Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap


Yazarlar


Hilmi Tezgör

İstanbul’da doğdu. Avusturya Lisesi’nde okudu. Dergicilik, yayınevi editörlüğü ve müzik yazarlığı yaptı. Yüksek lisansını Boğaziçi, doktorasını İstanbul Üniversitesi’nde tamamladı. 1992’den bugüne çeşitli dergi, gazete ve antolojilerde şiirleri, şiir ve şarkı sözü çevirileri, edebiyat ve müzik konulu yazıları yayımlanıyor. 1995’te kurulduğundan beri Açık Radyo'da "Vertigo" isimli müzik programını hazırlıyor. Üniversitede Modern Türk Edebiyatı, Modern Türk Şiiri, Edebiyat Kuramları, Karşılaştırmalı Edebiyat ve Popüler Müzik-Edebiyat İlişkisi alanında dersler veriyor, çalışmalar yapıyor.

 

Kitapları: Geçişli Fiiller: Şiirler (Altıkırkbeş, 2003), Şarkıdaki Şiir: 20. Yüzyılda Popüler Müziğin Edebi Yüzü (İletişim Yayınları, 2012), “Bin Atlı Akınlarda Çocuklar”: Ortaokul Türkçe Ders Kitaplarında Şiir (1929-2005) (İletişim Yayınları, 2013)

 

Çeviri şiir kitapları: Hermann Hesse / Seçilmiş Şiirler (Altıkırkbeş, 1994), Erich Fried / 41 Aşk Şiiri (İyi Şeyler, 1998), Karl Krolow / Dünyanın İşaretleri (Yapı Kredi Yayınları, 1999), Konrad Bayer / Kuşların Yüzeyi (Encore Yayınları, 2014)

Tüm Yazıları

İyi hatırlıyorum, Patti Smith’in 1999’daki İstanbul konserinde önümde iki kız oturuyordu. 14 -15 yaşlarındaydılar. Sahnede Patti Smith enfes bestelerini çalıp çok iyi bir performans gösterirken, ikisi bir türlü yerlerinden kalkamıyor, heyecanlanamıyor, “coşamıyorlardı.” Bunun farkına vardım, çünkü Because The Night başlayınca birden durum değişiverdi.

Siyaset bilimci Hannah Arendt, 1963 tarihli Kötülüğün Sıradanlığı kitabında, Nazi Almanya’sında milyonlarca Yahudinin toplama kamplarında ölüme gönderilmesinden sorumlu SS yetkilisi Adolf Eichmann'ın Kudüs'teki yargı sürecini ele alıyor ve onun son derece normal biri olduğuna dikkat çekerek insanın içindeki kötülüğün ne derece sıradanlaşabileceğini gösteriyordu.

2014’te Nick Cave’in filmi çekildi. Hayatındaki bir günün kurgusal olarak anlatıldığı dramatik bir belgeseldi bu. Sinemadan çıktığımda, onu sevenlerin, yani benim gibilerin filmden çok hoşlanacağını düşünmüştüm. Tamam, psikanalistiyle konuşma sahneleri ve “fazla canlı” konser görüntüleri sahiciliği törpülüyordu ama yine de güzeldi.

Kurt Cobain ve Nirvana’nın ardından söylenecek söz kaldı mı? Bu miras hakkında bir şeyler denebilir mi hâlâ?.. Bu gibi soruların cevabının olumlu olması için, ancak ve yine, söylenmiş yeni bir sözün bulunması gerekiyor. O halde, işte Kurt Cobain hakkında yeni bir belgesel ve yeni bir yazı. İkisi de aşağıda..

 

Çok değil iki ay önce, 74 yaşındaki ozan Joan Baez, Berlin’de Amnesty International’ın “Vicdan Elçisi Ödülü”nü sanatçı Ai Weiwei ile paylaştı. Henüz 21 yaşındayken, yani 1962’de, Life dergisi onu “en iyi folk şarkıcısı” ilan etmişti ama daha da öncesinde, 1959’da Newport Folk Festivali’nde iki düet için sahneye çıktığında, “çıplak ayaklı madonna” olarak belleklere kazınmıştı zaten.

1947 Londra doğumlu bir müzisyeni konu eden bu yazıya İngilizce bir cümleyle başlayayım: “David Bowie is not my cup tea.” Müziği sevmek, her müzisyeni sevmek anlamına gelmiyor tabii, biliyorum, ama David Bowie benim kalemim değil. Daha doğrusu öyleydi. Ama Simon Critchley’in kitabını okuduktan sonra, bir de onun gözüyle bakacağım Bowie’ye.

 

Edebiyat ve müzik arasında ilişkinin en güçlü olduğu ve iç içe geçtiği coğrafyalar, hikaye anlatma geleneğinin, bir başka deyişle sözlü geleneğin yaygın olduğu yerler hiç kuşkusuz. İzlanda da böyle bir coğrafya. Uzun kış geceleri, pagan mitoloji, buzullar ve hayatta kalma mücadelesinin üstünde yükselen bir kültür.

Polly Jean Harvey, popüler müzik dünyasına 1992’deki Dry albümüyle girdiğinden beri hep iyi müzik yaptı. Belki bazı albümleri (örneğin Uh Huh Her) biraz daha zayıftı ama “iyi müzik” dedirtebilecek her şey, neredeyse hep oradaydı. Benim kendisini severek dinlemem içinse Dry’ın üzerinden yirmi yıla yakın bir zaman geçmesi gerekti.

“İçinde şiirlerimin olduğu siyah bir defterim var,” diye yazmıştı Roger Waters, Pink Floyd’un 1979 tarihli The Wall albümünün “Nobody’s Home” şarkısında.

2016 yılında Bertolt Brecht’in ölümünün üzerinden 60 yıl geçmiş olacak. Kuşkusuz Almanya’nın birçok yerinde ve özellikle de Brecht’in son yıllarını geçirdiği Berlin’de heyecan verici anma etkinlikleri olacaktır. Ama onun Berliner Ensemble isimli tiyatrosu, zaten 60 yıldır onun mirasını canlı tutmakla meşgul.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.