kadim dostu Scholem’e bir mektubunda. Hitler’in Fransa’yı işgal etmesinin gündemde olduğu günlerde ülkeyi terk edip, İspanya sınırında intiharı seçtiği zaman da aynı duygu halindedir ve ona bu yolda eşlik eden bavulda ‘Pasajlar’ keşfedilmeyi beklemektedir.

Susan Buck Morss’un eseri ise sadece pasajlarla yetinmeyip, Benjamin’in yazın dünyasına yapılan uzun ve ayrıntılı bir yolculuktur. Bu yolculukta en önemli duraklardan birisi ise Pasajlar’la aynı temaya sahip ‘Tarih Üzerine Tezler’ çalışmasıdır. Yine Metis Yayınları tarafından dilimize kazandırılan bu eserinde Benjamin, adeta mitik tarih teorilerinin ipliğini pazara çıkarır ve yeni bir tarih anlayışını yaratma yolunda önemli adımlar atar. İlahiyat ve tarihsel materyalizm ilişkisini de Tezler’de masaya yatıran Benjamin bu birlikteliği mekanik dev bir satranç oyuncusunu (tarihsel materyalizm) hareket ettiren bir cüceye (ilahiyat) benzetir.  Eserin çoğu argümanı pedagojik niteliktedir. 19. Yüzyılın en önemli entelektüel simalarından Benjamin’in kavramsal çerçevesini ‘Tarih Üzerine Tezler’de geliştirdiği tarihin itibarını iade etme girişimi Pasajlar ile olgunluğa erişir. 

Walter Benjamin’in ünlü ressam Paul Klee’nin “Angelus Novus-Tarih Meleği” tablosunda temsilini bulduğu tarih imgesi, tüm uçuculuğu ve kalıcılığıyla ‘Pasajlar’da önümüze serilir. Filozofun tüm eserlerinde yer alan bu imgenin izini süren Susan Buck Morss ise “Görmenin Diyalektiği” ile felsefi bir yola çıkar; ilahiyat, tarih ve felsefenin kesiştiği noktada ‘Pasajlar’ okuruyla buluşmayı beklemektedir...

ANİ CEYLAN ÖNER

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Felsefe Yazıları

“Ve bugüne kadar istisnasız bütün devletlerin... nihai amacı olan ebedi barış, kötü savaşları bitirmemizi ve kendisine ulaşmak için en uygun görünen (belki de bütün devletlerin tek tek ve tümden cumhuriyetleşmesini sağlayan) bir anayasa kurmamızı talep eder.

“Girit’e kaçmak, Girit’te yaşamak, Atina’da ölmenin alternatifiydi. Fakat Sokrates Atina’da ölmeyi seçti. Sokrates, Girit’e felsefeyi sokmak uğruna yaşamını korumaktan ziyade, Atina’da felsefeyi korumak uğruna yaşamını feda etmeyi tercih eder. Eğer Atina’da felsefenin geleceğine ilişkin tehlike o kadar büyük olmasaydı, Sokrates, belki de Girit’e kaçmayı seçerdi.

“Sanat eleştirisi öğretmekle geçirdiğim uzun yıllar beni şuna ikna etti ki, bir imgeyi değerlendirmenin en iyi yollarından biri onu gözlemlemek ve üzerine düşünüp konuşmaktır. Sanat eleştirisi bunu gerektirir ve bu kitabın derdi de bu.

“Fotoğraf felsefesinin amacı, insan ve aygıt arasındaki mücadeleyi fotoğraf alanında ortaya çıkararak, sözkonusu karşılığa olası bir çözüm aramaktır”

“... nesnelerin beni (özgür bir varlığı) nasıl etkilediği asla anlaşılır şey değildir. Ben yalnızca nesnelerin nesneleri nasıl etkilediğini kavrarım. Ama ben özgür olduğuma göre (ve ben, kendimi nesnelerin bağıntısı üzerine çıkarıp, bu bağıntının kendisinin nasıl olanaklı olmuş olduğunu sormak suretiyle olanım), ben asla hiçbir şey, hiçbir nesne değilim.

Auster, tam da böyle yapıyor işte. Demokrasiyle yakından uzaktan alakası olmayan, totaliter rejimlerin varlığıyla beslenen ülkesinden bizlere sesleniyor.

Daha geçen cumartesi Zizek İstanbul’dayken söylemişti, kapitalizmin demokrasiyle bağı kalmadı diye. Kapitalizmin burjuva demokrasisi getirdiği fikrinin/hayalinin artık gözle görülür bir şekilde çöktüğünü, kapitalizmin totaliter rejimlerden beslendiğinin altını çizmişti.

Söyleşi

30 Eylül 1969'da Şili Komünist Parti'den başkan adayı olan Pablo Neruda,  o tarihlerde yaptığı bir konuşmasında “Hayatımı şiir ve politika diye ayırmayı hiç düşünmemiştim,” demişti.

 

 

ŞahaneBirKitap

Latife Tekin bir gün bir sohbetimiz sırasında her kitabın yazarından bağımsız bir kaderi olduğunu söylemişti bana; her kitabın kendi kaderi vardır, demişti… Tayep Salih’in “Kuzeye Göç Mevsimi”ni okurken ister istemez bu sözler geldi aklıma.  1966 yılında yazmıştı Sudanlı Taye

Anket

Paulo Coelho'nun internet üzerinden yayılan korsan yayınları desteklediğini söylemesi hakkında ne düşünüyorsunuz?



kitap-eleştiri bir EBİ markasıdır

kitap arkadaş evlilik itiraf paylaşım oyun