Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Acıyı hissetmek için yaşamak, yaşar gibi koşmak




Toplam oy: 1305
Jean Echenoz
Helikopter Yayınları
Emil Zatopek koşar, sadece kazanmak için değil, koşmak için, koşmayı sevdiği için koşar. Madem koşuyorum, bunu yapabiliyorum o zaman daha çok koşayım, daha hızlı koşayım dediği için koşar. Postmodern edebiyatın yıldızlarından, Fransız romanının önemli temsilcilerinden olan Jean Echenoz ise yazar. Zapotek’in ritmine kendisininkini katar, karıştırır ve yazar.

Bizim evrenimizin sesinin 'la' olduğunu söyler fizikçiler. Aynı anda her yerden ve hiçbir yerden gelen başsız ve sonsuz, derin ve karanlık bir la sesiyiz hepimiz. Ya da la ritmiyiz... Hayatın bir sesi, bir ritmi var evet. Bunu herkes kendine göre açıklayacaktır kuşkusuz, ona da evet. Ama içimizden bazılarının o ritmi daha farklı yaşadığı, yarattığı da bir gerçek.

 

 

 

 

Koşmak… Bu, hayat için bir ritm olabilir mi? Olur diyorsanız, bunun şahikasına Emil Zatopek’ten başkası da çıkmış olamaz herhalde, dediğimde benimle hemfikir olursunuz. Emil Zatopek koşar, sadece kazanmak için değil, koşmak için, koşmayı sevdiği için koşar. Madem koşuyorum, bunu yapabiliyorum o zaman daha çok koşayım, daha hızlı koşayım dediği için koşar. Postmodern edebiyatın yıldızlarından, Fransız romanının önemli temsilcilerinden olan Jean Echenoz ise yazar. Zatopek’in ritmine kendisininkini katar, karıştırır ve yazar. Ortaya kuşkusuz kime ait olduğu bellisiz bir yaşamöyküsü çıkar. Echenoz mu Zatopek’in ritmine karışmıştır, Zatopek mi anlatıcının hikayesine sebep olmuştur? Bu soruyu sormak ne kadar anlamlıysa, verilecek cevaplar anlamdan o kadar azade, o kadar yoksundur.

 

 

 

 

 

Emil Zatopek, nam-ı diğer Çek Lokomotifi. İkinci Dünya Savaşı’nın hemen ardından tüm hayatı ezip geçercesine başlayanSoğuk Savaş Dönemi’nin en önemli atleti. Tüm zamanların ise en farklı atleti... Bir koşmak değil çünkü onun derdi, bir yaşamak. Fazla yukarıda duran dirsekleri, savrulan kolları, sağa sola eğrilen başı ve buruşan, koştukça daha da ekşiyip buruşan yüzü, çarpılan ağzı… Çünkü koşmak kendisinin de dediği gibi aslında acı veren bir şey, tıpkı yaşamak gibi. Acı veren, ama yine de yaptığınız bir şey… Zatopek’in koşu stili gelmiş geçmiş kimseye benzemez, çünkü bir koşu stili yoktur onun.  İpi göğüslemek için türlü yöntemleri de yoktur.  Antrenörü, etrafında dört dönen doktorları, masörleri de yoktur. Kendisine bir kez bile masaj yapılmasını istemez. Acıyı dindirmek için değil, acıyı hissetmek için yaşamaktadır çünkü, acıyı yaşatmak için koşmaktadır. Sadece, yavaşlayan ve hızlanan, diğer atletlere göre hiçbir anlamı, hiçbir ritmi olmayan bir ritm tutturmuştur.

 

 

 

Jean Echanoz da işte bu sıra dışı ruhun ve bedenin, ritimsiz ritmini tutturarak kaleme almıştır Koşmak'ı. Büyüleyiciliği ondan geliyor. İnsanın içini yakan gerçekliği ise bizzat Emil Zatopek’i saran yaşamdan, yaşamöyküsünden. Nasıl yakmasın? “Marangoz işçisi baba, ev hanımı anne, yedi çocuk, ek gelir yok”.  Bu yüzden fabrikalarda çalışan gencecik Emil için koşmak gibi bir gereklilik, bir lüks de yok. Ancak hiç katılmak istemediği bir yarışta tesadüfen ikinci olunca, neden birinci olmayayım diye düşünüyor ve birilerinin sonradan hesaplayacağı üzere dünyanın etrafında iki tur atacağı o acayip 'koşmak' hali başlıyor. Almanlar çekiliyor, savaş bitiyor, Soğuk Savaş Dönemi geliyor. Ülkede huzursuzluk, muhbirlik, casusluk, baskı hüküm sürüyor, Zatopek koşuyor. 15 yılda 18 dünya rekoru kırıyor, 1948 ile 1954 yılları arasında 10 bin metrede üst üste 38 birincilik alıyor… Çekoslovakya hükümeti onu saklamaya, kaptırmamaya, konuşturmamaya, yarıştırmamaya çalışıyor hep. Ama akan bir suyun önünde ne kadar durulabilirse o kadar işte, Zatopek koşuyor… 

 

 

 

 

 

 

 

 

Her çıkışın bir inişi de var elbet. Emil, duraksıyor ve yavaş yavaş kaybetmeye başlıyor. Ancak o bundan yana hiç dertli değil. Kaybetse de, koşuyor, koşuyor, koşuyor… Ancak koşmak yetmiyor elbette, Prag baharında ülkeye giren Sovyetler demokratik sosyalizmden yana olduğunu açıkça bildiren Zatopek’i çalışma kamplarına, uranyum madenlerine gönderiyorlar, çöpçülük ve nihayetinde arşivcilik yaptırıyorlar. Olsun, diyor Emil, yumuşak başlı Emil. Buymuş demek ki hak ettiğim…

 

 

 

 

Bu muydu gerçekten de, diye düşündürüyor bizi Jean Echenoz. Spor algısı, insan bedenine tapan, bedenin sınırlarını zorlayan ve bu yolla hep kazanç peşindeki spor düşüncesini sorguluyoruz. Spor yıldızı kavramını, bunun gerçekliğe ve yalanlara değişini sorguluyoruz. Zatopek’i kapatan talihe, fakirliğe ve komünizme yanarken, karşı tarafta olması gereken hiçbir şey bulamadığımıza -artık nicedir kanıksamış olsak da-şaşıyoruz... 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Yazının başlığı da methiye cephesini epeyce açığa çıkarıyor ama en sonda ulaşmam gereken yargıyı en başa taşıyarak atayım ilk adımı: Türkçe yazılan ya da Türkçeye çevrilen kalburüstü bütün tarihî romanları okuduğunu varsayan, kendisi de az çok ilgi görmüş hacimli üç örnekle bu alana katkıda bulunan biri olarak, bugüne dek Moğol Kurdu’ndan daha iyisine rastlamadım.

Ölmek ve gülmek kelimeleri yan yana çok da gelmez. Belki fonetik olarak ya da bir şiirin kafiyesi olduğunda yakalanan uyum kulağa hoş gelse de ölüm ne olursa olsun acı verir insana. Gülecek yanını bulmak zordur ölümün. “Sen adamı öldürürsün” diyerek kahkaha atarken bile güldürmek ve öldürmek aynı cümlede geçti diye kısa süreli bir sarsıntı geçirdiğimiz olur.

Mehmet Akif’in seciyesini en çok şu üç şey inşa etti der Mithat Cemal Kuntay: Kur’anlı ev, pehlivanlı mahalle, müspet ilimli mektep. Bu üç dayanağı anlamak, Türkiye’nin ve şiirin zeminine dair iyi bir fikir verecektir. Akif’te tarih kültürel bir miras değil. O bunu çok erken zamanda anlıyor ve Namık Kemal’in korktuğu varoluş krizinin ortasında kendisini buluyor.

Reenkarnasyon, tarih boyunca birçok coğrafyada bazı farklılaşmalarla olsa da kendisine yer buldu. Dilimize de ruh göçü adıyla aktarılan bu kavram, ruhun bir bedenden diğerine geçerek varlığını sürdürdüğüne dair bir inanç.

Kulis

Bir Rüya Gibi Dağılacak Olan Hokkabazlar Dünyasında Yaşıyoruz

ŞahaneBirKitap

Kaan Burak Şen, yavaştan genç yazar olarak anılmanın sonuna doğru geliyor; Mutlu Kemikler üçüncü kitabı… Kafası bir hayli tuhaf. Şimdilerde bir roman yazdığı da söyleniyor, fakat öncesinde belirtmekte fayda var: Mutlu Kemikler öykü derlemesi henüz çıktı, pek başka bir kitaba benzetilecek bir havası da yok bu kitabın.

Editörden

Tıp ve edebiyat ilişkisi, tıbbın insanla olan ilişkisi gibi tarih boyunca şekil değiştirmiş, her dönem yeni yaklaşımlarla genişlemiştir. Tıbbın tarihi, insan acılarının da tarihidir aslında. Edebiyatın içinde kapladığı yer, diğer bilim dallarından hep daha büyük olmuştur tıbbın.