Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap
sabitfikir - dergi

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

Bir Ailenin En Uzun Yüzyılı




Toplam oy: 9
Ailenin doğup büyüdüğü diyarı terk etmek zorunda kalmaları, Bilecik Pazarcık’ta yeni bir hayat kurmaları ve bu esnada kuşaktan kuşağa aktarılan nice anı, kitabın temel eksenini oluşturuyor.

 

Dedem Balkan Savaşı’nda göçmüş İstanbul’a, anne tarafım ise 93 harbinin önüne katıp Anadolu’ya sürüklediği bir aileden. Onların göçleri, daha sonra yaşadıkları şu an hiç yaşanmamışçasına unutulmuş durumda. Zira onca yaşanmışlıktan benim hafızama kadar ulaşabilen hatıraların toplamı yarım sayfayı aşmaz. Hatıraları yaşayanlar da hafızalarında taşıyanlar da vefat etmiş durumda olduğu için geri dönüşsüz bir şekilde unutulmuş durumda her şey. Bu hatıraların bana kadar intikal etmemiş olması sebebiyle nasıl bir hazineden mahrum kaldığımı ise şair Emel Özkan’ın üçüncü kitabı Deliorman’dan Çıktım Yola’yı okuyunca fark ettim. Emel Özkan’ın Balkan muhaciri ailesinin 99 yıllık hikâyesini kayıt altına alan kitap, bu ülkenin başına gelen en büyük ama sessizliğe mahkûm edilen Balkan faciasının önüne katıp sürüklediği bir ailenin hafızasını okura iletiyor.

 

1880 yılında başlıyor Deliorman’dan Çıktım Yola ve 1979 yılına dek ulaşıyor. Bir ailenin en uzun yüzyılı olarak tanımlayabiliriz bu kitabı. Ailenin doğup büyüdüğü diyarı terk etmek zorunda kalmaları, Bilecik Pazarcık’ta yeni bir hayat kurmaları ve bu esnada kuşaktan kuşağa aktarılan nice anı, kitabın temel eksenini oluşturuyor.

 

Sadece bir ailenin hikâyesi değil Deliorman’dan Çıktım Yola. Bir zamanın, bir muhitin de hikâyesi aynı zamanda. Pazarcık’ın Düğünleri, Kasabada Geçim Yolları, Kasabanın Kahvehaneleri, Kasabanın Camileri, Pazarcık’ın Meşhur Simaları gibi daha başlığından nasıl bir halk hazinesinin eşiğinde olduğumuzu bildiren bölümlerle ilerliyor kitap. Hıdrellez kutlamaları, yağmur duası, harman, kış hazırlıkları, bayramlar, aşure hazırlıkları gibi emsallerine Ahmet Rasim’in, Refik Halit’in metinlerinde İstanbul’un geçmişi için rastlayabileceğimiz pek çok önemli unsur Emel Özkan’ın akıcı anlatımıyla da bu kez Anadolu’da bir muhacir ailesinin hafızası üzerinden kitaplaşıyor. Hele hele bir “cumhuriyet balosu” bölümü var ki, emin olun o kısacık bölümün bende uyandırdığı çağrışımlar ve yorumlar rahatlıkla sekiz-on sayfalık bir metne tekabül edebilir.

 

Kitabın bir başka önemli yanı ise sadece yaşantının değil dil ve edebiyatın da kaydedilmiş olması. Pek çok deyim, atasözü, mani, ağıt, türkü yaşandığı bağlam içinde aktarıldığı için birer kelime grubu olarak değil nefes alıp veren bir hayat bütünü içinde okura ulaşıyor. Bu da kitabın kıymetini bir kat daha artırıyor elbette. Kitapta yer alanfotoğraflar da anlatılanları tamamlayan önemli bir unsur. Mesela pek çok metinde okuduğum talika adlı binek arabasının fotoğrafını ilk kez bu kitapta gördüm. Muhtemelen benim dedem de doğup büyüdüğü yerden böyle bir araba ile göçtü. Fotoğrafı görmüş olmam onun ve ailesinin yaşadıklarını düşünmeme sebep oldu.

 

Emel Özkan’ın Deliorman’dan Çıktım Yola’sı türünün iyi bir örneği. Umarım bu tarz sözlü tarih çalışmaları, anılar, monografiler, biyografiler çoğalır da hafızamızın nisyan ile malûl olması bir nebze şifa bulur.

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Hayal edin. Bir mutluluk ve özgürlük hayali olsun ama bu. Bireysel, hatta bencilce isteklerinizi de kapsasın, tüm dünyayı ve insanlığı da içine alsın. Geleceğe dikin gözünüzü, tüm tarihi, geçmişi, mitleri, efsaneleri, masalları da koyun çantanıza. Sıkıcı olmayı unutun ama, eğlenceli, alaycı, neşeli, uçucu bir hayal dünyası kurun...

Bir ev düşünün... Büyük, karanlık, kasvetli; soğukla, fısıltılarla, gölgelerle ve kitaplarla dolu... Binlerce ciltli kitap düşünün; sahibi onlara kitap değil, zehir, diyor. Zehirle dolu kitaplar, erotizmle, sapkınlıkla, şehvetle dolu kitaplar... Ve bu kitapların başında iki genç kadın, birbirini seven, birbirinden nefret eden iki kadın.

Mercé Rodoreda ile tanıştınız mı? Ve onun Natalia’sıyla... Çok kıymetli ama çok geç bir tanışma olacak bu hepimiz için. Çünkü Türkçeye yeni çevrilen Güvercinler Gittiğinde, dünya edebiyatının başyapıtlarından biri. Aynı zamanda edebiyatta kadın dilini arayan yazarların yoluna ışık tutacak yetkinlikte bir dile, romanın insan ruhunu arayan doğasını kavrayan güçte bir anlatıma sahip.

Söyleşi

Selim İleri ile edebiyat ve hayat hakkında

ŞahaneBirKitap

Kardeşlik köprüydü, herkes yerinde durdukça yıkılmayacak bir köprü, ayakları ayaklarımız olan. İki yakamız bir arada olacaktı sabit oldukça kademlerimiz. Kardeşlik perdeydi, ayrı düşsek de yırtmayacağımız bir perde, sinema perdesi değildi fakat başkalarının üzerinde kendi filmlerini oynatacağı.

 

Editör'den

Edebi türler arasındaki tartışmaları her zaman büyük bir keyifle izlemişimdir. Bu tartışmalar arasında kuşkusuz, hangi türün daha eski olduğuna dair tartışma, yazarları, şairleri ikiye böler. Şairler, şiirin en eski edebi tür olduğu iddiasındadırlar. Hikâyeciler ise insanın “tahkiye” etme ihtiyacından dolayı hikâye türünü ilk insana kadar dayandırırlar.