Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi


Arşivi

En çok okunanlar  


Aydınlıkta fuar bilmeceleri

Evet sevgili okurlar, bir kitap fuarı dönemine daha girmiş bulunuyoruz. Bu defa bir değişiklik yapayım, her şey olup bittikten sonra söylenmek yerine, kitap fuarları bağlamında sorularımı, gönlümden geçenleri önceden bildireyim dedim yayın alemine.


Aşığım, hidayete eriyorum, tarihim muhteşem, suçum kriminal, hayatım popüler roman!

Müzikte arabeski, siyasette İslam hareketini, edebiyatta da popülizmi doğuran 80’ler… Hıristiyanlıkta İsa’dan önce İsa’dan sonra neyse, bizim için de hep 80 öncesi ve 80 sonrası… Popüler romanın içimizden taşıp fışkırması, yayın piyasasını, edebiyatı neredeyse ele geçirmesi de bilindiği gibi 80’lere denk geliyor.


Cehalet felaketi

Uzun zamandır aklımdan hiç çıkmayan bir tamlama: Cehalet felaketi. Gezi direnişiyle ilgili yazılan bir rep şarkısının içinde geçiyor. “Bu yaşadığımız cehalet felaketi…” Yapıştı dilime çıkmıyor.


Kitap neye “değer”?

Lafı sözü fazla uzatmadan direkt konuya gireceğim. Yayın dünyamızda geçen haftaya damgasını vuran haberlerden biriydi YKY’nin 7 tonluk kitabı imha etmesi. Ya da daha doğrusu tam olarak edememesi… İmha sürecinde hurdacının kitapları ikinci el piyasasına sürmesi olayı patlattı, yayınevi açıklamasını yaptı, olay kapandı. Yayınevinin yapacağı bir şey yoktu, yoksa acaba var mıydı?


Edebiyat direnenlerin değilse eğer, hiç kimsenindir

İlk önce aklıma Sait Faik geldi nedense. Oysa o yaşamı boyunca edebiyat çevreleri içinde dışlanmayı, beğenilmemeyi, ötelenmeyi zarif ve iç burkan bir şekilde kabul etmiş gibiydi. Beğenmezler beni, hem belki de haklılar, deyip geçerdi. Peki bunun neresi direnmekti? Sait Faik, yazmaya hep devam etmişti.


Kara kapaklardan fal tutan!

Sizi bilmem ama ben resimli kitabı oldum olası severim. Hikaye arasında soluklanmak, hikaye içinde başka bir hikayeye, başka bir tahayyüle dalmak, resmi yapanın metni yazanın imgeleminden süzülüp gelen yeni imgelemine uzanmak garip, heyecan verici bir deneyimdir. Resimli kitap bulamazsam da tabii doğru kitap kapağına.


Gör, duy, hisset: Edebiyat şehrin bahçelerinde, gaz bombardımanının içinde el ele…

Yok yok merak etmeyin, “yeni dil, gücünü mizahtan alıyor, gümbür gümbür geldi” yazısı değil bu. Direnişin dili, sıkıcı sosyolojik, kuramsal, edebi analizlerin dışında da, onlara ihtiyacı olmadan da kendini üretiyor, yoluna devam ediyor nasılsa... Ben bugün sizlere yeni bir edebiyat kuşağının önsezili, hani neredeyse kehanetvari arayışından, bir araya gelişinden söz edeceğim.


Ağaçlara sarılanlar onları bir daha bırakmayacaklar!

Her şey bir ağaçla başladı, ne güzel. Doğanın en suskun, en dilsiz, bizim gözlerimize en durağan gelen varlığı seslendi birden, hareketlendi. Yüzüklerin Efendisi: İki Kule’de, en beklenmedik anda harekete geçip savaşın kaderini belirleyen entleri, Orta Dünya’nın en yaşlı ağaçlarını hatırlamamak mümkün mü...


Dan Brown’un cehennemi, buradan bir çıkış olmalı!

Evet Dan Brown yazdı, bir best ve longseller daha, kutlu olsun! Ocak 2013’te adını açıkladı yazar kendi web sitesinde kutlu eserinin, sonra şubatta kitabın kapağını gösterdi bizlere. Sonra “Tapınakçı Cehennemi: İsyanın Şövalyeleri” adlı kitap zaten yardımcı kitap olarak daha önceden bildirilmiş ve basılmıştı.


Köşeye sıkışmış yazardan sosyal medyanın efendisine

Aklıma ilk önce Charles Dickens geldi. Tefrika halinde basılıp satılan romanı Mister Pickwick’in Serüvenleri’nden şaka değil, tam 40 milyon pound kazanmıştı. Borç yüzünden hapis yatan ailesini kurtarmak için yazarlık yeteneğini ticari zekasına katarak, edebiyat tarihine damgasını vurmuş en önemli yazardı. Sonra bir de Balzac vardı tabii.

Söyleşi

100. sayımızla birlikte hazırlamaya başlayacağımız Yayınevi Hikâyeleri’nde sözü alternatif işler üreten, okurları edebiyatın özgün örnekleriyle tanıştıran sevdiğimiz yayınevlerine bırakıyoruz.

ŞahaneBirKitap

Sanat eleştirmeni, sanat tarihçisi, ressam, şair, toplumbilimci, düşünür John Ruskin, On Dokuzuncu Yüzyılın Fırtına Bulutu eserinde sanayi devriminin sonuçlarını çevresel yönden ele alıyor.

Editörden

Ütopya fikrinin ortaya çıktığı Ortaçağ Batı’sı, insanlığa karanlık bir gelecek vaat etmesine rağmen, kendi topraklarında doğmuş “rahatsız ruhlar” eliyle her zaman temize çekildi. Birilerinin ütopyası, başka birilerinin distopyası oluyordu çünkü. Batı’nın en parlak ütopyası İngiltere’dir ve ne hikmetse ütopya dediğimiz tür de İngilizler eliyle pazarlanmıştır tüm dünyaya.