Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

"Hayattır. Sen buna roman dersin"




Toplam oy: 938
Sezgin Kaymaz
İletişim Yayınevi
Deccal'ın Hatırı, Türk edebiyatında yazılmış en cesur aşk romanlarından biri olarak anılacak; aşkın kültüre, kalıplara, kavramlara ve kurallara sığmayan yanını böyle ele alabildiği için.

Daha önce de söylemiştim, Uzun Harmanlarda Bir Davetiz Misafir'i okuduğum günden beri Türk edebiyatında beni en çok şaşırtan yazarlardan biri olageldi Sezgin Kaymaz. Olağanla olağanüstünü bir arada kavrayış biçimiyle, eserlerinin kurgusuyla, hem zamanın, gündeliğin bu kadar içinde olup hem de insana ve edebiyata bu kadar dışarıdan bakabilmesiyle… Yazar, son romanı Kün’ün üzerinden çok kısa bir süre sonra yeni bir romanla daha karşımıza çıkmasıyla şaşırttı beni bu defa. Üstelik de devamı olacağı belli bir hikayeyle. Deccal’in Hatırı altında Sevinç Kuşları 1. Şaşırtıcı olan sadece bu değil tabii. Deccal’in Hatırı’nın sıkı bir aşk romanı olması. Sıkı bir cinsel kimliksiz aşk romanı olması!

 

Deccal’in Hatırı’nın Sezgin Kaymaz külliyatında çok ayrı bir yeri olacak. Bunu şimdiden biliyorum. Her şeyden önce onun bugüne kadar kaleme aldığı hikayeler içinde fantastik unsurları en az olan roman olarak anılacak; belki de hayatın ve aşkın tüm olağanüstülüklerden daha olağanüstü olduğunu bildiği için. Türk edebiyatında yazılmış en cesur aşk romanlarından biri olarak anılacak; aşkın kültüre, kalıplara, kavramlara ve kurallara sığmayan yanını böyle ele alabildiği için. Ve gevezelik eder gibi diyalog yazma becerisinin en iyi örneklerinden birini yine bu hikayede sergilediği için.

 

 

Gelelim hikayemize. İrfan, dokuz aylık hamile olan annesinin karnında şişlenmiş, hem kör hem topal hem de çolak olarak hayata tutunmayı başarmış inatçı bir velet. Onun hikayesini çözmeye çalışan polis Hayri, rantçı Teoman, deli/dahi doktor Veysel ve mafya babası Celal yani Deccal. 1980’lerin sonunda Ankara değişiyor, hikayemiz gelişiyor. Hayat tuhaf bir şekilde İrfan’ı yaşatmaya çalışırken, tüm kahramanlarımız aşkla tanışıyor. Ama ne aşk! Kadının kadına, erkeğin erkeğe, bir bebeğin hayata, bir doktorun ölüme, bir kötünün iyiliğe, bir psikiyatristin intihar eğilimine aşkı. Aşkın her türlüsü cirit atıyor hikayenin ve kahramanların ruhunda. Onlar aşkın, biz okurlar nefes nefese ilerleyen hikayenin peşinde koşuyoruz. Hayri, annesinin son nefesinde ona emanet ettiği İrfan’ı alabilecek mi? Teoman’ın 15 bin tapuluk rant aşkı neye evrilecek? Kötülükle iyiliği getiren Deccal nereye kadar devam edecek? AIDS’li Bayram’a aşık olan Veysel, sevişe sevişe ölmeyi becerebilecek mi… gibi.

 

Ama soruların yanıtlarının çok da mühim olmadığını biliyoruz. Sezgin Kaymaz, kaleme aldığı her hikayede olduğu gibi varlığa, gerçeğe ve yalana dair aklımızı kurcalamaya, kendi dilinin, hikayesinin felsefesini kurmayı başarıyor Deccal’in Hatırı’nda da. “Mübarek ne, lanetli ne?/ o da sen, bu da sen…” diyen ve daha daha neler diyen Mesnevi eşliğinde iyilikle kötülük, aşk ile aşk sarhoşluğu arasında salınıp duruyor. Ve çok karakterli/ çok kahramanlı, çok olaylı/ çok oyuncaklı, çok laflı/ çok düşünceli bir hikayenin altından; fire vermeden, onu neredeyse hiç sarkıtmadan, okuruna yanlış yapmadan kalkıyor.

 

Sözün kısası İrfan doğdu, yaşasın İrfan diyor ve Sevinç Kuşları’nın devam hikayelerini merakla beklemeye başlıyoruz.

 

* Görsel: Jonathan Martel

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Haruki Murakami’nin Türkçeye yeni çevrilen romanı Dans Dans Dans’ını Renksiz Tsukuru Tazaki’nin Hac Yılları ve Yaban Koyununun İzinde romanlarıyla birlikte değerlendireceğim. Dans Dans Dans’la Yaban Koyununun İzinde’nin kahramanı aynı. İki roman boyunca onun başından geçmiş türlü olayları okumamıza rağmen, ismini halen bilmiyoruz.

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Kulis

''İnsan Ancak Kendine Dışarıdan Bakınca Hakikati Fark Edebiliyor''

ŞahaneBirKitap

Şiir bir dil işçiliği olduğu kadar bir anlam işçiliğidir de. Çünkü dil bize aynı zamanda bir inceliğin adresini verir. Dilin doğduğu yer, bir ömür insanın yazgısıyla birlikte kol kola yürür. Tohum orasıdır. Dünyanın, adına ömür dediğimiz yaşamak kavgasının başladığı yerde olanca müşfikliğiyle dili görürüz. Dili yani anlama ve kavrama çabamızı.

Editörden

Ursula K. Leguin dendiğinde aklımda hep nitelikli ve bilgece hayaller kurmayı öğreten Batılı bir nine imajı beliriyor. Ursula’yı yalnızca bir hayalci olarak da niteleyemem doğrusu. Bilim Kurgu türü içindeki en filozof yazardır Ursula. Sadece yepyeni bir evren kurmakla kalmaz. Dünyamıza dair bazı kavramları da yerinden oynatır.