Sabitfikir
Künye | Yazarlar | Giriş Yap

   

Şahane Bir Kitap


Şahane Bir Kitap

İlk tuğlanın usulca kabuk bağlamasına…




Toplam oy: 881
Murathan Mungan
Metis Yayınları

Toplama yazıları hiç sevmem, yazar ve yayıncı bir olmuşlar, sinekten yağ çıkarıyorlar gibi gelir. Toplama yazıları çok severim, belki artık hiç ulaşamayacağım bir kitabın içinden çıkagelen parçalarla gayet zamansız olarak karşılaştığım ve önümde etrafa dağılmış çeşitli parçalardan yeni bir şeylerin inşa edilme sürecine ortak olduğumu hissettiğim için. Aklım mı karışık, ya da nerede duracağımı mı bilemiyorum acaba? Sanırım aynı anda hepsi ve hiçbiri. Tamamen kitaba bağlı yaşayıp gidiyorum işte, onun beni götüreceği yere götürmesini bekliyorum sadece. Tuğla, bir şair ve yazar, bir yazın insanı olarak –ki ne kadar üretken olduğuna hem şahidiz, hem şaşıyoruz- Murathan Mungan’ın çeşitli tarihlerde kaleme aldığı denemeler. Tuğla gibi mi? Değil. En azından kalınlık açısından. Tuğla gibi mi, evet öyle; yazının ateşinden geçirilerek pişmiş bir tuğla, hani duvarların, evlerin olmazsa olmazlarından.

 

“Taş taş üstüne koyar gibi örüyorum beni bugünlere getiren yolu; yazıdan ördüğüm, sonra ardına çekildiğim duvarı…Tuğla, ateşin imtihanından geçer ilkin. Nefesimi üflediğim yazı’mı bırakıyorum ben de ateşin imtihanına… (…)Kendi fırının ağzında terlediğin onca zaman; emeği, verimi cömert kullanılmış onca yıl, bir bakarsın yalnızca bir tuğla…”

 

Emeği, verimi cömert kullanılmış onca yıl… Ne kadar doğru söylüyor Mungan. Emeğini, verimini onca yıl ne kadar sakınmadan, ne kadar cömertçe verdi biz okurlarına. Murathan Mungan, şiirlerine–sanırım her Türk okuru gibi- çok erken yaşlardan itibaren vurulduğum bir şair; buna karşın öykülerine, romanlarına çok geç ısındığım bir yazar. Yıllandıkça güzelleşir ya bazı insanlar, sanırım bazı yazarlarda da öyle oluyor. Kimileri yazdıkça, çok yazdıkça, kendilerini daha çok, daha çok ortaya attıkça edebiyatlarından kaybediyorlar, düşüncelerinden ve hayallerinden azılıyorlarken, kimileri Murathan Mungan gibi çoğalıyor, büyüyor, büyülüyorlar günden güne…  Mungan’ın Tuğla'sı bir okur ve bir eleştirmen olarak benim için bu yüzden çok önemli, yıllar içinde edebiyatın soluğuyla pişmiş tuğlayı elimde evirip çevirip, pürüzlü yüzeyine, çentiklerine, işçiliğine bakıyorum. Bir yazın insanı olarak Murathan Mungan’ın “kendini bir kahraman olarak var etmeye çalışan yazar” düşüncesinin dışına çıkarak, samimiyetle bir kahramana dönüşünü izliyorum. 

 

Neler var, neler yok peki Tuğla'nın içinde? Bir kere yazar eski yazılarını son kez topladığını belirtiyor, bunun altını çizmek gerek. Bu anlamda Mungan’a göre bu son tuğla, geçmiş malzemeye yapılan son müdahale… 

 

Kitabını bulamamış yazılar, sipariş denemeler, ilk imzanın gölgesini taşıyanlar, resimli olanlar… Mungan sözgelimi Cemal Süreya’yı maviden, Ziya Osman Saba’yı tüm zamanlara yayılan hatıralarından, Ahmet Arif’i cıgarasındaki karanfil kokusundan, Halit Ziya Uşaklıgil’i boğazına düşkün roman kahramanlarından tutuyor. Ya da bırakıyor geçsin zaman, dil buna müdahale etmesin, edemesin. Yazıların arasındaki boşluklar, zaman farkları bu yüzden haz dolu ve uçucu. Rahat bir soluk alır gibi ve nihai bir şekilde nefeslenir gibi okuyorum Tuğla’yı. Hiç adetim olmadığı halde, bazen sıradaki denemenin ne olacağının heyecanından bir tanesine odaklanamıyor, parça parça oradan buradan okurken yakalıyorum kendimi. Bir ziyafet sofrası başında çırpınan aç gibi… 

 

 

Yorumlar

Yorum Gönder

Yeni yorum gönder

Diğer Şahane Bir Kitap Yazıları

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Amerikan psikolojisi ve varoluşçu psikoterapinin önde gelen isimlerinden Rollo May, Yaratma Cesareti adlı o pek ünlü kitabında, modern-kapitalist sarsıntı çağının bizleri bir şeyler yapmaya, üstelik yeni bir şeyler yapmaya çağırdığından bahseder.

Osmanlı Devleti’nin kuruluş dönemine dair ilgi, Diriliş Ertuğrul ve Kuruluş Osman gibi dizilerin de etkisiyle son günlerde iyice arttı.

Siyaset Bilimi Profesörü Mim Kemal Öke’nin tarihi romanı Biat - Bir Turgut Reis Hikâyesi, okuyucularıyla buluştu. Adından da anlaşılabileceği gibi romanın ana ekseninde, yazarın çocukluğundan bu yana “kahramanı” ve “rol modeli” olarak nitelediği, deniz korsanlığından Osmanlı döneminde “Akdeniz leventleri kaptanlığına” kadar yükselen Turgut Reis’in yaşamöyküsü yer alıyor.

 

“Aşk hata yapabilen Tanrı’sı olan bir din yaratmaktır” diyor Borges. Peki ya bu aşk hata yapabilen tanrıların doluştuğu bir topluluk yarattıysa? Öyle ki toplum bir nevi âşıklar ve âşık olunanların bir aradalığı veya onlardan fazlası olamaz mı? Sosyolojik problemler öncelikle kronolojik bir seyir ile araştırır nesnesini. Bereket versin ki aşk zikredilmez teorilerin çoğunluğunda.

Kulis

''Alimlerin Yaşadığı Evde Kedi de Alim Olur''

ŞahaneBirKitap

Rumen düşünür E. M. Cioran, kendisiyle yapılan söyleşilerden mürekkep bir kitap olan Ezeli Mağlup’taki söyleşilerinden birinde, kendi yazma serüveni üzerine şunları söyler: “Eminim ki eğer kâğıtları karalamasaydım, uzun zaman önce kendimi öldürmüş olurdum.

Editörden

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.

Hatıraları bile yaşamıyor artık

Tarih kitaplarının resmettiklerinden

Ve kanımıza karışan

Kanımızdan taşan şarkılardan başka

Şarkılar

Zenci diline yabancı

Ve hüzünlü kelimelerle söylenmiş.

Çoktandır

Öylesine uzak ki bize

Afrika.