Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Acıyı hissetmek için yaşamak, yaşar gibi koşmak




Toplam oy: 1104
Jean Echenoz
Helikopter Yayınları
Emil Zatopek koşar, sadece kazanmak için değil, koşmak için, koşmayı sevdiği için koşar. Madem koşuyorum, bunu yapabiliyorum o zaman daha çok koşayım, daha hızlı koşayım dediği için koşar. Postmodern edebiyatın yıldızlarından, Fransız romanının önemli temsilcilerinden olan Jean Echenoz ise yazar. Zapotek’in ritmine kendisininkini katar, karıştırır ve yazar.

Bizim evrenimizin sesinin 'la' olduğunu söyler fizikçiler. Aynı anda her yerden ve hiçbir yerden gelen başsız ve sonsuz, derin ve karanlık bir la sesiyiz hepimiz. Ya da la ritmiyiz... Hayatın bir sesi, bir ritmi var evet. Bunu herkes kendine göre açıklayacaktır kuşkusuz, ona da evet. Ama içimizden bazılarının o ritmi daha farklı yaşadığı, yarattığı da bir gerçek.

 

 

 

 

Koşmak… Bu, hayat için bir ritm olabilir mi? Olur diyorsanız, bunun şahikasına Emil Zatopek’ten başkası da çıkmış olamaz herhalde, dediğimde benimle hemfikir olursunuz. Emil Zatopek koşar, sadece kazanmak için değil, koşmak için, koşmayı sevdiği için koşar. Madem koşuyorum, bunu yapabiliyorum o zaman daha çok koşayım, daha hızlı koşayım dediği için koşar. Postmodern edebiyatın yıldızlarından, Fransız romanının önemli temsilcilerinden olan Jean Echenoz ise yazar. Zatopek’in ritmine kendisininkini katar, karıştırır ve yazar. Ortaya kuşkusuz kime ait olduğu bellisiz bir yaşamöyküsü çıkar. Echenoz mu Zatopek’in ritmine karışmıştır, Zatopek mi anlatıcının hikayesine sebep olmuştur? Bu soruyu sormak ne kadar anlamlıysa, verilecek cevaplar anlamdan o kadar azade, o kadar yoksundur.

 

 

 

 

 

Emil Zatopek, nam-ı diğer Çek Lokomotifi. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından tüm hayatı ezip geçercesine başlayanSoğuk Savaş Dönemi’nin en önemli atleti. Tüm zamanların ise en farklı atleti... Bir koşmak değil çünkü onun derdi, bir yaşamak. Fazla yukarıda duran dirsekleri, savrulan kolları, sağa sola eğrilen başı ve buruşan, koştukça daha da ekşiyip buruşan yüzü, çarpılan ağzı… Çünkü koşmak kendisinin de dediği gibi aslında acı veren bir şey, tıpkı yaşamak gibi. Acı veren, ama yine de yaptığınız bir şey… Zatopek’in koşu stili gelmiş geçmiş kimseye benzemez, çünkü bir koşu stili yoktur onun.  İpi göğüslemek için türlü yöntemleri de yoktur.  Antrenörü, etrafında dört dönen doktorları, masörleri de yoktur. Kendisine bir kez bile masaj yapılmasını istemez. Acıyı dindirmek için değil, acıyı hissetmek için yaşamaktadır çünkü, acıyı yaşatmak için koşmaktadır. Sadece, yavaşlayan ve hızlanan, diğer atletlere göre hiçbir anlamı, hiçbir ritmi olmayan bir ritm tutturmuştur.

 

 

 

Jean Echanoz da işte bu sıra dışı ruhun ve bedenin, ritimsiz ritmini tutturarak kaleme almıştır Koşmak'ı. Büyüleyiciliği ondan geliyor. İnsanın içini yakan gerçekliği ise bizzat Emil Zatopek’i saran yaşamdan, yaşamöyküsünden. Nasıl yakmasın? “Marangoz işçisi baba, ev hanımı anne, yedi çocuk, ek gelir yok”.  Bu yüzden fabrikalarda çalışan gencecik Emil için koşmak gibi bir gereklilik, bir lüks de yok. Ancak hiç katılmak istemediği bir yarışta tesadüfen ikinci olunca, neden birinci olmayayım diye düşünüyor ve birilerinin sonradan hesaplayacağı üzere dünyanın etrafında iki tur atacağı o acayip 'koşmak' hali başlıyor. Almanlar çekiliyor, savaş bitiyor, Soğuk Savaş Dönemi geliyor. Ülkede huzursuzluk, muhbirlik, casusluk, baskı hüküm sürüyor, Zatopek koşuyor. 15 yılda 18 dünya rekoru kırıyor, 1948 ile 1954 yılları arasında 10 bin metrede üst üste 38 birincilik alıyor… Çekoslovakya hükümeti onu saklamaya, kaptırmamaya, konuşturmamaya, yarıştırmamaya çalışıyor hep. Ama akan bir suyun önünde ne kadar durulabilirse o kadar işte, Zatopek koşuyor… 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her çıkışın bir inişi de var elbet. Emil, duraksıyor ve yavaş yavaş kaybetmeye başlıyor. Ancak o bundan yana hiç dertli değil. Kaybetse de, koşuyor, koşuyor, koşuyor… Ancak koşmak yetmiyor elbette, Prag baharında ülkeye giren Sovyetler demokratik sosyalizmden yana olduğunu açıkça bildiren Zatopek’i çalışma kamplarına, uranyum madenlerine gönderiyorlar, çöpçülük ve nihayetinde arşivcilik yaptırıyorlar. Olsun, diyor Emil, yumuşak başlı Emil. Buymuş demek ki hak ettiğim…

 

 

 

 

Bu muydu gerçekten de, diye düşündürüyor bizi Jean Echenoz. Spor algısı, insan bedenine tapan, bedenin sınırlarını zorlayan ve bu yolla hep kazanç peşindeki spor düşüncesini sorguluyoruz. Spor yıldızı kavramını, bunun gerçekliğe ve yalanlara değişini sorguluyoruz. Zatopek’i kapatan talihe, fakirliğe ve komünizme yanarken, karşı tarafta olması gereken hiçbir şey bulamadığımıza -artık nicedir kanıksamış olsak da-şaşıyoruz... 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

Kulis

''Roman, Tanpınar'la kendim arasında bir med cezir''

ŞahaneBirKitap

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Editörden

Ülkelerin edebi gündemiyle siyasi gündeminin kesiştiği yerlerin az olduğu düşünülür. Uzaktan bakınca öyledir de aslında. Edebiyat, elindeki en büyük imkân olan “zamandan ve mekândan” bağımsız olma lüksünü kıyasıya kullanır. Bir kitabın yazıldığı koşullar önemlidir ama o kitap yazıldığı zaman ve mekânı da aşarak, dünya edebiyat hafızasının bir yerlerine yerleşir.